“Sosyalist delikanlı” ve “Amerika’nın Karl Marx’ı” olarak da bilinen Jack London, kapitalizmi destekleyen sistem altında yazar olarak o kadar başarılı oldu ki sörf sporunu ünlendirmeyi, takma diş köprüsünü devasa kalabalığa göstermeyi ve “domuzları için bir saray” inşa etmeyi başarabildi. Jack London, döneminin en yüksek maaşlı yazarlarından biri olmasının yanı sıra, sosyalist bir amaç uğruna iki kez Oakland Belediye Başkanlığı için aday oldu, cumhurbaşkanlığı için de aday olmaya zorlandı.

12 Ocak 1876’da San Francisco’da John Chaney olarak dünyaya geldi. Ebeveynleri, hali vakti yerinde bir iş adamının dik başlı kızı Flora Wellman ile alelade bir rotayla kutsal danışmanlık yapan gezgin astrolog “Profesör” W.H. Chaney’dir. (London ile daha sonraki yazışmalarında iktidarsız olduğunu ve babası olamayacağı ihtimalini iddia etmişti.)

Bu durumda yıldızlar, asla tanışamayacak olsa da babasından güçlü bir bünye, hayal gücü ve Batı medeniyetini kurtarmak için radikal sosyal önlemlere ihtiyaç olduğu fikri aldığı söylenen London-Chaney için iyiye işaret etmiyordu. Telaşlı mizacını ve doğuştan gelen öncelikle kendi parası başta olmak üzere parayı idare etmede zorlanmasını annesinden almıştı.

London henüz 8 yaşındayken annesi, orta yaşlardaki iki kızıyla birlikte dul bir adam olan John London ile evlendi. Annesi çabucak para kazanmak istemişti fakat hem kendisinin fatura ödemek yerine maneviyata odaklanması hem de üvey babasının bakkal olması dolayısıyla bu mümkün olmadı. Yeni aile, onları körfez bölgesinde sürekli ev değiştirmeye sürükleyen bir dizi felaket yaşamıştı.

Flora’nın genç Jack ile ilgilenmek için çok az zamanı vardı. Bu yüzden Jack bu eksikliği, siyahi bir hemşire olan dadı Jenny ve ondan 8 yaş büyük olan üvey kız kardeşi Eliza’yı anne yerine koyarak gidermeye çalıştı. Çekingen ve hassas biri olan London (daha sonra kendini çocukluğu olmayan bir çocuk olarak tasvir etti) akranlarından sosyal açıdan kabul görmesinin tek yolunun kusursuzlaşmak olduğunu hissetti, bu da daha iyi bir savaşçı olmak anlamına geliyordu. Bu yolda birkaç dişini kaybetti, fakat amacına ulaştı. London o kadar da çekingen değildi, diğer erkek çocuklarının kıyafetlerini, şişelerini ve yağ kutularını komisyon karşılığında hurdacılara satmak gibi güçlü bir ticaret içgüdüsüne sahip değildi. Ayrıca, sınıfıyla birlikte şarkı söylemeyi reddetmesi üzerine, okul müdürü onu her öğlen bir beste yazmaya mahkûm ettiğinde, yazarlık kariyerine de bir başlangıç yapmış oldu.

Tez canlı oluşu ve ailesinin mali durumu, 14 yaşında okulu bırakmasına ve Oakland sahilinde çalışmaya başlamasına neden oldu. Aynı zamanda, Marx ve Nietzsche’yi derinlemesine araştırmaya başlayarak Oakland kütüphanesini faydalı bir şekilde kullandı. 15-18 yaşlarındayken gazete satmak, salon temizlemek ve meyve konservesi hazırlamak gibi çeşitli işler yaptı. 15 yaşındayken ve henüz çok gençken birlikte dopdolu yaşadığı kız arkadaşıyla bir sandal satın aldı ve istiridye korsanı oldu; bu alışılmadık zanaattaki hünerinden ötürü “istiridye korsanlarının prensi” olarak biliniyordu. Ayrıca, Çinlilerin onlara Tong savaşları için güç verdiğine inandıkları vahşi kedilere büyük meblağlar ödeyecekleri düşüncesiyle bu kedileri avladı.

Bir Kuzey Pasifik denizcisi olarak Japonya’ya yelken açtı ve yolu, 1893 Panik olayından doğan ve Washington D.C.’de yürüyen bir protesto grubu Kelly’s Industrial Army’nin bir üyesi olduğu dönemlerde ABD’ye düştü. Ancak Niagara Şelaleleri’nde, hakkında çıkan 30 günlük bir serserilik suçlamasından yargılandıktan sonra London, “işkolik” olmayı reddetmesine rağmen hayatını yoluna koymak için kararlı bir şekilde Oakland’a döndü.

19 yaşındayken Oakland’da bir liseye kaydoldu fakat tempo ona fazla yavaş geldi. Beş haftalık bir sınava hazırlık programına katılarak California Üniversitesi’ne giriş sınavını geçti. Ancak sadece tek dönem gidebildi çünkü ailesinin maddi durumu onu okulu bırakmaya ve riskli şartlar fark etmeksizin hintkeneviri fabrikasında saatte 10 sent karşılığında çalışmaya zorladı.

O kadar fakirdi ki, kız arkadaşı Mabel Applegarth’ın evinde haftada bir et yiyordu. Eliza sayesinde bir dizi takma diş alabildi, diş çukurlarındaki ağrıyı gidermek için tütün çiğnedi ve ilk diş fırçasını alarak bu olayı kutladı. Yıllar sonra Kore’de bir kalabalığın onu otel balkonuna çağırmasının üzerine ünlü bir yazar olarak çağrıldığını sandı ancak insanların sadece takma diş köprüsüne bakmak istediğini fark etti.

Ancak, 1893 yılında San Francisco Morning Call’da ” Japonya Kıyısını Vuran Tayfun” öyküsü için ödül kazanınca cesaretini topladı.

Yerinde duramadı, tekrardan Oakland’tan kaçtı ve 1897 kışını Alaskan Klondike’de geçirdi ki bu durum daha sonraki öyküleri için kendisine önemli ölçüde malzeme sağlayacaktı. Bugüne kadar, yazmanın kapitalist bir sistem altında bir sosyalist olarak geçimini sağlamanın en iyi yolu olduğu görüşüne vardı.

Fakat ailesi ve arkadaşları aynı fikirde değildi. Belki de bir taviz göstergesi olarak, London ayda 40 dolar ödeyen bir postane pozisyonu için bir kamu hizmeti sınavına girdi ve geçti. Ancak işi kabul etmedi. 1898’de Yukon’dan döndükten sonra Mabel’e yazdığı bir mektupta şunları dile getirdi: “Hiç kimse anlamadı. Kız kardeşim, her ne kadar yüzüme söylemese de, görevin belirttiği gibi ‘devam etme, işe git.’ dedi. Herkes uzağa baktı; konuşmasalar da ne düşündüklerini biliyordum, bir onay kelimesi değildi ancak çoğu onaylamama ifadesiydi. Keşke biri de “anlıyorum” deseydi.”

Kısa hikâyelerle ve günde 1000 kelimelik bir sistemle başlayan London, körfez bölgesinde yer alan bazı dergilerde yer aldı. Gerçi sonraki beş yıl içinde de 644 ret topladı. Azimli oluşu sayesinde, özellikle daha güçlü ve etkili sayılan East Coast dergileri arasında eninde sonunda takdir kazandı. Alaska’nın zorlu yaşamına ilişkin aksiyon hikâyeleri, günün daha sakin ve duygusal materyaliyle bir tezat oluşturuyordu. Hayatı boyunca, ana tema olarak insandaki ilkel içgüdüleri ele almaya devam etti ve bu durum bazen romantik kadın kahramanlarla başa çıkarken bir sorunla karşılaşmasına neden oldu – ama sadece kitaplarda!

İlk romanı Kurt Dölü (The Son of the Wolf) 1900 yılında yayınlandı. Sonrasındaki 17 yıl boyunca, 1916’daki ölümüne kadar, London yılda iki veya üç kitap çıkardı ve edebi açıdan “işkolik” bir kişiliğe büründü. Genel olarak yaklaşık 50 kitap yazdı. 1903 yılındaki Vahşetin Çağrısı (Call of the Wild) en iyi hikâye koleksiyonu olarak kabul edilir. En iyi romanı Martin Eden esasen otobiyografik bir romandır. Bir başka otobiyografik çalışma olan John Barleycorn alkolizm üzerine yazılan ve yasaklama dönemi için ortam yaratılmasına yardımcı olan bir tür makaleydi. Makalenin bir bölümü San Francisco körfezinin kuzeydoğusundaki Benicia’da deniz kıyısındaki deneyimlerine dayanıyordu. Demir Ökçe (The Iron Heel) kitabında faşizmin yükselişini isabetli bir şekilde öngördü.

London, iki kez evlendi ancak iki eşi de kendisinin istediği erkek çocuğu ona veremedi. İlk evliliğini Elizabeth Maddern ile 1900’de yaptı ve şöyle yazdı: “Kendimi (annesi gibi) bir hane halkına bağlı bulduğum için bir hanenin mükâfatını almaya karar verdim, bu yüzden evlendim ve demirimin ağırlığını artırdım.” 1903 yılında iki kızı dünyaya geldikten sonra Maddern ile boşandı ve kendisinden birkaç yaş büyük olan Charmian Kittridge ile evlendi. Eski eşi ile ani ayrılığı bir skandala neden oldu ve Charmian ile olan evliliği, beyan edildiği üzere önceki evliliğinin üzerinden yeterince uzun süre geçmediği için Illinois gibi yerlerde geçersiz sayıldı. Kaliforniya’da yaşıyor olmasına rağmen, London’ı şu sözleri sarf ettirecek kadar kızdırdı: “Birliğin her bir eyaletinde birinden diğerine elimden geldiğince hızlı geçerek evleneceğim.”

İlk olarak, London ve Charmian, beklendiği üzere “The Cruise of the Snark” kitabında da bahsedilen 26 aylık bir yolculuk olan 45 fitlik teknesi “Snark” ile dünya çapında bir yolculuğa çıktı. London, geminin inşa edilmesinin kendisine yaklaşık 7.000 dolara mal olacağını tahmin etmişti, ancak gemi sonunda 30.000 dolara mal oldu. Cosmopolitan Magazine, yayından sonra gemiye adını vermesini istedi. London bu teklifi yalnızca eğer dergi mali destek sağlarsa kabul edecekti, bu durumda cömert bir şekilde seyahat sırasında abonelikler almayı teklif etti. Bu destansı yolculuk, London’ın Hawaii’de kaldığı sırada su kayağını ünlendirmede büyük rol oynayan “The Royal Sport” adlı bir makale yayınlaması ile devam etti.

1901 yılında Sosyalist kimliğiyle Oakland Belediye Başkanlığı’na aday gösterildi ve 245 oy topladı. Birkaç yıl sonra tekrar aday oldu ve oylarını dört katına çıkardı. Sosyalist cumhurbaşkanı adaylığından bahsedilse de London’ın siyasi kariyeri bu iki başarısız belediye başkanlığı adaylığından ötesine geçmedi. Bunun sebebi ise, bazı mektuplarını imzalaması, “Yours for the Revolution” adlı eseri ve kapitalizmin kötülükleri üzerine ders verdiği esnada “Fazla kazançlar ödenmeyen kazançlardır.” vurgusunu yapması olabilir.

Yazılarından giderek daha fazla para kazanan London, gitgide daha fazla borç altına girdi. Yönetecek vakti dahi olmasa da iflas eden çiftlikleri satın alma ve giderek genişleyen akrabalarını, sözde arkadaşlarını destekleme alışkanlığı kazandı.

Kaliforniya tarımını eski haline döndürmek için kendi kendine tayin ettiği bir program ile Sonoma’da Ay Vadisi’ndeki Beauty Ranch yerinde tarım teknikleri denemeye başladı ve hatta domuz eti konusunda uzman oldu. “Bir domuz ağılını yeni tamamladım” diye yazdı, “bu, ABD’de domuz eti üretimiyle ilgilenen herkesin oturup dikkatini çekmesini sağlayacak. Domuz ahırlarının inşa edilmesinde buna benzer bir şey görülmemiştir.” “Domuz Sarayı” olarak adlandırılan bu büyük yapı, her domuz ve ailesi için özel iç ve dış süitlerden oluşuyordu.

London, 1913’te çiftlikte hayalini kurduğu evi planladı ve buna “WolfHouse” adını verdi (romanlarından birinin adı The Sea Wolf idi). Maalesef ev bitmeden yandı, sebebi muhtemelen kundakçılıktı, ancak bu asla kanıtlanmadı. London, şartlı tahliyesi olan hükümlüler de dâhil olmak üzere bir işe ihtiyacı olan herkese iş vermeye çalıştı. Geri çevrilen bir adam ise şöyle yazdı: “Evin etrafında çalışmama izin vermekten korkmanıza gerek yok. Hiçbir şey çalmam. Ben sadece bir katilim.”

London, yazmaya devam etti, hatırı sayılır intihal ve söylentiler pahasına günün en tanınan ve en çok kazanan yazarlarından biri oldu. “Biliyor musun,” diye şikâyet etti bir keresinde, “bir üniversiteli kadın Berkeley tepelerinde dolaşıp bir serseri tarafından saldırıya uğradığında, gazeteler bu kişinin yüksek ihtimalle Jack London olabileceğini söylüyordu.” Ayrıca Sinclair Lewis gibi diğer yazarlardan da her biri faturalar ve liste fiyatları ile dolu 2.50 dolara varan olay örgüsü fikirleri satın aldı.

Dünyaca ünlü bir figür olan London, 1904-05 yıllarındaki Rus-Japon çatışması ve 1914’te Meksika’daki Amerikan müdahalesi gibi savaşları da haber yaptı. Rus-Japon savaşında gazetecilere getirilen kısıtlamalardan son derece mutsuzdu ve şöyle yazdı: “Tiksindim! Bir daha asla Asyalılar arasındaki savaşa gitmeyeceğim. Aksilikler ve gecikmeler çok fazla.”

40 yaşındayken bir şekilde yazıya dökülmüştü, ayrıca içmekten kaynaklanan şişmiş bir üremisi vardı. Devam eden bir tartışmada, bazı insanlar onun ölümcül dozda morfin ve atropin kullanarak intihar ettiğine inanıyor (Martin Eden karakteri de aynı romanında intihar etti) çünkü yaklaşan ölümüne ikna olmuştu; ancak diğerleri buna itiraz ediyor ve doğal nedenlerden öldüğünü iddia ediyor. Kasım 1916’da çok sevdiği çiftliğinde vefat etti.

London’a birincil takdir, Glen Ellen’in bir mil batısında bulunan Jack London Tarihi Eyalet Parkı’dır. 40 dönümlük alan, yazarın “Beauty Ranch” yerini, House of Happy Walls’ı, Wolf House mekânını ve mezarını kapsar. House of Happy Walls, 1919’da Charmian tarafından inşa edilmiştir ve çok sayıda London anısına ev sahipliği yapmaktadır. Wolf House’dan geriye sadece volkanik taştan yapılmış çıplak duvarlar ve bacalar kaldı. Küllerinin bulunduğu London’ın mezarı, Wolf House yakınlarındaki ormanlık bir tepenin üzerindedir ve park her gün açık haldedir.

Parktan birkaç mil uzaklıkta, Arnold Drive’da bir de “Jack London Village” var. The Village, Jack London Kitabevi’ni ve ek olarak London’ın 1904-1916 yılları arasında kullandığı daktilo gibi hatıralara sahip Jack London’ın Dünyası Müzesi’ni içermektedir.

Broadway, Webster ve First Streets ile Oakland nehir ağzıyla sınırlanmış bir sahil bölgesi olan Oakland’daki Jack London Meydanı, kitaplarından çizilen karakterleri tasvir eden cep telefonları da dâhil olmak üzere çoğu dekorasyon ve diğer London hatıralarını barındıran çeşitli mağazalar, restoranlar ve barlara ev sahipliği yapıyor.

Kaynak: Literary Traveler

Çeviren: Ceren Berk

Düzenleyen: Serap Demirtaş