Bu hafta sonu J.K Rowling’in, son zamanlarda eleştirmenlerce beğenilen ama az bilinen, güya Robert Galbraith adında biri tarafından yazılmış The Cuckoo’s Calling adlı suç romanının yazarı olduğu ortaya çıkması birçok edebi bilimci için mükemmel bir anlam taşıdı. Dünyanın en ünlü ve en başarılı yazarlarından birinin denenmemiş türde bir roman çıkarmak için biraz mahremiyet yaratmak istemesi oldukça anlaşılabilir bir durum.

J.K Rowling; hak ettiği üzere, en büyük çıkışını Harry Potter serisi ile yaptı. Onun, Jane Eyre ve The Hobbit dokunuşuyla birlikte, bu eşsiz Dickens, Lewis, Carroll, George McDonald ve Arthurian Legend karışımı, bizlere en iyi İngiliz yazarlardan beklediğimiz türden zengin ve son derece tatmin eden hayalperest bir edebiyat sunuyor.

Ayrıca bu işte en iyisi olan İngiliz yazarlar gibi Rowling de başka bir isimle deneme yapmıştır. Başkasının adı altında yazmanın emsalleri neredeyse edebi bütünlüğe dayanmaktadır.

Rowling aynı zamanda kadın yazarların erkek adıyla yayın yapma geleneğine de katılmaktadır. Elbette Rowling’in statüsünde bir yazarın kendi cinsiyetini gizlemeye ihtiyacı yoktur ancak geçmişte de erkek takma adlarını kullanmanın sebepleri basit olmamıştır.  

Yazar adına

Erkek takma adıyla yayın yapan en ünlü yazarlar arasında Currer (Charlotte), Ellis (Emily) ve Acton (Anne) Bell adlarını kullanan Brontë kardeşler de bulunur. Charlotte Bronte’nin gölgesi 1840’larda, Currer Bell’in varlığına inanmayan Jane Eyre tutkunlarına onu keşfetme yolunda büyük bir heyecan yarattı.

1855’te Harriet Martineau, Bronte’nin 1849 yılından bir romanı olan Shirley’nin bir tanıtım kopyasını aldığını dile getirdi, Currer Bell’den aldığı bir notun beraberinde şöyle dedi: “Notu bir erkeğin mi kadının mı yazdığını anlamak için inceleme yaptık.” Martineau el yazısının çok yardımı dokunmayacağına karar verdi. “Yazı okunaklı değildi ve çok fazla yazmış, ya da sağlık durumu iyi olmayan veya kötü eğitilmiş herhangi birine ait bir el bu yazıyı yazmış olabilir.” diye belirtmiştir.

Ancak Martineau Currer Bell’in bir kadın olduğuna neredeyse emindi çünkü “Jane Eyre’de pirinçten düğmelerin dikilmesiyle ilgili bir parça vardı ve bu kısım yalnızca bir kadın ya da bir döşemeci tarafından yazılmış olabilirdi.”

Toplumsal cinsiyet rollerine uymayan takma adlar

Charlotte neden Currer olarak yazdı? Sanılanın aksine George Sand ve George Eliot gibi 19. yüzyılda erkek takma isimlerini benimsemiş diğer kadın yazarlarla birlikle Brontë kardeşler de yayın endüstrisi tarafından karşı karşıya geldikleri cinsiyet dayalı baskıya maruz kaldıklarından dolayı bunu yapmadılar.

Gaye Tunchman ve Nina Fortin, Victoria’nın hükümdar olduğu dönemde eril takma adları kullanımının nadir olduğunu ve erkeklerin erillikle örtünen kadınlara göre dişil takma isimleri benimsemeye daha yatkın olduklarını iddia etti. Bu takma adlarla yapılan çapraz giyinme çoğunlukla yazarların, okuyucuların ve eleştirmenlerin varsayımlarından kaçınmak istemesiyle meydana geldi.

19. yüzyıl boyunca kadın yazarların yalnızca belli konularda ve belirli şekillerde yazmaları gerektiği varsayımı büyüdü. Charlotte Bronte, Currer Bell ismini seçerek tipik bir kadın yazar olmanın korkusuna bağlı olarak şöyle söylemiştir:

“Biz kendimizi kadın olarak beyan etmek istemedik çünkü kadın yazarlara ön yargıyla bakıldığına dair müphem bir izlenimimiz vardı.”

Saklambaç

Rowling ile ilgili olan paralellikler burada ortaya çıkıyor. Viktoryen ataları gibi, dünyanın en ünlü yazarı da beklentilerden kaçmaya çalışıyordu.

Harry Potter Serisi’nin asıl teması için; kamuflaj, şekil değiştirenler ve gizemli kişilikler o kadar önemli bir rol oynuyor ki Rowling’in gömülü, dengesiz ve akışkan kimliğini ortaya koyuyor olabilir.

Takma adların tarihi edebiyat hilekârlarının ve aynı zamanda onların kimliğini ortaya çıkarmak isteyenlerin de tarihidir. Currer Bell sadık bir hayranı tarafaından bir dizi mektupla ifşa edilmiştir. 21.yüzyılda oyun o kadar uzun sürmüyor. The New York Times’a göre Robert Galbraith’in gerçek kimliği Twitter’da 3 ay kadar kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştır.

Görünüşe göre saklanmak isteyen yazarlar olduğu sürece, onların bunu yapmasına izin vermeyecek okurlar da olacak.

Yazar: Catherine Judd

Kaynak: The Conversation

Çeviren: Gülşah Kartalkaya

Düzenleyen: Gonca İnceören