167 yıl önce Ticknor, Reed & Fields Yayınları Nathaniel Hawthrone’nin pişmanlık ve erkekler tarafından kadınların yaşantısının eleştirilmesi konusunda klasikleşmiş The Scarlet Letter romanını yayımladı [Türkçe’ye Kırmızı Leke ve Damgalı Kadın olarak çevrilmiştir.] Aslında bu yazı direkt olarak kitapla değil, edebiyattaki en etkileyici dostluklardan biriyle alakalı çünkü ne zaman Nathaniel Hawnthrone’u düşünsem Herman Merville’in aklıma gelmesine engel olamıyorum.

Hawnthrone ve Merville 1850’de tanışırlar, bu esnada Hawnthrone Merville’den 15 yaş büyüktür ve ikisi birbirinden tamamen farklı kişiliklere sahip olsa da (Merville gösterişli ve hayli duygusal, Hawnthrone ise daha oturaklı) ilk andan itibaren çok iyi anlaşırlar. Kısa süre sonra Merville, Hawnthrone’un Mosses from an Old Manse eserine yönelik övgü dolu bir inceleme yayımlar ve bu iki yazar beklenmedik bir çözülmeye kadar iki yıl sürecek içten bir dostluğun ilk adımını atmış olurlar. Elbette aralarındaki bu ilişkinin bir arkadaşlıktan daha fazlası olabileceğine dair çeşitli söylentiler vardı. Jordan Alexander Stein’in LARB (lareviewofbooks.org) sitesinde yayınlanan yazısında “Hepimiz Merville’nin belirli bir noktaya işaret etmeyen ancak kışkırtıcı bir şekilde ifade ettiği duyguları paylaşıyoruz. Merville, Hawnthrone’a yazdığı mektuplarda samimi bir dil kullanıyordu. Bu dili büyüleyici kılansa kullandığı bu dilin büyük bir özenle ifade ettiği duygulardır.” diyerek görüşlerini belirtmiştir.

Buna ek olarak, yukarıda bahsi geçen makalede Merville “Hawnthrone’un içime gittikçe serpilen tohumlar ektiğini fark etmiştim. Ben onu düşündükçe o büyüyor ve derinleşiyorken onun güçlü İngiliz kökeni benim güneyli ruhumu sarsıyordu” diye yazmıştı. Bu fikrin akla getirdiği çağrışımı düşünmek çok da zor olmasa gerek.

Kullanılan bu flörtüz ve muhtemelen skandallara sebebiyet veren dilin en güzel örneklerinden biri de aşağıdaki mektup sayılabilir. Hawnthrone kendisine ithaf edilen Moby Dick’i okuduktan sonra Merville’e bir mektup gönderir. Bahsi geçen bu mektup Hawnthrone’un yazdığı diğer tüm mektuplar gibi bugüne ulaşmamıştır -burada Merville neden bu mektupları ortadan kaldırmak istedi sorusunu aklımıza getirebiliriz- ancak Merville’in Kasım 1851’de yazdığı cevap, arkadaşının bu romanı beğendiğini düşündürmektedir. Peki bu bir aşk mektubu mu? Bu onlar arkadaştan daha fazlası olmasalar bile evet demeyi gerektiren bir soru olacaktır. “Seni tanımak beni ölümsüzlüğe inanmaya İncil’den daha çok ikna ediyor.” ve “Bana sorarsan Tanrı Akşam Yemeği’ndeki ekmekleri küçük parçalara ayrılmış ve biz onun kırıntılarından birer parçayız.” sözlerine dikkat çekiyorum. Size romantik gelsin ya da gelmesin, bu mektuplaşmaların tutkulu dolu olduğu inkâr edilemez.

Pazartesi öğleden sonra, Pittsfield

Sevgili Hawnthrone,

İnsanlar eğer bir kişi bir zorluğu aşarsa, onun ödüllendirilmesi gerektiğini düşünürler ama bana göre, eğer ben günümün en zor işini çözebildiysem ve masamda oturup rahatça yemeğimi yiyorsam neden keyfim yerinde değilmiş gibi ödüllendirilmeyi hak edeyim ki? Akşam yemeğim lezzetli değil midir? Benim hissettiğim huzur ve yemeğim benim ödülümdür sevgili Hawnthrone. Bu sebeple yazdığın keyifli ve sevinç dolu mektup benim o kitapla ilgili çalışmam için bir ödül değildir, fakat elbette bir yazar için öngörülen en iyi ve en güzel şey onunla aynı yolda olan kişilerden ya da en azından biri tarafından takdir edici bir saygınlık kazanmaktır. Övgü! Saygınlık! Ya sevginin değeri anlaşılır mı? Bu büyük benzetmenin, dünyanın anlamına erişen Adem’den beri? O zaman biz cüceler de kağıttaki benzetmelerimizin yanlış anlaşılmasıyla da tatmin olmalıyız. Övgülerinin benim için görkemli armağanlar olduğunu söylemeliyim. Gururlu ve alçakgönüllü tavrımla beraber, ben küçük, kasvetli Kırım diyarının beyiyken şimdi bana Hindistan tacı vermiş gibisin. Ancak tacı kafama takarken onu başımdan kulaklarıma doğru düşürdüm, çünkü taç ancak onu taşıyabilecek uzunlukta olan kulaklara göredir.

Mektubun dün gece Bay Morewood’a doğru yola konmuşken elime ulaştı ve hemen oradayken okudum. Eğer evde olsaydım, anında oturur ve bir cevap yazardım. Kutsal alicenaplık benim için fevri ve anlıktır, onları gördüğün an yakalaman gerek. Dünya durmaksızın dönmeye devam eder ve duygular değişir. Dolayısıyla şimdi sana o an hissettiklerimi yazamam. Ancak içimi panteistik bir his kaplamıştı, sanki kalp atışlarımız birbirimizin damarlarında hissediliyor gibiydi ve ikimiz beraber de Tanrının kalbinde atıyorduk. Bu anda hissettiğim ağza alınmaz güven hissi senin kitabımı anlaman sebebiyleydi. Ben aşağılık bir kitap yazdım ve ona karşı bir kuzu gibi saf ve temiz hisler besliyorum. İçimde kelimelere dökülemeyecek sosyalleşme isteği duyuyorum. Seninle ve Roma’nın Panteonundaki tüm tanrılarla oturmak ve akşam yemeği yemek isterdim. İçinde herhangi bir çaresizlik veya umutsuzluk bulunmayan tuhaf bir duygu bu. Bu bir memnuniyet, daha doğrusu sorumsuzluk duygusu ancak herhangi bir ahlaksız eğilim içermiyor. Bunları da tesadüfi hislerden geldiği için değil, en derin varoluşumla yazıyorum.

Nereden geliyorsun Hawnthrone? Hangi hakla benim yaşam dolu kasemden bir yudum içiyorsun? Ben onu dudaklarıma değdirdiğimde, o dudaklar benim değil senindir. Tanrının Akşam Yemeği’nde ekmeği böldüğü ve bizim de o kırıntılardan olduğumuzu hissediyorum. Bunların hepsi sonsuz duygular bütünü işte. Şimdi yazındaki duyguları hissetmeye çalışırken meleklerim sonraki sayfayı çeviriyor. Sen bu kitabı umursamazdın ancak şimdi ve kitabı okurken kitabı çepeçevre saran düşünceyi anladın ve bu yüzden onu övdün. Böyle oldu değil mi? Sen kusurlu bir bedeni görmezden gelip onun ruhunu kucaklayacak olan bir baş meleksin. O çirkin Sokrates’i kabul ettin çünkü onun dudaklarındaki hiddeti görürken şeytanın o tanıdık kaçış seslerini de duydun ki zaten bunları kendi yalnızlığın içinde de duyuyordun.

Sevgili Hawnthrone, havadaki bu şüphecilik içime gizliden gizleye işliyor ve bu yüzden sana yazarken akıl sağlığımdan şüphe duyuyorum. Ama inan bana ben deli değilim asil Festus! [İncil’de geçen bir erkek ismidir, Latince’ de “neşeli” anlamındadır.] Ancak doğru olan da daima tutarsızdır ve kalpler birlikte attıkları zaman sarsıntısı baş döndürücü olur. Elveda. Kitap hakkında tek bir kelime bile yazma. Bu benim cimrice tutkumu çalıyor benden. Sana hiçbir şey yazmadığım için içtenlikle üzüntü duyuyorum, bu saçma bir hareketti. Ne zaman büyümemizi tamamlayacağız? Büyüdükçe yapmamız gereken şeyler fazlalaşacak ama biz daha hiçbir şey yapmadık. Hadi şimdi Moby Dick’i kutsayalım ve ondan biraz uzaklaşalım. Leviathan en büyük balık değildi, Kraken olduğunu duymuştum.

Uzun bir mektup oldu ama tabii ki cevaplamaya mecbur değilsin. Cevaplarsan ve onu Herman Melville’e gönderirsen muhtemelen, yanlış yollamış olacaksın çünkü şu anda bu kalemi tutmakta olan parmaklar ve senin göndereceğin kişi tamamen aynı olmayacak. Tanrım, ne zaman bu değişimi tamamlayacağız? Ah! Bu uzun bir yol ve ne konaklayacak bir yer ne de çöken bir gece var ve bu beden de gitgide soğuyor. Hepsi bir yana, seninle yoldaş olduğumuz için memnunum ve mutlu olabiliyorum. Dünyadan ayrılacağımda senin de geleceğini bildiğim için daha memnun olurmuş gibi hissediyorum. Seni tanımak beni sonsuzluğumuza inanmaya İncil’den daha fazla ikna ediyor.

Senin o anlaşılır ve içten mektubuna karşılık böyle saçmalık dolu bir cevap alman ne acı. Bayan Hawnthrone’a ve çocuklara selamlarımı ilet, tüm içtenliğimle hoşçakal.

Herman.

Not: Kendimi hala durduramıyorum. Eğer dünya tamamen falcılarla dolarsa, ne yapmam gerektiğini anlatacağım. Bir evin dibinde kurulmuş bir kâğıt değirmenim olmalı, böylelikle masam ve sonu gelmeyecek bir kâğıt şeritim arasında sürekli değişen bir rulom olacak. Sana, mektuplar formunda binlerce, milyonlarca ve hatta milyarlarca mektup yazmalıyım. Kutsal mıknatıs senin üzerinde ve bendeki de sana doğru çekiliyor. Hangimizinki daha büyük? Saçma bir soru oldu bu, tabii ki ikisi de öz olarak bir.

Notun notu: Bana mektup yazarken onlara kısa sürede cevap almaktan bıkacağını düşünme, böyle yaparsak ikimizde sonsuza dek yazı masalarımızın başında aranıp duracağız. Böyle bir şey olamaz! Mektuplarını her zaman cevaplamayacağım ve dilediğinde sen de öyle yapabilirsin.

 

Yazar: Emily Temple

Çevirmen: Zeynep Demir

Kaynak: Literary Hub