Herhangi bir hayvan, insanlar gibi konuşabilir ve dili kullanabilir mi?

Herhangi bir hayvan, insanlar gibi konuşabilir ve dili kullanabilir mi?

Filler, papağanlar gibi çeşitli hayvanlar insan konuşmasını taklit edebiliyor. Peki aralarından herhangi biri ne söylendiğini anlayabilir mi?

2010 yılının Nisan ayında Adriano Lameira, video kamerasını Almanya’da bulunan Cologne Hayvanat Bahçesi’nin çitlerine yerleştirdi. Çitlerin ardında Tilda isimli bir orangutan vardı.Tilda’nın insan gibi ıslık çalabildiğine dair söylentilerin üzerine, Hollanda’daki Amsterdam Üniversitesi’nden Lameira, bunu görüntülemek istedi. Ancak kamera kaydetmeye devam ettikçe Tilda’nın ıslık çalmaktan fazlasını yaptığı ortaya çıktı. Alkışlıyor, ağzını şapırdatıyor ve gırtlağından tıpkı kükürt heksaflorür solumuş gibi derinden gelen insan sesine benzeyen, karmaşık sesler çıkarıyordu.

Lameira afallamıştı. “Bu sesler şimdiye kadar vahşi orangutanlardan duyduklarımızdan çok farklı olmalarının ötesindeydi, insan konuşmasıyla da benzer nitelikleri olduğunu görebiliyorduk,” diye konuştu.

Tilda, insan konuşmasını taklit eden ilk hayvan değildi. Filler, beyaz balinalar ve tabii ki papağanlar da dâhil olmak üzere, az miktarda da olsa, diğer hayvan türleri de konuşmaya benzer sesler çıkarıyor.

Bu hayvanlar, bizi ayıran dil engelini aşma kabiliyetine sahip gibi görünüyor. Bizim gibi konuşma çabaları, onları oldukça karşı konulmaz kılıyor. Ancak gerçekten de bizler gibi “konuşabilirler” mi? Bu konu yalnızca ses üretebilmekten ibaret değil. Gerçekten konuşma olarak değerlendirilebilmesi için hayvanların bu sesleri anlamlandırabilmeleri gerekiyor.   

1965 yılı civarında doğan Tilda, Borneo Adasında ele geçirilerek esaret altında yetiştirildi. Tilda, insan sesine benzer sesleri başarıyla çıkaran, en yakın kuzenlerimizden biridir.

Lameira’nın ekibi, Tilda’nın seslenişlerinin çarpıcı bir şekilde insan konuşmasına benzediğini keşfetti. Hızlı ritimleri, belirgin şekilde konuşma ile örtüşüyordu. Dahası, ünlü ve ünsüz benzeri sesleri birleştiriyor gibi görünüyordu. Lameira, bunun bizim heceleri, kelimeleri ve cümleleri oluşturmamızın ön koşulu olduğunu söylüyor.

Bununla birlikte, seslenişleri bizim konuşmamızı kusursuz bir şekilde taklit etmekten çok uzaktı. Ancak Tilda, oradaki tek taklitçi hayvan değil. Herkesin bildiği gibi, papağanlar, “papağanlık” yapmada oldukça iyiler.

Konuşmayı taklit etme konusunda tartışmasız şampiyon Alex isimli bir Jako papağanı. Cambridge, Massachusetts’teki Harvard Üniversitesi’nden bilişsel bilim insanı Irene Pepperber tarafından eğitildi. Alex, yeni İngilizce kelimeleri hızla öğrenerek taklit edebiliyordu. Hatta “seni seviyorum,” bile diyebiliyor, yoğun bir eğitimle geçen günün ardından Pepperberg’e iyi akşamlar dileyebiliyordu. 2007 yılında yaşama veda ettiğinde 31 yaşında olan Alex, dünyanın her yerinden sevenlerini yasa boğdu.

Peki, Alex gibi papağanları böylesine usta taklitçiler yapan şey nedir?

Pepperberg, bunun bir sebebinin ses yolları olduğunu söylüyor. “Ses yollarının karmaşık kas yapısı ve kalın ama esnek dilleri, insan konuşma seslerini daha kolay üretmelerine yardımcı olabilir” diyor.

Nitekim, diğer taklitçiler ses üretmek için tamamıyla farklı bir mekanizma kullanıyor. Örneğin Canada, Vancouver Aquarium’da yaşayan beyaz balina Noc’un konuşma kabiliyeti 2012 yılında keşfedildi. Noc, İnuit avcıları tarafından gençken yakalanarak, 1999 yılındaki ölümüne değin tutsak edildi. Beyaz balina, insanınkine benzer sesleri çıkartmak için burun boşluklarını fazlaca şişiriyordu.

Aynı zamanda bir fil, farklı bir yöntem kullanarak konuşmayı taklit ediyor. 2012 yılında Koshik, ses yolunu modüle etmek için hortumunun ucunu ağzına yerleştirerek birkaç Korece sözcük üretmişti.

Avusturya’daki Viyana Üniversitesi’nden Angela Stöger-Horwath, filin bunu yaparak, eğitmenlerinin seslerindeki hem perde hem de tını örüntülerini doğru bir şekilde eşleştirdiğini söylüyor. Fillerin ses yollarının anatomik olarak bizimkilerden farklı bir şekilde daha uzun ses yolları ve dudak yerine hortumları olduğu düşünüldüğünde, bu dikkat çekici bir olay.

Farklı taklit tarzlarına rağmen, bu hayvanların ortak bir yanı var. Hepsi birer “ses yoluyla öğrenen”. Yani sesleri duyarak taklit etmeyi öğreniyorlar ve ardından bu sesleri üretiyorlar.

Ses yoluyla öğrenen canlılar arasında en iyisi olan insanlar, değişik birçok sesi öğrenip, üretebiliyor. Aynı zamanda, beyaz balinalar ve yunuslar da yaşamları boyunca yüzlerce yeni sesi öğrenebiliyorlar. Bazı papağanlar ve ötücü kuşlar da prolifik öğrenenlerdir; hatta bazen çevrelerindeki diğer türlerden ve nesnelerden gelen sesleri bile öğrenirler. Lir kuşlarının, deklanşör ve motorlu testereler gibi insan üretimi makinelerin seslerini taklit etmeyi öğrendiği pek çokları tarafından biliniyor.

Ses yolu ile öğrenen diğer türler ise çok daha az becerikliler. Jako papağanı binlerce seslenişi öğrenip üretebiliyor; zebra ispinozları yavruyken birkaç şarkı öğrenir ve tüm yaşamları boyunca bunları söylerler. Dahası, ses yoluyla öğrenen türlerin çoğu yalnızca kendi türlerinden sesleri taklit edebilir.

Çoğu hayvan ses yoluyla öğrenmez. Yalnızca doğuştan beri sahip oldukları seslenişleri kullanırlar: örneğin inekler mööler, köpekler havlar ve güvercinler cıvıldar. Bu hayvanların yeni sesleri taklit etme becerisi yoktur.

Öyleyse, bazı hayvanların beyinlerindeki konuşmayı taklit etmelerini sağlayan şey nedir?

Durham, North Carolina’daki Duke Üniversitesi’nden Erich Jarvis, asıl bölgenin ön-beyin olduğunu söylüyor. Belirli beyin kıvrımları ses üreten kasları kontrol ediyor ve bu kıvrımlar yalnızca bazı hayvanlarda bulunuyor.

2004 yılına ait bir makalesinde Jarvis, hem insanlarda hem de papağanlarda ses kaslarıyla direkt bağlantıların kurulmasını sağlayan ön-beyin bölgesini tanımladı. Bu beyin kıvrımları, hayvanların yeni sesler öğrenmelerine ve ardından öğrenilen sesleri çıkartmak için ses yolundaki kasları kontrol etmelerini sağlıyor. Ses yoluyla öğrenmeyen hayvanlarda ön-beyindeki bu sinir yolları bulunmuyor. Onlarda, doğuştan gelen seslenişlerinden sorunlu olduğu düşünülen, beynin en ilkel bölgesi olan, beyin sapında yer alan kıvrımlar bulunuyor.

Bu durum hayvanların genlerinde de gözlemleniyor. 2014 yılında Jarvis ve çalışma arkadaşları, farklı hayvanların beyinlerinde aktif ve pasif hale gelen genler üzerine bir çalışma yaptılar. Elliyi aşkın genden oluşan bir dizi, insanlar, papağanlar, ötücü kuşlar ve sinek kuşları da dâhil olmak üzere ses yoluyla öğrenenlerin çoğunda yer alan konuşma kontrol merkezlerinde benzer bir aktivite örüntüsüne sahipti. Bu durum, insanların, ötücü kuşların şarkı söylerken kullandıkları genlerin aynılarını kullandığı anlamına geliyordu. Jarvis, tavuklar ve makaklar gibi yeni sesleri öğrenemeyen hayvanların bu genleri aynı şekilde aktive etmediğini söylüyor.

İlginçtir ki büyük insansı maymunlar, en yakın akrabamız olmalarına ve beyinleri bizimkine benzemelerine rağmen, mükemmel birer taklitçi değiller. Tilda dışında, insan olmayan primatların çoğu, insanların ve papağanların gelişmiş taklitçilik becerisinden yoksundur.

Araştırmacılar uzun süredir asıl meselenin ses organlarından kaynaklandığına inanıyorlardı. Ses yolları bizimkine benzese de 20. yüzyılda yapılan araştırmalar, gırtlaklarının bizimki kadar aşağı inmediğini ileri sürüyordu.

Ancak Jarvis, bunun doğru olmadığını dile getiriyor. 2003 yılında araştırmacılar, bebek şempanzelerin gırtlaklarının, tıpkı insanlarda olduğu gibi, doğumdan hemen sonra aşağıya indiğini keşfetti.

Jarvis, “Teorik olarak gırtlakları, bizim gibi çok çeşitli sesleri üretebiliyor.” diye dile getirdi. “Ancak böyle olmuyor.” Ya şempanzelerin ön-beyinlerinde ses yoluyla öğrenmeyi sağlayan sinir yolları bulunmuyor ya da bir sebepten ötürü bu yollar işlevsel değil.

Aslında, yeni sesler üretebilen hayvan türlerini listelediğimizde, bunların evrim ağacında oldukça uzağa düşen türler olduğunu görüyoruz. Bunu beş tür memeli yapabiliyor: insanlar, yarasalar, filler ve foklar, balina ve yunus gibi deniz memelileri. Bunun yanı sıra, ses ile öğrenen üç tür kuş bulunuyor: papağanlar, ötücü kuşlar ve sinekkuşu.

Dolayısıyla ses yoluyla öğrenme, bir çakışan evrim meselesi gibi görünüyor; muhtemelen, farklı tür hayvanların ortak atalarında bir defalığına meydana gelmek yerine, her bir tür için bağımsız olarak evrimleşti. Öyleyse, bunun nedeni nedir?

New York’taki Hunter College’dan Diana Reiss, çoğu “konuşan” hayvanın oldukça sosyal türler olduğunu dile getiriyor. Ancak esaret altındayken, kendi türlerinden ayrılarak yalnızca insanlarla etkileşime giriyorlar.

Lameira, bu sebeple insanların taklit için model oluşturduğunu söylüyor. “İnsan seslerini kopyalamak, bir nevi grup üyelerinin yaptıklarını yapmak anlamına geliyor.”

Stöger-Horwath, insan sesini taklit etmenin aynı zamanda insanlarla bağ kurmanın bir yolu olabileceğini dile getiriyor. Fil Koshik’in de tam olarak bunu yaptığını düşünüyor.

Nack isimli beyaz balinanın eğitmeni Japonya Kanagawa’daki Tokai Üniversitesi’nden Tsukasa Murayama’ya göre, aynı şey onun için de geçerli olabilir. Nack, “Tsukasa” kelimesinin zayıf bir seslendirmesi de dâhil olmak üzere, basit Japonca kelimeleri ve sesleri taklit edebiliyor. Murayama, Nack’in bunun için ödüllendirilmediğini ve bu sebeple bunun bizlerle oyun oynamasının bir yolu olduğunu düşünüyor. 

Vahşi doğada da ses ile öğrenen hayvanlar, kendi türlerinin üyeleriyle bağ kurmak adına pek çok sesleniş kullanıyor. Pepperberg, örneğin yeni bir sürüye katılmaları gerektiğinde, yeni sesleri öğrenebilme kabiliyetinin seslendirmelerini değiştirmeye yaradığını ifade ediyor.

Jarvis, ses becerilerinin, bu hayvanların zekâlarının bir göstergesi olarak, karşı cins için daha çekici olmalarını sağlayabileceğini dile getiriyor. “Bence bu, erkek ve kadınların olduğu bir grupta edindikleri tüm bilgileri kullanarak ne kadar akıllı ve zeki olduklarını göstermeye çalışan insanlarda da bu şekilde. Taklit etmek, tam da bununla ilgili bir şey diye düşünüyorum.”

Tüm bu hayvanların ortak noktası, öğrendikleri kelimeleri kullanış biçimleri gibi görünüyor. Bu hayvanlar, neyi kastettiklerini bilmeden, anlamadan yalnızca papağanlık yapıyorlar.

Koshik’in davranışı bunu açıkça gözler önüne seriyor. Bakıcıları tarafından kurallara itaat etmesi için eğitildiğinden, Korece’de “uzan” anlamına gelen “nuo” kelimesini duyduğu zaman uzanması gerektiğini anlıyor. Koshik aynı zamanda “nuo” kelimesini taklit etmeyi öğrendiği için bunu söyleyebiliyor da. Ancak bu kelimeyi anlamlı bir şekilde kullanamıyor. Stöger-Horwath, “Koshik, taklit ederek ‘nuo’ kelimesini söylediğinde bakıcılarının yere uzanmalarını beklemiyor,” diyor.

Bu bağlamda Koshik, oldukça normal bir hayvan. Jarvis, köpeğinize “otur” ya da “gazeteyi getir” gibi sözcükleri anlamasını öğretebileceğinizi söylüyor. Ancak köpek, size ne yapacağınızı söyleyen kelimeleri kullanmak bir yana, bu kelimelere benzer sesleri bile çıkaramaz.

Bu kuralın çarpıcı bir istisnası var; Papağan Alex. Düzinelerce İngilizce kelimeyi anlaşılır bir biçimde söylemesinin yanı sıra, bu kelimeleri, nesneleri, renkleri, şekilleri ve sayıları tanımlamak için kullandı.

Alex’in ölümünün ardından eğitmeni Pepperberg, iki yeni Jako papağanı ile çalışmaya başlamıştı; 20 yaşındaki Griffin ve 2 yaşındaki Athena. Pepperberg, amacının tıpkı küçük çocuklara yaptığımız gibi, kuşlara soru sormak olduğunu belirtiyor. Pepperberg, ‘büyüklük ya da küçüklük,’ ‘aynı ya da farklı’ gibi kavramları ne ölçüde kavradıklarını; sayılar, optik yanılsamalar, olasılıklarla ilgili ne anladıklarını bulmayı umuyor.

Pepperberg, insan seslerini taklit etmenin papağanlar için basit bir bağ kurma işlevinin ötesinde bir faydası olabileceğini ifade ediyor. Bu, onların kendi yaşamlarını kontrol edebilmelerini sağlıyor. Kelimeleri öğrenerek bir oyuncak veya istedikleri ikramları ya da belirli yerlere gitme isteklerini ifade ediyorlar.

Elbette ki, Jako papağanları diğer hayvanların çok üzerinde bir seviyede taklit ediyorlar. Halen daha diğer hayvanların yapamadığını tek bir papağan türünün nasıl ve neden yapabildiğini kimse bilmiyor. 

Nitekim açık olan bir şey var ki, sesleri taklit etmek insan dilinin temelidir. Bizim taklit yeteneğimiz, geniş bir yelpazedeki sesleri öğrenmemizi ve yeniden üretmemizi sağlıyor. Bu geniş repertuar sayesinde, konuşulan diller “at” kelimesinden “pneumonoultramicroscopicsilicovolcanoconiosis” kelimesine uzanan, muazzam ölçüde kelime kapasitesine sahip.

Halen daha dilimizin ve konuşma becerimizin ne zaman evrimleştiğini bilmiyoruz. Australopithecus gibi maymun-atalarımız konuşabiliyor muydu? Peki ya Neandertaller gibi daha gelişkin türler?

Tilda, bu sorunun çözümüne ışık tutabilir. Lameira, Tilda’nın taklit ettiği seslerin orangutanların taklit etmekte çok güçlük yaşamayacağı sesler olduğunu belirtiyor. Bu, orangutanların bu sesleri üretme yeteneğinin, orangutan soyu insanlığın oluşumuna yol açan ayrılmadan önce geliştiğini gösteriyor. Lameira, “Bu bize konuşmanın evrimi hakkında bir tür zaman çizelgesi verebilir,” diyor.

Belki de sesleri taklit edebilme yeteneğinin antik olduğuna şaşırmamamız gerekiyor. Pek çok hayvan, çıkarılan sesleri kontrol edebilme yeteneği gibi, taklit etme mekanizması için gerekli olan basit yeteneklere sahip.

Görünen o ki, bazı hayvanlar konuşma seslerini taklit edebiliyor ancak çok küçük bir azınlık, insanlar gibi, anlamlı konuşmalar üretebiliyor. Daha az kabiliyetli hayvanlar da en az gerçek anlamda kabiliyetli olanlar kadar etkileyici, çünkü insan dilinin evrimleşme serüvenine ışık tutabilirler.

Yazar: Shreya Dasgupta

Kaynak: BBC

Çeviren: Oytun Khattab Shahleh

Düzenleyen: Kübra Aslanhan

Leave a comment