John Kenneth Galbraith bir defasında sanatçıların ekonomi hakkında, ekonomistlerin de sanat hakkında hiçbir şey bilmediklerini ve bu nedenle de birbirlerine söyleyecek çok az şeyleri olduklarını söylemiştir. Aynı yorum ekonomistler ve edebiyat çalışmacıları için de yapılabilir. Edebiyat uygulamaları ve edebiyat kuramcıları tarafından kullanılan yöntemler ekonominin günlük meseleleri olan para, finans ve döviz piyasası gibi katı gerçekliklerden çok uzak gibi görünürdü. Fakat böyle yüzeysel bir önerme yetersiz kalırdı. Edebiyat ve ekonomi kuramlarının zaman içerisindeki evriminin en yüzeysel incelemesi bile birçok ara bağlantıyı açığa çıkarmaktadır. Çeşitli örnekler ekonominin durumu ve bunun ekonomideki yorumlamasının edebiyatı etkilediği yollar üzerinden gözlemlenebilir; aynı zamanda edebiyatın iktisadi davranış anlayışımızı şekillendirme ve yansıtmadaki işlevlerine de işaret edilebilir.

Bu ilişkileri daha yakından çalışmak için, Shakespeare patlaması yaşanan bu yılda Büyük Adam’ın kendisinden daha iyi nereden başlanabilir ki? Shakespeare hem bireysel ekonomik koşulların edebî üretim üzerindeki hem de daha geniş ekonomik kaynağın edebî ürünlerin içerik ve tesiri üzerindeki etkilerinin bir sembolüdür. Onun kariyeri kişisel düzeyde bir yazarın eserine olan talebin üretilen eserin miktarı ve doğasını etkilediği yolları açıkça tasvir eder. Belki de günlük hayatın mali gerçeklerinden bihaber bir dahi olarak büyük bir sanatçı imajı, popüler hayal gücünde ısrarcı olmaktadır ama Shakespeare böyle bir durumdan çok uzaktı. Tiyatronun giderek profesyonelleştirildiği ve oyunlara giderek büyüyen bir talebin olduğu bir zamanda yaşamıştı. Londra’daki tiyatro endüstrisi, bugünkü işletme dilinde iş modelleri piyasanın imkanlarına uyum sağlayan yapımevleri arasındaki rekabetle belirlenirdi. Shakespeare, beceri ve azimle öyle yol aldı ki 1616’da öldüğünde zamanının en ünlü ve mali açıdan en başarılı oyun yazarıydı.

Shakespeare özel ve kurumsal yetki kullanımıyla işlem yapan döviz piyasasına dayanan bir ekonominin, önceden ekonomik yaşama bilgi veren sosyal ve kültürel ilişkilerin yerini aldığı önemli bir ekonomik dönüşüm zamanında yaşadı. Küçük toprak sahipleri dilenci, tamirci ve işportacı olmak zorunda bırakılarak toprak giderek kamulaştırıldı. Doğduğu Warwickshire, 1607’de toprakların çevrilmesine karşı bir dizi isyana tanıklık etti. Fakat bu gösteriler köylülerin işçilere dönüşmelerini engelleyemedi; topraklarından çıkmaya ve emeklerini para için satarak yaşamaya zorlanmış toprak sahipleri, hayatlarının kontrolünü köleliğe eş değer bir manada bir dış otoritenin ellerine bıraktılar. Shakespeare’in başarısı, büyük ölçüde bu değişimleri olay örgüsünde, karakter oluşturmada ve dilde yansıtma ve böylece okuyucu kitlesinin hayat meşguliyetleriyle bağlantı kurma konusundaki becerisinden kaynaklanmaktadır.

Shakespeare and Economic Theory adlı kitabında David Hawkes bu geçişleri belgelendirmiştir. Hem oyunlardan hem de sonelerden yararlanılmış örnekli açıklamalarla zengin bir metinde Hawkes, Shakespeare’in yalnızca eserinin teslim alındığı ekonomik koşulların nasıl tamamen farkında olduğunu değil, aynı zamanda bu farkındalığın onun yazılarına nasıl bilgi kaynağı olduğunu da göstermektedir. Hawkes, toplumsal ve kültürel ilişkileri kapsayan hane halkı ekonomisi ile bütünüyle ekonomik işlemler olarak gördüğümüze odaklanan, daha uzmanlaşmış krematistik (servet bilimi) disiplini arasındaki antik Yunan ayrımına referans olarak XVI. yüzyıl sonlarındaki ekonominin dönüşümünü betimlemektedir. Geçişi, kullanım değerine dayalı bir sistemden, piyasa süreçlerinden türeyen değişim değerinin hakim olduğu bir sisteme olan bir geçiş türü olarak açıklamaktadır. Shakespeare’in yazılarının genelinde bu süreçlerin etkilerine hem olumlu hem de olumsuz çok sayıda atıf bulunmaktadır. Emtia, fiyat ve değer gibi ekonomi terimlerini daha önceki etik çağrışımlarından alıp ticari ve itibari kullanıma daha uyumlu hale getirdi ve anlamlarını içinde yaşadığı dünyaya ilişkin gözlemleriyle bağdaştıracak biçimde şekillendiren yollarda kullandı.

Kullandığı dil zaman yansıtsa da sorulması gereken soru şudur: Kendisi bu yönelimlerin kastettiği anlamın neresinde duruyordu? Hawkes, Shylock gibi bir karakterin piyasa lehine net ve ikna edici argümanları dile getirebilecek fırsatı varken, oyun yazarının otonom finansal değere ilişkin tutucu şüphesini asla terk etmediğini ileri sürmektedir. Kişisel inançları, piyasa toplumunun kalkınması hakkında içinde yaşadığımız pazar egemenliğindeki dünyada her zamankinden daha yerinde gözüken uyarılarda bulunmasına olanak tanıdı.

Hawkes, başlığına uygun olarak kitabında Shakespeare eleştiri geleneği ile iktisadi düşünce tarihindeki gelişmeler arasındaki ilişkiyi tartışmaktadır. Yazar, ilgisinin büyük bir kısmını Shakespeare sevgisi ve oyunların karakterlerine olan aşinalığıyla bilinen Karl Marx’a ayırmıştır. Bununla birlikte çok sayıda çelişki bulunmaktadır. Shakespeare Marx’ın hayranlık duymayacağı bir sosyal sınıf olan burjuvazi üyesiydi ve ayrıca Marksist bir sınıf çözümlemesinin Shakespeare’in yazılarına uyarlanmasında belirgin zorluklar bulunmaktadır. Buna rağmen Shakespeare’in oyunlarında ekonomik ilişkilere yaklaşımı, ekonomik metafor kullanımı ve para gibi ekonomik olguları tasviri; Marx’ın ekonomi kuramlarının oluşumu üzerinde derin bir etki bırakmıştır.

Marx ve Marksizmin ötesinde kitap Shakespeare’in ekonomik ve edebî bilginin modern çağa doğru gelişmesindeki etkisi üzerinde geniş kapsamlı ve okunmaya değer kaynak sağlamakta ve bunu yaparken de XX. yüzyılın sonlarında sözde Yeni Ekonomi Eleştirisi’ni ortaya çıkaran çeşitli düşünsel yörüngeleri bir araya getirmektedir. Yeni Ekonomi Eleştirisi; estetik, ekonomi ve edebî biçimler arasındaki ilişkilerle ilgilenen ve görünüşe göre son zamanlarda ismi büyük harflerle yazılacak kadar önemli hale gelen bir alandır. Bu alanda çalışan edebiyat eleştirmenleri, iktisadi mantığı kendi içinde temsili bir form olarak ele almakta ve ekonomi kavramlarının mecazi yorumlamasını tanıyarak onları edebî söylem ile aynı koşullarda inceleyebilmektedirler. Edebiyat çalışmacıları bu konulara kafa yorarken, bağlantıların öbür türlü de işlediğine dikkat çekilmiştir; ekonomistler ekonomik savlarını edebî biçimde sunmak için sık sık söz sanatına özgü araçlar kullanmaktadırlar.

John O’Brien, Literature Incorporated: The Cultural Unconscious of The Business Corporation adlı kitabında çalışma konusu olarak seçtiği ticari şirkete olan yaklaşımı için Yeni Ekonomi Eleştirisi’ni başlangıç noktası olarak kullanmaktadır. Şirketi hem ticari amaçlarla kurulmuş tarihsel bir oluşum hem de çeşitli edebî metinler ve diğer yazı türleri aracılığıyla, 1750’lerden 1950’lere kadar olan gelişiminin izini süren bir hayalî yapı olarak görmektedir. O’Brien “şirket” kelimesi üzerinde insan bedeni ile toplu çıkarları temsil eden daha büyük örgütsel sistemler arasındaki ilişkiyi ima eden sözcük oyunları oynar. Şirketin kent yönetimi, lonca kuruluşu, devlet destekli koloni keşfi, faizle borç para verme, sigorta, köle ticareti ve üniversite fonlama gibi oldukça çeşitli, uzun bir kurum ve uygulamalar tarihini bir araya getiren bir soyutlama olduğunu öne sürmektedir. O’Brien tüm bunları ticari şirketin ve onu 200 yıldan daha uzun bir süredir çevreleyen kültürel bağlamın gelişimindeki kilit anları belirleyerek uzun uzun ele almaktadır. Başvurduğu kaynakları ekonomi, siyaset teorisi ve hukuk gibi alanlarla çeşitlilik göstermekte ve bahsettiği edebiyat da İngiliz ve Amerikan şiirleri, oyunları, deneme yazıları, romanları ve kısa öyküleri içermektedir. Tuval geniş ve yazı ağır, bazı paragraflar bir sayfayı rahatlıkla geçebiliyor ama ayrıntılı bağlantı örnekleri, özellikle de kurgu ürünleri ile zamanın ekonomik ve sosyal gerçeklikleri arasındaki bağlantılar, ara sıra yorucu hale gelen okumayı ilginçleştiriyor.

Son bölüm, yaşandığı dönemden bir dizi yaratıcı yazıda yansıtıldığı üzere, Britanya’yı 1820’lerden 1840’lara kadar etkilemiş olan banka krizlerini ele alıyor. Yazar, kitap üzerindeki çalışmalarını bir başka banka krizi, 2008 küresel mali krizi, esnasında yaptığını da hüzünle dile getiriyor. Modern çağda şirket, ekonomik düzende “muhtemelen ilk modern mucit ve kuramcılarını şaşırtabilecek bir kararlılık ve güçle donatılmış” merkezî bir aracı haline gelmiş durumdadır. O’Brien, ticari oluşlar ile toplumun geri kalanı arasında bulunan ilişkiler hakkındaki temel varsayımları tekrar düşünmenin tam zamanı olduğunu ileri sürüyor. Belki de çağımızın roman yazarları, oyun yazarları ve şairleri bize bu görevde yardımcı olabilirler.

Yeni Ekonomi Eleştirisi, Dominic Shellard ve Siobhan Keenan’ın Shakespeare’s Cultural Capital: His Economic Impact from The Sixteenth to The Twenty-first Century adlı kitabının giriş bölümünde tekrar gün yüzüne çıkar. Editörler son yıllarda yayımlanan birkaç kitaba atıfta bulunarak bu edebî ve ekonomik çaba alanlarının Shakespeare çalışmaları üzerindeki etkilerinden söz etmektedirler. Bu atıfta bulunulan kitaplar XVI. yüzyıl tiyatro ekonomisi, Shakespeare’in tefecilik gibi ekonomik meselelere yönelik endişesi ve onun siyaset ve ekonomi dilinin doğası gibi çeşitli konuları işlemektedir. Kitabın kendilerine ait sayısı, bu bilgi yığınındaki boşluğu doldurmayı iddia ediyor. Yazdıkları deneme yazıları temelde pragmatik terimler, Shakespeare ve onun mirasının doğrudan ve dolaylı ekonomik etkisi ile ilgilenmektedir. Kitabın başlığı Pierre Bourdieu’nün, bir bireyin miras olarak aldığı veya sonradan edindiği kültürel yeterliği olarak tanımlanan “kültürel sermaye” denilen sosyoloji kavramına biat eder. Halbuki kitap, “kültürel sermaye” kavramını ekonomide anlaşıldığı şekliyle kullanma yönelimindedir ve bu durumda kavram Shakespeare’in temsil ettiği soyut kültürel varlık olarak yorumlanır. Bu paha biçilemez kaynak, insanlık için sürekli saf bir kültürel değer akımı ulaştırmakla kalmaz; aynı zamanda özellikle Birleşik Krallık’taki reklamcılık ve turizm endüstrilerine çeşitli biçimlerde ticari fayda sağlar. Zaman zaman bu ekonomik kazanç arayışı Shakespeare imajının kültürel bütünlüğünü tehlikeye atabiliyor. Örneğin filmde yansıtılan Shakespeare üzerine yazdığı bir bölümde Deborah Cartmell, Aşık Shakespeare (1999) filminin Shakespeare’in ismini kullanarak kendini duyururken bir yandan da “yazma” kısmını nasıl attığını gösteriyor.

Kitabın birkaç bölümünde Shakespeare markasının maddi olanağından bahsedilmiş; bu bölümlerde markanın bira pazarlamadaki kullanımı, Stratford-upon-Avon’un bölgesel ekonomisindeki önemi, İngiliz kültürünü küresel olarak destekleyerek uluslararası ticarete fayda sağlamadaki rolü ve III. Richard’ın cesedinin keşfini takiben Leicester’a gelen ziyaretçilere teşvik olarak görünmesi gibi konulara değinilmiştir. Şirket sponsorluğuna ilişkin bir bölümde Susan Bennett, görünürde karşılıksız fayda sağlama amaçlı ve kültürel sebeplerle gösteri ve sergileri desteklediklerinde Shakespeare isminin kullanımından çıkar sağlayan çok uluslu şirketleri teşvik eden şeyleri incelemektedir. Bennett, bu tür sponsorluklarla yaratılan ya da ortaklaşa üretilen değerlerle ilgili endişelenmekte ve “Shakespeare’in desteklenmesinin arkasında yatan ulusal ve kurumsal değerler ve mallara çok daha fazla önem vermek gibi bir sorumluluğumuz olduğu” sonucuna varmaktadır.

Bu üç kitap farklı bakış açılarından edebiyat ve ekonomi arasındaki karşılıklı ilişkilere işaret etmektedir. Kitapların yazarlarından, editörlerinden veya emeği geçenlerinden hiçbirinin ekonomist olmaması, bu bağlantılara olan ilginin sosyal bilimcilerden ziyade özellikle sanat ve beşeri bilimlerle ilgili alanlardaki çalışmacılardan çıktığını yansıtması açısından kayda değer bir ayrıntıdır. Bu dengesizliğin giderilmesi için de birçok faaliyet alanı bulunmaktadır; keşke ekonomistler edebiyatçı çalışma arkadaşlarıyla diyalog konusundaki zengin olanakları fark edebilseler.

 

Yazar: David Thorsby

Çevirmen: Elif Feyza Varol

Kaynak: https://www.the-tls.co.uk/articles/public/alls-well-that-spends-well/