İlk kitaptan 20 yıl sonra, Harry Potter bugün hala okuyucuları büyülemeye devam ediyor

İlk kitaptan 20 yıl sonra, Harry Potter bugün hala okuyucuları büyülemeye devam ediyor

Birkaç hafta önce Durham’ın Onur Yürüşünde “Eğer Harry Potter bize bir şey öğrettiyse o da kimsenin dolapta yaşamayı hak etmediğidir.” yazılı pankart taşıyan bir genç dikkatimi çekti. 

Hızlı bir Google araması sonucunda bu güçlü özdeyişin, aslında Kanada, Nova Scotia’da bulunan LGBT hayır kurumu, The Youth Project tarafından tasarlanan, sonrasında da JK Rowling’in Twitter hesabında paylaştığı ve sosyal platformlarda herkesçe kullanılan bir slogan olduğu ortaya çıktı. 

Ancak son zamanlarda yapılan yürüyüş ve protestolarda görülen Harry Potter bağlantılı tek slogan bu değildi. Dünya çapında ocak ayında düzenlenen Kadın Yürüyüşlerinde çok sayıda “Dumbledore’un Ordusu” ve “Hermione buna katlanamaz!” yazılı pankartlar yer almaktaydı. 

Bu pankartlar bizlere Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın yayımlanmasından yirmi yıl sonra, JK Rowling romanlarının cadılık ve büyücülük meselelerinden çok daha fazlası olduğunu hatırlatmaktadır. Harry Potter, birçok gence tecrübelerini anlamak ve geliştirmek için yardımcı olan; tanıdık, hatta kolaylık sağlayan örnek bir pencere sunmuştur. Ve bu durum özellikle hem ABD hem de Britanya’da artan bölücülük ve ayrımcılık bağlamında geçerli olmuştur. 

İlk izlenimleri yeniden ele almak

Hogwarts bariz bir şekilde fantastik ve kurgusal bir ortamken, karakterler gerçek hayat zorluklarını ve travmalarını deneyimlemiştir. Bunlardan birkaçını; yakınların ölümü, yalnızlık, eziyet görme, kıskançlık, karşılıksız aşk, suçluluk duygusu ve zorbalık olarak sıralayabiliriz.

Ayrıca herkesin okul hayatında sıkça karşılaştığı, okulun zorbası ve onun işe yaramaz arkadaşları, “her şeyi bilen çekilmez kişi” okulun şaklabanı ve sadist öğretmen gibi “cins” karakterler de mevcuttur.

Serinin başarısı ve cazibesinin bir kısmı da Rowling okurları büyüyüp olgunlaştıkça karakterlerin de karmaşık bir şekilde gelişmesidir. Bundan dolayı ilk okumadan sonra karakterler üzerine yapılan varsayımlar, sonraki kitapların olay döngüsü ve bir şeylerin belirginleşmesi ile ölçülür ve sorgulanır. 

Örneğin ilk romanda, Dumbledore ve Snape “iyi öğretmen ile kötü öğretmen” eşleşmesini oluşturur. Dumbledoru’u bilgin, dost canlısı ve iyi kalpli büyükbaba figürü; Snape’i kindar, kötü huylu “kötücül yarasa” olarak görmekten öteye gidemezken, esasında ikisi de karakterler ve okurlar için bilinmezliklerini korurlar.

Ancak seri devam edip olaylar daha belirgin hale geldikçe bu iki karakter birbirlerinin aynası gibi görünürler. Serinin devamında önceki zamanlarda korkunç, karanlık sihirbaz Grindelwald’la olan arkadaşlığı ve kız kardeşi Ariana’nın ölümündeki rolü üzerine pişmanlık ve kendini suçlama duygusuyla dolup taştığı fark edildikçe, o “iyi” hatta “mükemmel” Dumbledore daha fani ve kendinizden bir şeyler bulunabilecek birisine dönüşür. 

Diğer bir yandan arka planda, Harry’nin annesi Lily Potter’a olan karşılıksız aşkı; onun ölümüne duyduğu ıstırap ve gençlik günahlarının kefareti yerine kendini ömürlük görevine adamasıyla o “kötü” Snape iyileştirilir ve daha sempatik hale getirilir. Bu noktadan sonra kahramanlar veya kötü adamlar yoktur, bunun yerine artık karmaşık dürtülere sahip olmalarıyla beraber daha inandırıcı karakterler vardır.

Edebiyatta bizleri ilk izlenimlerimizi, varsayımlarımızı ve fikirlerimizi gözden geçirmeye, incelemeye sevk edecek; gerçek hayatta da uygulamaya istekli ve yetenekli olmamız konusunda öğretici olacak güçlü bir şeyler vardır.

Hogwarts’dan hayat dersleri

Harry Potter benzeri kitaplardan önce 18 ve 19.yüzyıl çocuk edebiyatı, “iyi” ödüllendirilir, “kötü” cezalandırılır; “kötü davranışlar kötü karakterlerle bağdaştırılır” ve tam tersini öğretme amaçlıydı.  Buna karşın Harry Potter gibi seriler bir Hogwartsçı kafasıyla bugünün genç okurlarının dünyanın ve içindeki insanların anlaşılması ve sınıflandırılmasının kolay olmadığını anlamalarına yardımcı olur. Peter Pettigrew’u düşünün, Gryffindorlar korkak olabilirler ve Narcissa Malfoy’un 7.kitapta Harry’nin ölmesi konusunda Lord Voldemort’a yalan söylemeyi tercih etmesi gibi, bir Slytherine de hırs duygusu yerine sevgiyle motive olabilir. 

Cambridge Üniversitesi’nde yakın zamanda yapılan bir araştırma, okuma ve edebiyatın, çocukların bu dünya ve etraflarındaki insanlar hakkında bilgi edinmesine yardımcı olabileceği fikrini desteklemektedir. Araştırmanın öne sürdüğü diğer düşünceler şöyledir:

Kurgu okumak gençlere empati ve düşünce teorisi geliştirme konusunda muhteşem bir eğitim sunar. Yani başka insanların nasıl düşündüğü ve hissettiğine dair bir bakış açısı edindirir

Ya da Hermione’nin dediği gibi, kurgu okumak size “bir çay kaşığının duygusal zenginliğine sahip” olmamak konusunda yardım eder. Harry Potter ve benzeri kitaplarda karşılaştığımız bu duygusal zenginlik, çocuklara, hepimizin paylaştığı bu karmaşık ve sihirli dünyada yol göstermesine yardımcı olabilir.

Bitmeyen bir sihir kaynağı

Ama elbette Hogwarts ve Diagon Alley dünyalarının bizlere “muggle (sihir yapamayan)” varlığımızdan bir kaçış sunuyor olmasına rağmen, onların dünyalarının da bizlerinki gibi ayrımcılık, baskı ve tehlikeyle lekelenmiş yönleri vardır. 

Ve kitap böylece hem yetişkinlerin hem de çocukların ahlak, sorumluluk, anlaşmazlık ve travma gibi üzerimizde baskı oluşturacak soruların güvenli bir ölçüde keşfedilip işlenebileceği bir alan yaratmaktadır. 

JK Rowling, “asa sallamanın ve bir şeyleri gerçekleştirmenin büyüsüne” inanmasa da “hayal gücü ve sevginin büyüsüne” inandığını söylemiştir. Bizler de dünyamıza hepimizin inanabileceği ve hayatımızın büyük bir parçası olmaya devam edebilecek başka bir büyü ekleyelim ve bu da Harry Potter dünyasının bitmez tükenmez büyüsü olsun.

Yazar: Eleanor Specencer-Regan

Kaynak: TheConversation

Çeviren: Gülşah Kartalkaya

Düzenleyen: Buse Kınalıkuzu 

Leave a comment