Yaşayan bütün canlılar gibi yıldızların da doğal yaşam süreleri vardır. Ana safhalarından geçtikten sonra, eninde sonunda nükleer yakıtlarını harcar ve yavaş ölüm süreçlerine başlarlar. Bizim Güneş’imizde ise bu süreç, onun ebat olarak büyümesi ve evriminin Kırmızı Dev safhasına girmesiyle başlayacak. Yaklaşık 5,4 milyar yıl sonra bu gerçekleşince Güneş’in büyüklüğü; Merkür’ün, Venüs’ün, hatta belki de Dünya’nın yörüngesini aşmış olacak.

Ancak bu olmadan önce, astronomlar Güneş’in dramatik bir ölçüde ısınacağı teorisini ortaya attı. Bu da Dünya’yı birçok tür için yaşanılamaz hale getirecek. Ancak, Oxford ve Harvard Üniversiteleri’nden bir araştırma grubunun yaptığı yeni bir çalışmaya göre, tardigradlar olarak bilinen bir tür (bir diğer adıyla “su ayıları”), insanlık ve diğer bütün türler yok olduktan sonra bile burada olmaya devam edecek.

Yakın zamanda Scientific Reports dergisinde “Astrofiziksel Olayların Karşısında Hayatın Direnci” adıyla yayınlanan bu çalışma Oxford Üniversitesi Astrofizik Departmanı’ndan Dr. David Sloan ve Dr. Rafael Alves Batista ve Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Dr. Abraham Loeb tarafından ortaya konuldu. Çalışmalarında Güneş evriminin yaşama karşı olan etkilerine dair yapılmış daha önceki çalışmaların orantısız olduğu görüldü.

Temelde, Güneş ana safhasından çıkarken insanlığın bunun etkilerinden kurtulup kurtulamayacağına çok fazla önem verildi. Yaşamın kendisinin (ve hangi yaşam türlerinin) bu değişiklikten çıkıp çıkamayacağına dair nispeten daha az araştırma yapıldı. Böyle olunca da, ekip istatistiki açıdan Dünya’yı veya benzer bir gezegeni sterilize edecek en olası doğa olaylarını ele alıp, bu olaylardan sağ çıkabilecek yaşam formlarının hangileri olabileceğini araştırmaya koyuldular.

Dr. Loeb’un Universe Today’e e-posta aracılığıyla söylediği gibi, ekip sadece insanların değil; Dünya üzerindeki tüm yaşam formlarını yok edebilecek seviyede bir olayın var olup olmadığını araştırmak istedi:

“Bir gezegen oluştuktan sona üzerindeki yaşamın ne kadar sürebileceğini keşfetmek istedik. Önceki araştırmaların çoğu, atmosferdeki ve Dünya’nın iklimindeki değişikliklere çok hassas olan ve bir asteroidin çarpmasıyla (nükleer kış) ya da yanlış politikayla yok olabilecek olan insanlığın hayatta kalma olasılığına odaklanmıştı.”

Keşfettikleri şey Milnesium tardigradum adlı türün, bütün olası astrofiziksel olaylardan sağ çıkabileceğiydi. Ayrıca, bu türün yaklaşık 10 milyar yıl daha etrafta olacağını hesapladılar- insan ırkından beklenenden çok daha fazla! Loeb’un söylediği üzere, bu bekledikleri bir sonuç değildi.

“Tardigradların bütün astrofiziksel felaketlerden kurtulabileceğini gördüğümüzde şaşkına döndük,” dedi. “Büyük ihtimalle, tardigradların DNA’ları, çevresinden gelen hasarı, ondan daha hızlı bir şekilde onarabiliyor. İşlem hala tam olarak anlaşılamadı ve Harvard Üniversitesi’nde bir grup, daha iyi anlayabilmek umuduyla tardigradların SNA’larını inceliyorlar.”

Dürüst olmak gerekirse, tardigradların Dünya üzerindeki en dirençli yaşam formu oldukları bir süredir biliniyor. Yalnızca 30 yıl boyunca yemek ve su olmadan yaşayabilmeleri değil (yaşam sürelerinin yarısı), ayrıca 150 °C (302 °F) kadar yüksek ve -200 °C (-328 °F) kadar düşük sıcaklık derecelerinde de hayatta kalabiliyorlar. Bunun yanında 6000 atmosferden açık uzay boşluğuna kadar uç noktalardaki basınç düzeylerine dayanabilme gücüne sahip olduklarını göstermişlerdir.

Araştırma ekibi, bu koşullar altında bu türün Güneş’in Kırmızı Dev’e dönüşmesinden ve Dünya’yı radyasyona maruz bırakmasından sonra; hatta büyük ihtimalle Güneş varoluştan silindiği zaman bile hayatta kalacakları sonucuna vardılar. Bunun ötesinde, tardigradlar doğru koşullar altında hayata geri bile döndürülebilirler. On yıla kadar uzayan süreler boyunca susuz yaşayabilseler bile, Dünya üzerindeki bütün canlılar gibi tardigradların da hayatta kalmak için suya ihtiyacı var.

Ancak ölecek kadar susuz kalmış olsalar bile, bilim insanları bu organizmaların tekrar suya ulaşmaları durumunda tekrar hayata dönebildiklerini keşfettiler. Bu, 2007’de bir grup tardigradın Alçak Dünya Yörüngesi’ne fırlatılmadan önce susuz bırakıldığında kanıtlandı. 10 gün boyunca uzay boşluğuna ve mor ötesi ışınlara maruz kaldıktan sonra, Dünya’ya geri getirilip tekrar suyla etkileşime sokuldular. Bu noktada, grubun çoğunluğu tekrar hayata döndü ve canlı embriyolar ürettiler.

Ekip başka doğal afetlerin de -asteroit darbesi, yıldız patlamaları (süpernovalar) veya gama ışını patlamaları gibi- tardigradlara hayati tehlike arz etmediğini keşfetti. Loeb, bu durumu şöyle açıklıyor:

“Asteroit çarpmalarının, sadece asteroit 1018 kilogramdan daha büyükse Dünya’daki bütün okyanusları kaynatabileceğini keşfetmiştik. Böyle olaylar çok nadirdir ve Güneş ölmeden gerçekleşmez; daha önce gerçekleşmesi milyonda birden daha azdır.”

Gerçek şu ki, daha önce okyanusları kaynatabilecek büyüklükte bir asteroit (2 x 1018 kg), Dünya’ya yaklaşık 4,51 milyar yıl önce çarptı. Bu olayda; Dünya, Theia adında Mars büyüklüğünde bir cisimle çarpıştı. Ay’ın oluşum sebebinin de bu olay olduğuna inanılıyor. Bugün, Güneş Sistemi’nde bu kütleye sahip yalnızca bir düzine asteroit ya da cüce gezegen biliniyor ama hiçbiri gelecekte Dünya’nın yörüngesiyle çakışmayacak.

Süpernova içinse, patlayan bir yıldızın Dünya’nın okyanuslarını kaynatması için 0,14 ışık yılı uzaklıkta olması gerektiğini belirttiler. Güneş’e en yakın yıldız da (Proxima Centauri) 4,25 ışık yılı uzaklıkta olduğu için, bu senaryo gerçekleşmesi tahmin edilen bir risk değil. Gama ışını patlamalarına gelince –ki bunlar süpernovalardan da nadirdir- ekip, bu olayların Dünya’ya bir tehlike arz etmek için çok uzakta olduğuna karar verdi.

Araştırmanın sonuçları büyüleyici. İlk olarak, bize insanlığın basit, mikroskobik yaşam formlarına kıyasla ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca bu şekilde dayanıklı organizmaların, bizim yaşam için çok tehlikeli addettiğimiz şartlar altında var olabileceğini gösteriyor. Araştırmanın yazarlarından biri olan Dr. Rafael Alves Batista’nın Oxford Üniversitesi basın bülteninde şöyle açıklıyor:

“Bizi koruyan teknolojimiz olmadan, insan çok hassas bir tür. Çevremizdeki ufak değişiklikler bile bizi dramatik olarak etkiliyor. Dünya’da çok daha fazla dayanıklı türler var. Bu gezegendeki yaşam insanlık yok olduktan çok sonra bile var olabilir. Tardigradlar Dünya’da yok edilemez düzeyine en yakın yaşam formu, ama Evren’in başka bir yerinde başka dayanıklı türlerin varlığı mümkün. Bu kapsamda Mars’ta ve Güneş Sistemi’nin başka alanlarında yaşam formları arıyoruz. Eğer tardigradlar Dünya’nın en dayanıklı türleriyse, dışarıda kim bilir neler var.”

 

Dr. Loeb’un açıkladığı gibi, bu gibi araştırmaların bize sağ kalabilirliğimizden çok daha büyük katkıları olabilir. Yalnızca yaşamın felaket boyutunda olaylar karşısındaki yeteneklerini anlamamızı değil –ki bu, Evren’de yaşamın nerede ve nasıl çıkabileceği konusunda anlayışımız konusundaki en önemli maddedir- ayrıca hayatta kalmak için şansımızı arttırabileceğimiz yolları keşfetmemizi de sağlayabilir.

“Yaşamın sürekliliğini koruyabildiği şartları daha iyi anlıyoruz.” diyor Dr. Loeb. “Yaklaşık bir milyar yıl sonra, Güneş ısınacak ve yaşam, son bulana kadar bir formda var olmaya devam edecek. Tardigrad DNA’larının kendini onarma mekanizmasını anlayabilmek, insanlığa hastalıklarla savaşmasında da yardımcı olabilir.”

Ve bütün bu zaman boyunca, hamam böceklerinin nükleer soykırımdan kurtulabilme yetenekleriyle gezegendeki en sert mahluklar olduğunu düşünmüştük. Ama bu sekiz ayaklı canlılar, ki tahminen hamam böceklerinden daha sevimliler, çok açık ki sertlik konusunda köşeyi kaptılar. En azından yalnızca 0.5 mm boyutundalar, yoksa dert edeceğimiz bazı şeyler olabilirdi!

 

Yazar: Matt Williams

Çevirmen: Emre Utaş

Kaynak: Universe Today