Potsdam Jeobilim Araştırma Merkezi’ndeki bilim insanları iklim değişikliğini ölçülebilir hale getiriyorlar. Geçmişe dönüp bakmak özellikle araştırmacılar için aydınlatıcıdır.

Muhtemelen geleceğin en büyük meydan okumasını daha iyi anlamak için, insanın özellikle uzak geçmişe bakması gerekir. Bu; iklim değişikliği üzerinde çalışılırken politika, toplum ve bilimle ilgili olan sayısız özellikten biridir. Alandan olmayan kişiler, dünyanın oluşum tarihinin geniş kronolojisinde düşünmekte genellikle zorlanırlar. Reinhard Hüttl, Potsdam’da bulunan Alman Jeobilim Araştırma Merkezi’nin yönetim kurulu başkanıdır ve yeryüzündeki “dinamik değişimlere” aşinadır.

Kısa bir süre önce Alman Jeobilim Araştırma Merkezi, Kiel’deki Helmholtz Okyanus Araştırmaları Merkezi’nden araştırmacılarla birlikte oldukça ilgi çeken bir yayını kamuoyuna sundu. Burada araştırmacılar, 252 milyon yıl önce gezegendeki en büyük kitlesel yok oluşlardan birini analiz ettiler. Bu yok oluş, muhtemelen günümüz Sibirya’sında meydana gelen yüksek volkanik aktivite tarafından tetiklendi.

Toplamda tüm deniz yaşamının yüzde 95’i ve karadaki hayvan ve bitkilerin yaklaşık yüzde 70’i yok oldu. Bu kitlesel yok oluş, dinozorların bir asteroit (gökcismi) tarafından yok edilmesinden çok önce gerçekleşti. Hana Jurikova ve Hüttl’ün araştırma merkezinden araştırmacılar tarafından “Doğa Yerbilimleri” alanında yapılan çalışmanın sonucuna göre; karbondioksit ve diğer sera gazlarının dünya atmosferine büyük oranlı girişi nedeniyle o dönemde meydana gelen değişiklikler önümüzdeki yıllarda iklimin geleceği için iyiye işaret etmiyor.

Reinhard Hüttl, “Dünyanın herhangi bir yerinin depremle sarsılması veya bir volkanın patlaması insanları hep rahatsız etti.” diyor. Ancak günümüzde eskisinden oldukça farklı olan bir şey var: İnsanlar artık doğal afetlere teslim olmuyor, onları değiştiriyor. İnsanoğlu, iklim değişikliğine neden olarak kendisi için yeni bir tehdit oluşturuyor.

Hüttl, Alman biliminin en etkili figürlerinden biridir. Üç yıl öncesine kadar, sözlerine siyasetin kulak verdiği önde gelen Alman araştırmacıların oluşturduğu Acatech Bilim Akademisi’nin başkanıydı. Şansölye Angela Merkel, Hüttl ve topluluğunun kendisini davet ettiği büyük resepsiyonlara katılırdı.  Merkel ayrıca Hüttl’ü birçok kez kendi danışma kurullarına çağırdı. Örneğin 2011 yılında Fukushima’da gerçekleştirilen Enerji Etik Komisyonuna davet etmişti. Hüttl, aynı zamanda Orman Politikası Bilimsel Danışma Kurulu ve Biyoekonomi Araştırma ve Teknoloji Danışma Kurulu üyesidir.

Su nereye gitti?

Enstitünün 63 yaşındaki yöneticisi, iklim değişikliğinin sonuçlarıyla ilgilenen bazı kişiler gibi koyu aktivist değil. Sakin ve akla uygun biçimde şu açıklamayı yapıyor: “Yeryüzündeki iklim değişikliği artık bir model hesaplama değildir. Gözlerimizin önünde gerçekleşiyor ve ölçülebilir. Bir bilim insanı olarak bunu topluma göstermek benim sorumluluğumdur.”

Hüttl bunun için elle tutulur, gözle görülür bir örnek veriyor. Başında olduğu kurumun en yeni yayınlarının, ‘’Grace’’ ve kendi deyimiyle 20 yıldır 90 dakikada bir kafamızın üstünde dönen ‘’GRACE-FO’’ uydu ikililerinden gelen verileri raporladığından bahsediyor.

Çok basit bir ifadeyle; Almanya dahil, üzerinde uçtukları ülkelerin ağırlıklarındaki değişiklikleri tarttıkları söylenebilir. Burada bilim insanları geçen yılki kurak geçen yaz mevsiminde Almanya’da 37,5 milyar ton suyun kaybolduğunu kanıtladılar. Hüttl, ”Ormanlarımızda gördüğümüz kurumuş ağaçlar bu dönüşümün sonucudur.” diyor. Araştırma merkezinden elde edilen diğer veriler, iklim değişikliğinin nedenini bulmaya yardımcı oluyor. Bu veriler, Kuzey Kutbundaki buz kayıplarının kütle ölçümlerini gösteriyor. ”Orada sıcaklık ılıman enlemlerde iki, bazı yerlerde üç kat daha hızlı yükseliyor.” diyor Hüttl.

Hava karışıyor

Kuzeydeki sıcaklık, kuzey yarım küredeki hava sistemlerini bozuyor. Jet akıntısı, yani 8 ila 12 kilometre yükseklikteki güçlü batı-doğu rüzgârı gücünü kaybeder ve dolayısıyla yağmur kaynağı da azalır.

Hüttl; “Artık rahatsız edici takviye mekanizmaları görüyoruz. Artan orman yangınları, kutup bölgelerindeki buzulların erimesiyle daha fazla sera gazı salınmaktadır.” diyor. Dünya çapında endüstriden, trafikteki araçlardan, soba ve kaloriferlerden her yıl 37 milyar ton CO2’in havaya salınmasının elbette sonuçları olacaktır. Karbondioksit, milyonlarca yıldan bu yana gezegendeki jeolojik süreçlerle güvenli bir şekilde yeraltında muhafaza edilmiştir.

Hüttl’ e göre, araştırmasının sosyal algısında bazı şeyler değişti: İnsanlar artık bulgulara güveniyor. “Bundan ciddi şekilde şüphe duyan politikacı neredeyse hiç kalmadı.” Aynı şey, iklimi koruma bakımından harekete geçilmesi gerektiği anlaşılmış olan ekonomi için de geçerlidir. Hüttl, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in iklim tarafsızlığı açıklamasını ‘’belli bir konumlandırma’’ olarak görüyor. Şimdi bunun için teknik çözümler bulmak günümüz bilim insanlarının görevidir.

Yazar: Gerald Traufetter

Kaynak: Spiegel

Çeviren: Naci Pektaş

Düzenleyen: Gözde Alkaya