İntihar düşüncesini bildirmek: Piers Morgan neden yanılıyordu?

İntihar düşüncesini bildirmek: Piers Morgan neden yanılıyordu?

İntihar düşüncelerinin medyada yer alması üzerine önemli, yeni bir araştırma.

Tartışmalı bir İngiliz televizyonu sunucusu olan Piers Morgan, Meghan Markle’ın Oprah Winfrey ile yaptığı son röportajında intihar düşünceleri olduğuna dair itirafları hakkında güçlü şüpheleri olduğunu dile getirdikten sonra ulusal yayıncılık pozisyonundan ayrıldı.

BBC News, Morgan’ın Sussex Düşesi’ne yönelik eleştirisinin arkasında durduğunu bildirdi. İngiltere’nin yayın denetleyicisi olan Ofcom, İngiliz kamuoyundan Piers’in yaptığı açıklamalarla ilgili 41.000 şikâyet aldıktan sonra yorumlarını inceliyor. Görünen o ki düşes, ITV’ye Morgan’ın sözleri hakkında resmi olarak şikâyette bulundu. Markle’ın Piers’in duyarlılığının intihar etmeyi düşünen diğer insanları ne yönde etkileyebileceğine dikkat çektiği bildirildi.

Morgan yorumlarının arkasında durmakta haklı mıydı? Aslında Markle’ın röportajı başka insanların kendine zarar vermesini daha olası hale mi getirdi?

Araştırmalar, basında intihar davranışının bildirilmesinin intihar düşüncesi ve fiili intihar oranlarında artış ile bağlantılı olduğunu ileri sürüyor. Örneğin, bir lise öğrencisinin intiharının ardından yaşananları konu alan popüler bir Netflix gençlik dizisi olan 13 Reasons Why’ın yayınlanmasından sonra Google’da “Kendimi nasıl öldürürüm?” aramalarının önemli ölçüde arttığı görülmüştür. Bir çalışmada, dizinin yayımlanmasını izleyen ilk iki hafta boyunca yılın o döneminde beklenenden 900.000 ila 1,5 milyon daha fazla arama yapıldığı hesaplanmıştır.

Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry‘de Şubat 2020’de yayınlanan bir başka çalışmada, dizinin yayınlanmasının ardından 1 Nisan- 31 Aralık 2017 tarihleri arasında 10-17 yaş aralığında 195 ek intihar ölüm vakası yaşandığı tespit edilmiştir.

Bu etkiyi araştıran ilk çalışmalardan birinde, intiharları bildiren 34 gazete haberi analiz edilmiş ve haberlerin yapıldığı ay boyunca intihar oranında yüzde 2,51’lik bir artış tespit edilmiştir.

Daha da endişe verici olan ise Wayne State Üniversitesi’nde intihar sosyolojisi uzmanı olan Steven Stack’in araştırmasıdır. Bu araştırmaya göre, basında bir ünlünün intihar haberinin varlığını ölçen çalışmaların taklit etkisi yaratma olasılığı beş kattan daha fazladır. Kadın intiharlarına odaklanan çalışmalar ise, basında intihar haberciliğinin etkisini araştıran diğer araştırmalardan neredeyse beş kat daha fazla taklit etkisi bildirmiştir. Stack ayrıca, belirli bir yöntemle kendine zarar verme konusuna odaklanan bir kitabın yayınlandığı yıl, New York’ta bu yöntemle intiharın %313 arttığını da ortaya çıkarmıştır. Bu vakaların neredeyse üçte birinde intihar mahallinde kitabın bir kopyası bulunmuştur.

Genellikle, medyada bir intihar haberinin ardından intihar davranışı görülen kişilerin yaklaşık üçte birinin bu intihar haberini görmüş olduğu düşünülmektedir ve bu nedenle intiharı taklit edenler görülebilmektedir. Örneğin oyuncu Marilyn Monroe’nun intiharının, intihar oranında yüzde 12’lik bir artışla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Stack; intihara meyilli hassas bir kişinin, “Marilyn Monroe tüm servetine ve ününe rağmen hayata katlanamıyorsa, ben nasıl katlanabilirim?” diye sorgulayabileceğini öne sürmüştür.

Basında yayınlanan kendine zarar verme haberini takiben görülen taklit intiharlar, 1774 yılında yayınlanan ve kahramanın intihar ettiği popüler bir romanın ardından “Werther Etkisi” olarak adlandırılmıştır.  Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı kitabının gençler arasında bir intihar salgınının yayılmasına yol açtığına inanılmaktaydı. Yetkililer o kadar endişelenmişlerdi ki kitap; Kopenhag, İtalya ve Leipzig’de yasaklanmıştı. Goethe’nin bu olay hakkında yorum yaptığı bildirilmişti: “Arkadaşlarım… şiiri gerçeğe dönüştürmeleri, böyle bir romanı gerçek hayatta taklit etmeleri ve her halükârda kendilerini vurmaları gerektiğini düşündüler ve ilk başta birkaç kişi arasında yaşananlar daha sonra halk arasında da gerçekleşti…”

Ancak, daha yakın zamanda yapılan araştırmalar çok farklı bir sonuca işaret ediyor: Markle intihar düşüncesi hakkında konuşarak, aslında intiharı önlemeye fayda sağlayabilecek olumlu bir hizmet sunmuş olabilir. “Tamamlanan ve önlenen intiharlarda basın haberlerinin rolü: Werther etkisi veya Papageno etkisi” adlı bu çalışmada “Papageno Etkisinden” bahsedilmektedir. Papageno, Werther etkisinin tam tersidir ve kendine zarar verme haberlerinin ardından aslında intihar oranlarının düşmesinden söz edilir.  

Yazarların açıklamasına göre Papageno Etkisi, Papageno’nun Mozart’ın Sihirli Flüt operasında yaşadığı intihar bunalımının üstesinden gelmesine dayanır. Mozart’ın operasında Papageno, sevgilisi Papagena’yı kaybetmekten korktuğu için intihara meyilli hale gelir; ancak, Papageno’nun dikkatini bunalım ile başa çıkma stratejilerine çeken üç erkek çocuğu sayesinde intihar etmekten kaçınır.

Viyana Tıp Üniversitesinden Thomas Niederkrotenthaler ve Gernot Sonneck, 1 Ocak-30 Haziran 2005 tarihleri arasında 11 Avusturya gazetesinden elde ettikleri “intihar” terimini içeren 497 yazılı basın haberlerinin tamamını analiz eden bir ekibe liderlik etmiştir. İntiharı düşünen— intihara teşebbüs veya tamamlanmış intiharın bulunmadığı durumlarda —bireylerin haber yapılması intihar oranlarındaki düşüşle ilişkilendirilmiştir. Bu çalışma, Markle’ın ifadelerindeki gibi intihar düşüncesine ilişkin medya haberlerinin, potansiyel olarak zararlı olma olasılığı düşük ve diğerlerinden ayrılan bir medya yazısı grubu oluşturduğunu göstermektedir.

Bunun tam aksine, British Journal of Psychiatry’de yayınlanan çalışmada intiharla ilgili popüler halk efsanelerini ortadan kaldırmaya çalışan medya hikayelerinin -başka bir deyişle, intiharı önlemeye yardımcı olacağı beklenilen makalelerin- intihar oranlarında artışla ilişkili olduğu bulunmuştur.

İntihar oranlarındaki artışlarla ilişkilendirilen diğer makaleler arasında odağın intihar araştırmasında olduğu hikayeler, bir halk destek servisinin iletişim bilgilerinin bulunduğu maddeler ve uzman görüşlerinin bildirildiği yazılar yer almaktadır. Başka bir deyişle, bahsi geçen sözde uzmanların medyanın intihar haberlerini nasıl bildirmesi gerektiğine dair görüşleri intihar oranlarının düşüşü ile değil, aslında intihar oranlarının artışıyla bağlantılıdır.

Yazarlar, intihar düşüncesine ilişkin gerçek haberlerin intiharı önlemeye katkıda bulunabileceği sonucuna varmışlardır. Morgan, Markle röportajı hakkında neye inanırsa inansın, son araştırmalar Markle’ın intihar düşüncesine dikkat çekerek bir kamu hizmeti yapmış olabileceğini öne sürüyor.

Durumun neden böyle olabileceğine dair bir teori de birinin, teşebbüste bulunmadan, intihar etmeyi düşündüğünü bildirmesinin o kişiyle özdeşimi geliştirdiği fikridir. Böylece bildirilen düşüncenin sonucunun “yaşamaya devam etme” olduğunu vurgulanmıştır.

Bu araştırmada, intiharı önleme konusunda potansiyel yeni bir halk sağlığı stratejisi önerilmektedir. Bunun etkisi en iyi, olumsuz koşullara rağmen intihar planlarını benimsemekten kaçınan ve bunun yerine olumlu savunma mekanizmalarını benimseyen kişiler hakkında makaleler yayımlandığında görülebilir. Yazarlar bu tür basın hikayelerini “Bunalım Hakimiyeti” olarak adlandırmıştır. Örnek bir alıntı olarak: “[Tom Jones] ilk hit şarkısını yapmadan önce, intihar etmeyi düşünüyordu…ve Londra’da bir yeraltı treninin önüne atlamak istemişti… 1965’te, “It’s Not Unusual” ile popüler müzik listelerine girmeyi başarmadan önce, bir anlığına düşündü: “Sağa doğru bir adım atarsam, her şey biter.”

Markle ve röportajı hakkında ne düşünürseniz düşünün, asıl soru şudur: Markle, “Bunalım Hakimiyeti” sergilemiş miydi?

Yazar: Dr. Raj Persaud

Kaynak: Psychology Today

Çeviren: Dicle Yılmaz

Düzenleyen: İrem Güneş

Leave a comment