Yazarın yeni kitabındaki tartışmalı karakter önemsiz gözükebilir ama karakterin temsil ettiği şey konuşulmayı, sorgulanmayı ve analiz edilmeyi hak ediyor.

1980 yapımı gerilim türündeki ‘’Ölüme Kuşanmak’’ filminde, koyu renkler içindeki, siyah trençkot giymiş, pembe rujlu, sarı peruklu uzunca bir kadın, gece yarısı sevgilisiyle buluşmak için evinden çıkan, dikkat çekmeyen bir ev kadınını köşeye sıkıştırır ve onu acımasızca, estetik bir şiddetin telaşı içinde ölene kadar bıçaklar. Bu sahne filmin ilk dakikalarında gerçekleşir. Şaşırtıcı bir şekilde sonradan öğreniyoruz ki, gizemli sarışın seri katilimiz aslında cisgender (natrans) bir erkek. Başka bir deyişle, elbise giymiş deli bir adam.

‘’Elbiseli deli adam’’ motifi, tabi ki yeni bir şey değil. ‘’Ölüme Kuşanmak’’ ile yazar-yönetmen Brian De Palma açıkça Alfred Hitchcock’un ‘’Sapık’’ filminden esinleniyor. Bu yapıtlar, filmden televizyona, televizyondan literatüre, adam öldürmeye meyilli, elbiseli deli adamları başka bir şeyi başarmak amacıyla kullanan popüler kültür eserlerin uzunca mirasının bir parçası. Böyle karakterler ayrıca ‘’Freebie ve Bean’’, ‘’Sleepaway Kampı’’ ve ‘’Kuzuların Sessizliği’nde de görülüyor. Bu, zaman içinde, katil tehlikeli ve sapkındır mesajını anında verecek şekilde kullanılmış, tartışmaya açık bir şekilde emek harcanmamış bir motif. Ve şimdi, söylenene göre J.K Rowling’in Rober Galbraith takma adı altında yazılmış son romanı da bu hikâye aracını kullanıyor.

Pazartesi günü, PinkNews, bu kitap hakkındaki ilk incelemesini içeren ’Troubled Blood’’ isimli makaleyi ‘’JK Rowling’in son kitabı kurbanlarını öldürmek için bir kadın gibi giyinen, cani, natrans bir adam hakkında.’’ başlığı ile yayınladı.

Rowling’in internetteki özellikle trans kadınlara yönelik transfobik söylemlerini düşünürsek, makalenin öfke ve tartışma sonucu ortaya çıkması şaşırtıcı değil. Yazar, geçen sene iş arkadaşı hakkında transfobik tweetler paylaştığı için işini kaybeden araştırmacı Maya Forstater’a desteği yüzünden eleştiri yağmuruna tutulmuştu.

‘’Nasıl isterseniz giyinin. Kendinize ne isterseniz deyin. Sizi isteyen ve rızası olan her yetişkinle beraber olun. Hayatınızı en iyi şekilde mutlulukla ve güvenle yaşayın. Ama cinsiyetin gerçek olduğunu söyleyen kadınları işlerinden zorla uzaklaştırmak?’’ Rowling, Aralık ayında tweet olarak paylaştı.

Rowling sonrasında ‘’cinsiyet ve cinsiyet problemleri’’ hakkındaki düşüncelerini birçok kez yineledi. Bir haziran makalesinde, kendisini transları dışlayan radikal feminist anlamına gelen TERF(a trans-exclusionary radical feminist) kelimesiyle suçlayanlara karşı savundu.

‘’Trans kadınların güvende olmasını istiyorum. Aynı zamanda, doğuştan kadın olan kızlara ve kadınlara daha az güvende hissettirmek istemiyorum,‘’ diyor yazar. ‘’Banyoların ve soyunma odalarının kapılarını, kendilerinin kadın olduğuna inanan ve düşünen erkeklere açtığınızda, -ve dediğim gibi, cinsiyet tanıma sertifikaları hiçbir ameliyata ve hormon takviyesine ihtiyaç duymadan veriliyor olabilir – böylece içeri girmek isteyen her erkeğe kapıyı açmış oluyorsunuz. Bu basit bir gerçek. ‘’

Ama gerçek hiç de o kadar basit değil. Birçok çalışma, bu tehlikeli gibi görünen abartılı ve üzücü miti çürüterek, aslında transları içeren banyo planları ile kadına şiddet arasında direkt bir bağlantı olmadığını gösterdi. Var olan açıklamalarsa en iyi ihtimalle yanıltıcılar. Ama bu araştırmalar ve çalışmaları bağdaştırmak tartışma dediğimiz şeyle genellikle alakasız kalıyor çünkü birçoğu, trans kadınların gerçek deneyimlerinin üzerine düşmekten çok, spesifik ve aşırı transfobik anlatımları ve motifleri takip etmekle ilgileniyor.

PinkNews’un Rowling’in romanı hakkındaki başlığının tıklama tuzağı olduğu, ortada bir şey yokken tartışma yaratmanın planlandığı sonucuna varan bir inceleme, Salı günü The Guardian’da yayınlandı. Guardian’ın incelemesine göre, bu tartışmalı karakter, Dennis Creed, hikayedeki düşman değil de aslında ikincil bir karakter. İncelemede yazana göre, Creed, ‘’ kadın kurbanlarına endişe vermemek için bir zamanlar peruk takarak ve kadın montu giyerek onları karavanına çekmeye çalışan, şu anda tutuklu ve kötü tanınmış bir seri katil’’. Görünüşe göre Creed hiçbir zaman bir’’ trans’’ ve hatta ‘’travesti’’ olarak nitelendirilmemiş Guardian’a göre.

Gerçekten de Creed, Ed Gein, Hadden Clark ve Jerry Brudos gibi, hepsi en az birkaç cinayetlerinde ‘’kadın olarak giyinmiş şekilde’’ bildirilen seri katillerin tasvirleriyle ilişkilendiriliyor. Bu durum polisiye yazarlar tarafından ele alındı ve bir motif haline geldi, en sonunda da üstü kapalı şekilde dengesiz elbiseli erkekleri trans kadınlarla ilişkilendirmek için kullanıldı.

Karakter ikincil olsa ve kültürümüzde bu tür karakterler zaman zaman görülmüş olsa bile, nihayetinde, bu ayrımlar nasıl Rowling’e veya bunları motif olarak kullanan herhangi birine karşı yapılan eleştirilerin özüyle alakadar olabiliyor merak ediyorum. Transfobiye karşı görmememiz gerektiği için göremediğimiz ince bir ayrıntı var. Bu ayrıntı, transfobik sterotipleri yaygınlaştırmakta gizli ki böylece sorgulanmadan, tartışılmadan, karşı çıkılmadan yaşayabiliyorlar. O yüzden, trans ve cinsiyet normlarını takip etmeyen insanlar bu sterotiplere dikkat çektiğinde dinlemeliyiz. Bir şeyin yaygın kullanılan bir motif olması, onun zararlı, karmaşık ve eleştirilmeye değer olmadığı anlamına gelmez. (Özellikle üzerine düşünülmemiş bir motifse.)

Tabi ki, her koşulda bu sanatçıları sansürlemeyi ve susturmayı amaçlayan ahlaki paniğe karşı dikkatli olmalıyız. Sanatın gerçek hayata bir etkisi yokmuş gibi davranmamalıyız. Rowling her istediğini yazabilir. Kendisi hayatını en iyi şekilde mutlulukla ve güvenle yaşayabilir, yaşamaya devam edecektir de. Ama kendisinin yazılarına ve yazılarının -sadece oturup yemeğini yiyebilecekken- özgürce paylaştığı düşüncelerle aynı düzlemde ilerlemediğine karşı eleştiriler, konuşmalar ve sorgulamalar olması gereklidir, her ne kadar onun ve onunla aynı düşünceleri paylaşanlar için hoş olmasa da.

Çünkü Rowling’in çalışmaları, iyi ya da kötü, dünyamızla alakasız değil. Creed ikincil bir karakter olabilir ama kendisi çok daha büyük bir kültürel mirasın parçası. Nihayetinde olay karakterle ilgili değil, gerçek hayat ile ilgili. İstihdam ayrımcılığının normalize edilmesinin ve trans insanların sosyal hayatla etkileşimini kontrol eden politikaların yanı sıra, bu yıl içerisinde en az 26 trans ve cinsiyet normlarını takip etmeyen insan vahşice öldürüldü. Hayır, bir kitap veya bir karakter buna direkt olarak sebep olmadı, ama bu gerçeklerin nasıl bağdaştığının üzerine düşünmeye değer. 

Bir cinsiyet öğrenme partisinin bütün Kaliforniya eyaleti boyunca orman yangınlarına sebep olduğu ve öldürülen trans sayısının geçen yılın tamamını sadece 7 ayda geçtiği bu senede, cinsiyet ve üreme organları arasındaki bağlantıyı, ‘’erkeklikten’’ ve ‘’kadınlıktan’’ beklentileri, popüler kültürde maruz kaldığımız, trans insanlara zarar veren beklentilerin dışavurumlarını ve bu zararın gerçek dünyada nasıl görüldüğünü düşünmek hepimizin yararına olacaktır. 

Kaynak: HuffPost

Yazar: Zeba Blay

Çeviren: Selin Kurugül

Düzenleyen: Dilara Güzel