Hawaii dilinin hayatta kalmasının onu konuşanlar için ne anlama geldiği

Hawaii dilinin hayatta kalmasının onu konuşanlar için ne anlama geldiği

Smithsonianlı bir küratör ana dili öğrenirken yaşadığı kendi deneyimini hatırlıyor.

Hawaii dilinde “sanal gerçeklik” için bir terim yoktur. En azından, 2017’de, Asya Pasifik Amerikan Merkezi ilk etkinliğini Hawaii’de düzenlediğinde olmadı. Ae Kai: Yakınsama üzerine bir kültür laboratuvarı (A Culture Lab on Convergence) olarak adlandırılan Honolulu festivalinin ziyaretçileri, Hawaii kumaş yapımı ve sörf tahtası yapımı hakkında bilgi edinebilir ya da Hawaii filmlerini ve şiir okumalarını izleyebilir. Sunucuların birçoğu yerli Hawaii ve Pasifik Adalılarıydı ve işaretler Hawaii dilindeydi. Ama organizatörler bir problemle karşılaştı: Sergileri tanımlamak için gereken bazı kelimeler henüz mevcut değildi.

Merkezin Hawaii ve Pasifik küratörü Kālewa Correa “Biz programa katılan dilbilimci Hina Kneubuhl ile çalıştık” diyor. “O bize ‘Sanal gerçekliğin merkezinde ne var? Aslında nedir?’ gibi sorular sorardı. Bu fikri Hawaii dünya görüşü içinde nasıl tanımlayacağımızı gerçekten çözmemiz gerekti.” Kelimenin tam anlamıyla “gerçek bağlantı”, bir deneyime tamamen dalmış olmak anlamına gelen hoʻopili ʻoiaʻiʻ terimi ile geldiler. Hawaii dili uzmanı kelimeyi yeni kelimeleri onaylayan bir resmi panele sundu ve terim, modern Hawaii sözlüğüne girdi.

Bunun gibi hikayeler Hawaii dilinin aktif olarak konuşulduğu bir zamana geri dönüyor. Correa baba tarafından Portekizli göçmen atalarının dili 1880’lerin ortalarında geldiklerinde bu dili öğrendiklerini hatırlıyor. Aynı şekilde Çin, Japonya, Afrika ve dünyanın her yerinden gelen göçmenler de öyle. O zamanlar sadece ada nüfusunun yarısı yerliydi ama Hawaii dili dükkanlarda, tarlalarda, hükümetin evlerinde konuşulan krallığın diliydi.

Correa “Gelişmiş, çok kültürlü bir toplumun diliydi.”, diyor. “İnsanlar o zamanlar Hawaii’nin ne kadar karmaşık olduğunun farkında değillerdi. Genel oy hakkımız vardı. Kadın hakimlerimiz vardı. 1880’lerde Kral Kalākaua ve Kraliçe Kapiolani’nin dünyanın çevresini dolaşan ilk hükümdarlardı.” Turları esnasında, asil çift Washington D.C.’de, Başkan Ulysses S. Grant’ın kendilerini ilk devlet yemeğinde ağırladığı yerde durdu. Kraliçe Smithsonian’ı gezdi ve Hawaii’ye döndüğünde, tekne yapımcılarına özel bir kano yaptırdı ve onu kuruma gönderdi.

1896’da kral öldükten sadece birkaç yıl sonra, ABD hükümeti Kalākaua’nın kız kardeşini, Kraliçe Liliokalani’yi devirdi ve adaları ABD toprağı olarak ilhak etti. Hawaii dilinin tüm okullarda yasaklanması da devirmenin bir kısmını içeriyordu. Correa 1975’te doğduğunda, akıcı bir şekilde Hawaii dilini sadece yaşlılar konuşabiliyordu.

Correa üniversiteye gittiği zamanda bu durum değişti. Hilo’daki Hawaii üniversitesindeki yeni bir program dili canlandırdı ve Hawaiili okul çocukları için daldırma programları geliştirdi. Bugün, büyük bir kısmı 18 yaşın altında olan 18.000’den fazla kişi Hawaii dilini akıcı bir şekilde konuşuyor.

Calvin Hoe, ‘Ae Kai: A Culture Lab on Convergence’da ‘ohe hano ihu’ (Hawaii burundan üflemeli flüt) çalıyor.

Correa bu canlanmada bir rol oynuyor. Merkez aracılığıyla, yerli Hawaiili ve Pasifik Adalı film yapımcıları ve multi-medya sanatçılarının kendi hikayelerini ve bakış açılarını paylaşan Our Stories (Bizim Hikayelerimiz) adında bir program yürütüyor. Pasifik Adalar hakkındaki birkaç popüler film yabancılar tarafından yapıldı. Correa 2016 yapımı Disney çizgi filmini kastederek “Moana filmdeki bir tiki çubuk gibidir” diyor. “Onlar üç ya da dört farklı Polinezya kültürünü karıştırdılar ve esasen şunu söylediler, ‘İşte burası Pasifik!’ Ama kız çocuklarım sevdi ve dünyanın Pasifik Adalılarının hikayelerine hazır olduğunu gösterdi.”

Bizim Hikayelerimiz” projelerinden birine “Bir Ulusun Dili” dendi. Yerli Hawaiili film yapımcısı Conrad Lihilihi’nin 1896 yasağını ve sonuçlarını araştırmak için önde gelen Hawaii tarihçileri ve kültür uzmanlarıyla yaptığı röportajlardan yararlanan dört bölümlük bir dizi. Serinin başında Maui’deki Hawaii Üniversitesi’nde etnik çalışmalar profesörü Kaleikoa Kaeo “Dil gerçekten de düşünmedin kodudur.” diyor. “Gerçekten dünyayı nasıl gördüğümüzün çerçevesidir.”

Correa, araştırmalarının ve hikâye anlatımı çalışmalarının yanı sıra, 1870’lerde Kraliçe Kapiolani’nin Smithsonian’a gönderdiği tekneyle ilgilenmeye başladı. Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’nde küreselleşmenin koruyucusu olan meslektaşı Joshua Bell, göz atmak için iki yerli Hawaii kano uzmanını getirdiğinde kültürel irtibat olarak görev yaptı. Hawaiililer, bağışlandıktan bir süre sonra, kraliçenin kanosunun diğer teknelerin parçalarını içerecek şekilde açıklanamaz bir şekilde değiştirildiğini dikkat çekti. Correa’ya göre, “Dediler ki, ‘Bu bir Samoan direği ve bu başka bir şeyin parçası olmak zorunda ve alttaki tahta parçaları, onlar tasarımın bir parçası değil. Onlar tekneyi kasanın içinde düz tutmaya yarayan ambalaj malzemeleri.’”

Uzmanlar aynı zamanda teknenin sadece yapısal onarımlardan daha fazlasına ihtiyacı olduğunu da ısrar ettiler. Correa, “Tekneler hakkında Hawaii zihniyeti, müzisyenlerin bir Stradivarius kemanı hakkında düşündükleri gibidir – onu çalmanız ve enerji vermeniz gerektiği gibi” diyor. Bu uzmanlar mana ya da ruhsal enerjinin kanonun kendisine geri dönebilmesi için onun ile konuşulması, etkileşime girilmesi ve ona dokunulması gerektiğini söyledi.

Aynı şey Hawaii dilinin kendisi için de geçerlidir. Onu canlandırmak kelime bilgisi ve gramer öğrenmekten daha fazlasını içerir. Yepyeni bir sorumluluk getirir. Correa, Oahu adasının bir kısmına atıfta bulunarak “Waimea Körfezi gibi bir yer adı alın” diyor. “Waimea, ‘kızıl-kahverengi sular’ anlamına geliyor. Waimea isimli yerler gördüğün zaman volkanik kayanın aşınmasının bir sonucu olarak insanların uzun zaman önce oradaki suyun kırmızımsı rengini fark ettikleri anlamına geliyor. Dili bir kez öğrendikten sonra, çevrenizdeki diyarların ve atalarınızın onları nasıl gördüğü hakkında çok daha fazlasını anlıyorsunuz. O hikayeler ve bakış açıları hala orada. Sadece kilidi açman gerekiyor.”

Yazar: Jennie Rothenberg Gritz

Çeviren: Yusuf Ermiş

Düzenleyen: Hasan Can Durmaz

Kaynak: Smithsonian Mag

Leave a comment