Japonya’da Proleter Edebiyatına Bu İlgi Patlaması Neden? Kobayashi Takiji Anıtı ve Fabrika Gemisi

Şubat 2009’da, Tokyo’daki Narita Havaalanının uluslararası terminalinde bulunan bir kitabevindeyken Kobayashi Takiji’nin 1929’da yazdığı romanı Kani Kosen’a (Fabrika Gemisi) 2008 yılının en çok satanlar rafında rastladım.

Kani Kosen, Tokyo Narita havalimanının uluslararası terminalindeki Tsutaya kitabevinde 2008 yılının en çok satanlar listesinde 13. sırada

İki genç Japon kadın çok satanlar rafının yanında durdu ve biri, kitabı incelemeye koyuldu.  Japon proleter edebiyatını araştırdığımı açıklayarak onlara neden bu kitapla ilgilendiklerini sordum ve “Kani Kosen son zamanlarda fazlasıyla gündemde.” yanıtını aldım. Ama gel gelelim, kitabı ne aldılar ne de okudular.

“Son zamanlarda fazlasıyla gündemde.”  Birçoğunuzu şaşırtacak olan, yazıldığı günden itibaren yaklaşık 80 seneyi ardında bırakmış proleter romanı olan Kani Kosen’ın tirajı 2008’de yaklaşık 5.000 kopyadan 500.000’in üzerine çıktı ve bu, pek çok okuyucuya ulaşmış olabilecek dört manga versiyonunun satışlarını içermiyor.

Kani Kosen’in dört manga versiyonu

2008 sonbaharında, Kani Kosen patlaması olarak adlandırdıkları durum kadın moda dergilerinden Playboy’a, televizyondaki haberlere, gazetelere ve blog dünyasına kadar her alana damgasını vurdu. Norma Field, bu patlamanın gelişiminde gösterilen muazzam çabaları, beklenmedik bir destekçiden gelen finansal kaynağı ve meydan okurcasına tavırlar sergileyen akademisyen topluluğunu, ekonomik çöküşün aksine kitabevlerinin serendipliğini ve Kobayashi Takiji’nin mirasını yeniden tanımlamak için aydın kesimin yeni türleri sahiplenmesini ince ayrıntılarla ele aldı. Özetlemek gerekirse, Field bunu saf bir tesadüfün, mutlak gerekliliğin, ticari iştahın ve insan ihtiyacının mucizevi bir buluşması olarak kabul etmekte. Öyle ki, bu ilgi patlamasının etkisi olarak fiillerin de dahil olduğu yeni ifadeler oluşturuldu: Kani Ko Suru (işçi sınıfını aşağılamak) ve feryat figan anlamına gelen “kore ja maru de kani ko da naa!”.  2009 yılının Mayıs ve Haziran aylarında, Tokyo’da iki aşamalı uyarlamalar yapıldı ve 2009 yazında, gişe rekorları kıran yönetmen SABU, büyük bir sinema filmi için kollarını sıvadı. [3]  Medyadaki tepkiler Komünist yazar tarafından kaleme alınan kitabın çok satan olmasındaki şaşkınlıklarından, “kayıp kuşak” olarak bilinen genç kitlenin, sonunda (belki de) politikaya ilgi duymaya hazır oldukları konusunda iyimserliğe kadar çeşitlilik gösteriyordu.

1991’de ekonomik balonun patlamasından bu yana belirsiz bir ekonomik büyüme ile karşı karşıya kalan koca bir nesil, ebeveynlerinin sırtlarını dayadıkları güvenceler olmadan büyüdü.  Bununla birlikte her yerde kapitalizm için bedbaht bir yıl olan 2008, Japonya’da özellikle dayanılmaz etkilere sahipti. [4]  Geçici işçi alan kurumlar (haken gaisha), ciddi bir şekilde yaralanmış sistem üzerinde yapay bir solunum cihazı haline geldi ve bu, işçi sınıfının dünyayla kolektif bir ilişki içinde olmasını sağladı ve olası bir kalp krizini önlemek için yalnızca yeterli sayıda çalışanı bünyesinde tuttu.  “Yoksul işçi” (wakingu pu-a), “bölünmüş toplum” (kakusa shakai) ve kullanımı son bir ya da iki senedir yaygınlaşmış dillere pelesenk olmuş “precariat” (“proletarya” ve “güvencesiz” kelimelerinden oluşan yeni bir anlatım) ekonomik umutsuzluğun dilbilimine yansıyan halleri haline geldi.  Şubat’ta Akutagawa Ödülü almış, üç farklı işte çalışan ve aşırı pahalı seyahat hayalleri kuran, bileklerini kesmiş bir kadın hakkında yazılmış bir roman olan “Boats of Pothos Lime”, ‘geçici işçi sınıfı’ edebiyatında takdire değer görüldü.  Uluslararası terminalde karşılaştığım iki kadının yaptığı tatilin ne kadar pahalı olabileceğini merak ederken buldum kendimi. Yurtdışı seyahetleri ile Kani Kosen’a olan ilgileri (veya en sonundaki ilgisizlikleri desek daha doğru) arasındaki ilişki neydi?

Hayranları tarafından hitap edildiği haliyle Takiji (1903-1933), proleter edebiyat akımına yazar, aktivist ve daha sonra 20 Şubat 1933’te yüksek tabanlı polisler tarafından sorguya çekilip işkence görünceye kadar Komünist Parti üyesi olarak dahil oldu. Daha yalnızca 29 yaşındaydı. 

Takiji Kobayashi (1903-1933)

Japonya’da savaş öncesi dönemde, yaklaşık on yıl boyunca proleter yazarlar, Japon emperyalizmine bitmek bilmeyen eleştirilerini ifade edip Japonya’nın kapitalizmle olan ilişkisini, devlet düzeninin suçluluğunu ve emekçi kitlelerin karşı karşıya kaldıkları adil olmayan iş yükünü gün yüzüne çıkardılar.  Kani Kosen (1929) bu sorunları, bir türlü anlaşamayan Japonya ve Rusya suları arasında yol alan bir yengeç konservesi gemisinde ele aldı. 

Kani Kosen ‘patlaması’ ve bu proleter yazarın mirası hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterken kendimi, karlı bir havada Hokkaido’da bulunan Otaru’ya doğru Takiji’nin kitabını Japonca yayınlayan Norma Field ile, yazarın ölüm yıldönümü olan 20 Şubat’ta düzenlenen anma törenine giderken buldum.  Field’a pek çok soru yönelttim.  Her şeyden çok bilmek istediğim, gençlerin Kani Kosen’ı okumuş olup olmadıklarıydı.  Ne düşünüyorlardı?  Bu sadece geçici bir moda akımı mı yoksa başka bir şey miydi?  Tabii ki, bu yüzden havaalanındaki genç kadınlara yaklaştım.  Ve o anekdottan görebileceğiniz gibi aradığım cevapları bulamadım.  Fakat bilgi edinme beklenmedik şekillerde gerçekleşir ve bu rapor öğrendiklerimin bir sonucudur.  Genç ve aktivist yazarı şekillendiren koşullar hakkında daha fazla bilgi edinmek için Takiji’nin 4 yaşından, genç bir adam olup Tokyo’ya gideceği güne kadar yaşadığı karlı ve zaman zaman tipinin boy gösterdiği Otaru sokaklarında yürüdüm.  Otaru’da iki anma törenine katıldım. Biri gün boyunca kabrinde süren, diğeri ise 450 kişilik bir salonu dolduran bir akşam etkinliğiydi.  Ve ben yalnızca olan biteni dinlemekteydim.  Raporumun devamında amatör belgeselimi oluşturan üç bölümle karşılaşacaksınız: Birinci Bölüm: Tatarji’nin Otaru’daki Hayatı; İkinci Bölüm: Kabrindeki Tören; ve Üçüncü Bölüm: İlgi Patlamasının Anlamı. 

Takiji’nin Otaru’daki Hayatı

Hokkaido’daki endüstriyel bir liman kenti olan Otaru’da, Kani Kosen’in, gençlerin protesto kültüründe henüz kendini gösteremediği gerçeğiyle yüzleştim ancak Takiji’nin kabri ve memleketine karşı takındığı iddialı tavrı ile gözle görülür bir heyecanı şehre taşımıştı. Tıpkı diğer yazarlarda da olduğu gibi, okurların yazar için önemli olan yolların izini sürmesi için Takiji’nin “edebi yürüyüşler” ini anlatan kitaplar bulunmakta. Fakat dahası ilgi patlamasının bir sonucu olarak, Norma ile katıldığım bir JTB (Japonya Turist Bürosu) otobüs turu da var.

Takiji Anıtı etkinliğini duyurusu

Bu gezi, Takiji, Ito Sei (1905-1969), Oguma Hideo (1904-1940) ve daha birçok özelliğe sahip olan Otaru Edebiyat Müzesi’nde başlıyor.  Müze müdürü ve rehberimiz olan Tamurawa Kaoru, müzedeki ilginin ‘patlamadan’ kaynaklandığını ancak ziyaretçilerin de aslında Takiji’nin yaşam  tarzından çekinen insanlar olduğunu ifade ediyor ki bu da aktivizmle hiçbir şekilde örtüşmemekte. Daha sonra pembe tur otobüsümüz bizi müzeden alıp Otaru’ya götürüyor ve kabre özel bir ziyaret yapılıyor.  Yaklaşık bir düzine insandan tek 40 yaş altı olan benim.

Takiji nasıl proleter bir yazar ve aktivist oldu?  Takiji 4 yaşındayken ailesi Otaru’ya taşınmış.  Norma Field’ın açıkladığı gibi Otaru, Takiji’nin yoksul ailesi için bir fırsat olan yarı-sömürgeci bir sınırdı ve girişimci bir amcanın maddi yardımı sayesinde Takiji, liberal Otaru Ticaret Yüksek Okulu’nda (şimdiki Otaru Ticaret Üniversitesi) donanımlı bir eğitim aldı.  Mezun olduktan sonra, Hokkaido Sömürge Bankası’nda yani Otaru’nun “Wall Street”inde iyi bir iş buldu.  Daha sonra, kadın ve çocukların acılarını anlatan ilk kurgusunun bir modeli haline gelen ve seks endüstrisinin belli belirsiz alanlarında yer alan Taguchi Taki ile ilişki yaşamaya başladı. Bankada çalışırken, “15 Mart 1928” (1928), “Kani Kosen” (1929), “Fabrika Hücresi” (1930) ve son çalışması olmasının yanı sıra işten çıkarılmasına neden olan Uzaktaki Ev Sahibi’nin (1930) de dahil olduğu en ünlü eserlerini yayınladı. Benim için en değerli şey ise, Norma ve Takiji hakkında pek çok şey bilen rehberlerin eşliğinde, bir kraterden limana uzanan dik yokuşlu ve kar kaplı sokakları gezmek oldu. Yaptığımız ziyaretler arasında limanın aşağısındaki eski evi, “Cehennem Tepesi” denilen uzun dik tepeden aşağıya doğru yürüyerek ulaştığımız muazzam liman manzarası (açıklama için aşağıdaki belgeseli izleyebilirsiniz), şimdi bir butik otel ve çikolatacı olan Hokkaido Sömürge Bankası, eski kanala yakın bir yerde bulunan resmedilmeye değer yüz yıllık ambarları, kız arkadaşıyla buluşmak için gizlice kaçtığı söylenen dağ tapınağı, Temiya’nın işçi sınıfı mahallesi yer aldı. 1927’de Tokyo’nun kuzeyinde yapılan en ihtişamlı “Mayıs Günü” gösteri alanını gezdik, “Fabrika Hücresi”nin geçtiği Hokkai Seikan Fabrikası’nı da ziyaret ettik. Bunların yanında 15 Mart 1928’deki kitlesel tutuklamalarda tutuklananların işkencesiyle kötü nam salmış polis karakolunu da gördük.

Takiji’nin Otaru Edebiyat Müzesi’ndeki bronz maskesi. Tabelada “Dokunabilirsiniz” yazıyor

1930’da Tokyo’ya taşınan Takiji, devrimcilerin güvencesiz hayatlarını daha derinden inceleme şansı yakaladı. Neyse ki Otaru’da yetişmiş olması ona, kapitalizmin doğurduğu problemleri görebilme ve ifade edebilme yetisi kazandırmıştı.

Takiji Anma Törenleri

20 Şubat 2009 tarihinde Japonya’da, Takiji’yi ölüm yıl dönümünde sayısı on ikiyi bulan Takiji Sai (Takiji Anma Töreni ya da Takiji Festivali) düzenlenmiştir.  Bu tarz kutlamaların birbiriyle sıkı bir iletişim halinde olması gereken insanlardan oluştuğunu düşünebiliriz. Daha büyük kutlamaların, Otaru, Akita ve Büyük Tokyo Suginami-Nakano-Shibuya Anıtları gibi Takiji’nin yaşamı için önemli yer tutan yerel alanlarda yapılması beklense de bu festivale Osaka’da olduğu gibi bambaşka yerlerde de gittikçe artan bir ilgiyle karşılandığını söyleyebiliriz.

1920’lere dayanan geleneksel proleter Takiji Sai kutlamaları için akşam toplanılır, müzik programlarının yanında Takiji’nin hayatını ve işlerini içeren sohbetler edilirmiş. Otaru’da katıldığım festivalde, Takiji için bestelediği parçayı seslendiren, Otaru doğumlu soprano Murasaki, geçtiğimiz iki senede Takiji üzerine iki kitap yazmış ve İngiliz devrimci geleneğinin emektarı, emekli tarihçi Hamabayashi Masao’yu da yetiştirmiş. Bu etkinlik, çoğunluğun 60 yaş üzeri olduğu, o zamanki neslin yurttaşlık gururunu ve entelektüel alanlardaki ilgileriyle homojen bir karışımı temsil eden 450 kişiyi bünyesinde toplamıştı.

Fakat asıl beni derinden etkileyen, sabah kabrinde yapılan tören oldu: Emsalsizliği (Wada Kimiko’nun dediği gibi, “Yalnızca tek bir kabir var.”),  karla kaplı dağların şairane görüntüsü ve dahası Takiji’nin ölümünün bende yarattığı o matem… 

Kobayashi aile mezarı

Yüzü aşkın insanla, kabrini onurlandırmak ve Takiji’nin anısına konuşma yapmak için öğlen buluşmuştuk.  Birileri “Internationale” şarkısını tiz bir tonda söyleyip seslerini kaydederken yas tutanlar aile mezar taşına kırmızı bir karanfil koyma şansı yakalamak için sıraya girmekteydi. Oishi Hiroko, bu çiçeklerin önemini, Takiji’nin ölümünden sonra hapisteki yoldaşlarına, bu dramı dile getirmenin bir yolunu bulamadıklarından kırmızı karanfiller gönderildiğini söyleyerek açıkladı.

Kani Kosen’a Olan İlgi Patlamasının Sebebi

Japon proleter edebiyatı örneği olan Kani Kosen anlamlı bir amaç uğruna pek çok zorluğa göğüs gerdi. Her şeye rağmen, yaş alan bir romanın yılda 5.000 kopya satması oldukça başarılı; özellikle “proleter” kelimesinin, on yıllarca süren soğuk savaşın ve ekonomik kalkınmanın çakıştığı sırada tarihsel bir yapıt haline geldiğini düşündüğümüzde… Yalnızca iyi yazılmış bir roman değil, aynı zamanda 1920’lerin sonlarındaki işçi ve sanat hareketinin önemli teorik ve pratik kaygılarını zekice dramatize etmekte. Proleter yazarlar sanat ve politikanın üstünlüğü üzerine pek çok kez müzakere etmişler, bu hareketin popüler hale getirilmesi ihtiyacı ve Kani Kosen’ın bunu ele alış biçimi entelektüel bir netlikle bütünleşip kritik konular üzerine ışık tutmaktadır. 

Bir zamanlar yengeç gemisi olmasının yanı sıra yengeç konserve fabrikası da olan SS Hakkō Maru, Rusya ve Japonya arasındaki fiziksel ve ideolojik açıdan tehlikeli sulara açılmıştır. Bu arada, balıkçılar ve fabrika çalışanları kaptanın emri altında acımasızca acı çekmektedirler. Zalim kaptan tutacağı balıkları çalışanlarından çok daha fazla önemser ve bu önceliğini, verimliliği arttırmak için çalışanları öldürmek ya da ölüme terk etmek suretiyle hayata geçirmiştir.

Günümüz dilinde Kani Kosen, emperyalist burjuvazi (Lenin’in Finans-Kapital’i) ile militarist ulus devlet arasındaki anlaşmazlığı işçi sınıfı pahasına ortaya çıkarırken, sömürüyü değiştirmenin tek yolunun kolektif örgütlenme olduğunu ortaya koymuştur. Muhrip, güvertedeki pek çok insanı şaşkına çevirerek, kaptana yardıma geldiğinde grev, başarısızlığa mahkum gibi gözükse de grev liderleri götürüldüğünde, kalan adamlar “Bir kez daha!” diye bağırmışlardır. Zafer uzakta olabilir ama zor da olsa ulaşılacaktır!

Tüm bunlara rağmen, ilgi patlamasının anlamı işin proleter edebiyatının örnek niteliğindeki ebedi anlamından farklı görünmektedir. Bu ilgi patlamasına istinaden ortaya çıkan bunca şaşkınlık ve iyimserlik medyaya genç kesimin dahil olmasından kaynaklanmaktadır. Birçok insan gençlerin modası geçmiş işçi örgütlenmesiyle sömürünün dinamiklerini yüzleştiren bir çalışmaya ilgi duyduklarını düşünmektedir. Tokyo’daki Ferris Üniversitesi’nden Profesör Shimamura Teru, 26 yaşında Kani Kosen’ı yazmaya başlayan ve Büyük Buhran’ın ilk senesinde “Cehenneme gidiyoruz dostum!” satırıyla kitabını yayınlayan Takiji ile bugünkü gençlerin arasında gözle görülür bir ayrım olduğunu dile getirmektedir.

Gençlerin Takiji’nin yazılarına gösterdikleri bu ilgi, olası değişimi temsil ediyor. Hokkaido’nun 9’uncu Maddesi kapsamında Ito Mari, savaş sonrası oluşturulan anayasanın barış konulu 9. Maddesini korumak için harekete geçen gençleri hedef alan bir program planlıyor. [10] Mari’ye gençlerin katılımının, bu ilgi patlamasındaki önemleri sorulduğunda, “Gerçek şu ki pek çok genç iş bulmakta ya da işte istikrar kazanmakta zorluk çekiyor. Bu noktada yapabilecekleri en iyi şey Kani Kosen’i okumak ve şartların ne kadar benzer olduğunun farkına varmak.” Gençliği 20 yaşına kadarki dönem olarak ele alan çocuk kitap yazarı Kato Taichi, gençlerin Kani Kosen’i gerçekten okuduğundan şüpheli. Taichi’ye göre bu ilgi patlamasının fırsata çevrilmesinin en iyi yolu 40 yaş üstü yetişkinlerin kitabı okuyup sebebi oldukları keşmekeşin sorumluluğunu üstlenmek. “Birçok genç, fakirlikten mağdur ve bunun kendi suçu olduğunu düşünüyor-%90’ı Kani Kosen’i okumamış..” Oysa ki ‘Bunun sorumlusu ben değilim. Bu, sosyal sistemin ya da siyasetin bir sonucu.’ denilebilmeli. Peki ya kaçı bunu söyleyebiliyor? Oran çok çok az. Gençler gerçekten zor bir hayat yaşıyorlar. Yalnızca bir yetişkin çıkıp “Hayır bunun sorumlusu sen değilsin.” dese İşte benim Kani Kosen’den umut ettiğim de bu. “Sorumlusu sen değilsin…”

2003-2008 yılları arasında Takiji Kütüphanesi’nin küratörlüğünü yapmış olan Sato Saburo, sınırlı iyimserliği ile, “İlgi patlaması şimdiden zirveye ulaştı dahası yeni okurlar, kitaptan bir şeyler çıkarıp yeni işler yaratabilirler… İşte mesaj bu. Kitap, iktidardaki Liberal Demokrat Parti’nin veya işçi sendikalarının mevcut durumunu değiştirme kapasitesine sahip olabilir. Belki yeniden yıldızı parlamayabilir ama bunun devam edeceğini düşünüyorum.” Fikirlerini dile getirdi.

Kani Kosen, 1929’da sansürlenip yasaklandı ve Takiji, kitabında fabrika işçisinin konservelediği yengeç etinin, İmparator’u boğma umudunu kaleme aldığı için tutuklandı. Olanlardan sonra kitabın yeniden basılması için birçok girişimde bulunulsa da bu hiçbir zaman olmadı. Kani Kosen tehlikeliydi. Peki ya şimdi? Artık yasaklar listesinde değil. Dahası, lise öğrencilerinin aşina olması gereken edebiyat eserleri listelerinde yer almakta. Bu tehlikeli olmadığı anlamına mı geliyor? Bunu söylemek için henüz çok erken. Bu esnada, 1929’un proleter romanı ve şu an dünyanın en zengin uluslarından birinin çağdaş toplumu arasındaki bariz mesafeye rağmen, 17 Ekim 2008’de Mainichi Gazetesi’nde yapılan ankete katılanların %51’i fakirliğin toplumsal bir problem olduğu konusunda hemfikir.

 

Yazar: Heather Bowen-Struyk

Çevirmen: Yaren Özen

Kaynak: The Asia-Pacific Journal