Hakikati anlamak zor fakat buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var

Hakikati anlamak zor fakat buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var

Not: Bu yazı, hakikatin deneyimlediğimiz toplumsal sorunlarla ilişkisine dair yazılacak yazı dizisinin ilkidir. 

Sorumluluk reddi: Söylediklerimin tamamen hakikat olduğunu iddia etmiyorum çünkü bu karmaşık dünyada hakikat, üzerinde uzlaşılması zor bir kavramdır. Daha doğrusu, kendi dünyamızda ve başkalarının dünyasında değişim ve büyüme doğrultusunda farklı yollar açacak bazı fikirler sunuyorum.

Bu çetrefilli dünyada gezinmemize yardımcı olması için hakikate ihtiyacımız var ama bu o kadar da kolay değil. 

“Başınızı belaya sokan; bilmediğiniz şeyler değil, öyle olmadığı halde doğruluğundan emin olduğunuz şeylerdir.” 

-Mark Twain

Bu günlerde “yalan haberler”, “alternatif gerçekler”, medya taraflılığı, çelişen haber bültenleri ve farklı komplo teorileriyle o kadar çok karşılaşıyoruz ki, çoğu zaman neye inanacağımızı bilemiyoruz. Trump ve yönetimi, 2016 seçimini kazanmak için gizlice Ruslarla mı anlaştı? Ya da Trump’ın böyle yaptığı sanılsın diye aşırı sol gruplar tarafından ortaya atılan bir komplo mu var? Hilary Clinton’ın kişisel e-posta sunucusundaki neydi? Trump’ın vergi beyannamelerinde ne vardı? İnsanlar gerçekten iklim değişikliğinden ve onun kötüye gidişinden tamamen sorumlu mu? Koronavirüs neden bazı insanlar için diğer insanlarda olduğundan çok daha ölümcül? Hakikat, önem taşır.

Hakikatin önemi

“Hiçbir şey, başımıza gelen her şeyi mantıklı ve doğru analiz etme kabiliyeti kadar ruhsal gelişimimize yardımcı değildir.” 

-Marcus Aurelius, Meditations

Bu, sağduyu gibi görünüyor olabilir ancak hakikati, neyin gerçek olduğunu bilmek bu dünyada daha etkili bir şekilde faaliyet göstermemiz için ustaca kararlar almamıza yardımcı olur. Mesela marketten ne alacağımız, çocuğumuzun futbol maçının yeri ve zamanı, evlilik yıldönümümüzün tarihi, faturalarımızı nasıl ödeyeceğimiz, hasta olduğumuzda hangi ilacı kullanacağımız gibi bilgilere ihtiyacımız vardır.

Doğru bilgiye sahip olmadığımızda problemler hızlıca ortaya çıkar. Düşünün ki, doğru ölçümler yapmayan bir mimarın yaptığı ev oldukça çarpık olacaktır. Sadece hazımsızlık şikayetiyle gittiğiniz doktorunuzun yanlışlıkla apandisitinizi almasını tercih etmezsiniz. Ülkemizin, başka bir ülkenin saldırısına uğrayacağımız yönündeki hatalı istihbaratına dayanarak savaşa girmesini istemeyiz. Komşunuzla bir ilişki yaşadığınıza dair yanılgısı olan eşinizin sizi boşamasını istemezsiniz. Devletin, vergilerden topladığı paraları, suçluların yeniden suç işleme oranını düşürmesi için tasarlanan pahalı bir programa harcamasını eğer bu program suç oranını arttıracaksa istemeyiz. Koronavirüs aşısını etkili değilse veya bir sürü yan etkiye neden oluyorsa bütün dünyaya dağıtmak istemeyiz.

Söz konusu, bu dünyada bilgece ve etkili kararlar alabilmek olduğunda “gerçekliği” bilmeye ve anlamaya çalışırız. Bu, oldukça doğru bilgilere sahip olmamızı gerektirir. Hayatı bir yolculuk olarak düşünüp yolculuk boyunca yolda ilerlemek zorundayız. Eğer yolu karanlık olduğu için göremezsek büyük ihtimalle kendimizi yanlış yerde bulacağız, hatta kaza yapacağız! Bu anlamda, gerçekler bize güvenli bir geçit bulabilmemiz için karanlığı dağıtan ışığın bir işareti gibidir.

Hakikatin anlaşılması zor yapısı

Hakikate basit bir fikir diyebilmek, düşündüğümüzden daha zordur. İnsanlar sadece neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında anlaşmazlığa düşmezler. “Hakikatin” anlamı hakkında bile farklı fikirlere sahibiz. Hakikat kavramını tam olarak tanımlayamamamızda belli bir ironi vardır. Örneğin insanlar bu konuyu tartışırken hakikat, gerçeklik, bilgi, doğru bilgi, kesinlik, gerçek kelimelerini sanki birbirlerinin yerine geçebilen kavramlarmış gibi kullanabilmekteler fakat kullanılamazlar. Hakikatin nasıl tanımlanması gerektiğine dair birçok görüş ve fikir olduğu söylenebilir. Bu da hakikati yakalamanın, ulaşılması güç bir hayal gibi zor olduğunu gösterir.

Hakikatin anlaşılması zor bir kavram olduğuna dair diğer bir kanıt ise, bu blog dizisinde hakikat hakkındaki neredeyse her şeyde bulduğunuz istisnalar muhtemelen doğrudur. Bu blog yazısı benim hakikat hakkındaki görüş ve fikirlerimi yansıtmaktadır ve bu nedenle bu görüş ve fikirler kesin olarak “doğru” olamazlar. Her şeye rağmen hakikat hakkındaki görüşlerimi sunmamın “doğru” olduğunu söyleyebiliriz.

Şu an soluduğun şeyin hava olduğunu mu düşünüyorsun?

Başlangıçta üzerinde hemfikir olduğumuz gerçekleri, daha yakından inceleyip parçalara ayırdığımızda tanımlayabiliriz bile. Mesela, üzerinde oturduğunuz oturağın katı bir nesne olduğuyla ilgili hemfikir olabiliriz ama yine de bu nesne büyük boşluklardan oluşmaktadır. Benzer şekilde, büyük ihtimalle gerçek olduğunuzu, burada olduğunuzu hissediyorsunuz. Ama biz insanlar da diğer somut nesneler gibi büyük boşluklardan meydana geliriz (Bazılarımız diğerlerinden daha büyük boşluklar barındırır!). O yüzden, burada oluşumuz aslında burada olmayışımızla meydana gelir.

Üzerinde oturduğunuz nesneye gelince; bir oturağa tabure, bank, merdiven basamağı veya çift kişilik koltuk demek ne zaman daha doğru olur? Bu nesne farklı bir dilde tamamen farklı bir isimle adlandırılmış olabilir mi?  Geçmişteki biri, gelecekteki biri ya da farklı kültürden biri farklı bir şey diyebilir mi? Sizin aldığınız tavuk tadıyla benim aldığım tavuk tadının aynı olduğunu nasıl bilebilirim? Şu an soluduğun şeyin hava olduğunu mu düşünüyorsun? 

Dikkatli olmak zorunda olduğumuz nokta şu ki, algı beynin içinde oluşur. Yani, dışarıda bir yerde (vücudumuzun dışında) algılanan herhangi bir uyaran, duyum aracılığıyla iletilen elektrokimyasal sinyallerin gizemli bir şekilde ateşlenmesi ve beynimizdeki farklı nöron kümeleri tarafından yorumlanması sonucunda ‘gerçek’ bir şey olarak deneyimlenir. Sinirbilimcilerin, uyaran algımız nasıl oluyor da öznel deneyimlerle sonuçlanıyor sorusunu açıklayamamaları, bilincin çözmesi zor problemi olarak bilinir.

“Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsınız? Eğer bahsettiğiniz şey ne hissettiğiniz,  neye dokunabileceğiniz, neyi tadabileceğiniz ve görebileceğiniz ise o zaman gerçek, sadece beyninizin yorumladığı elektrik sinyalleridir.”  

-Matrix (Morpheus)

Kuantum fiziği perspektifinden bakıldığında, nesnel bir gerçeklik hiç olmayabilir bile. Fiziksel nesne olduğu düşünülen şeyler aslında gözlemci tarafından yaratılan öznel gerçekliklerdir. Bu tavşan deliği daha ne kadar derinleşir diye düşünürken başınız biraz dönmüş olabilir.

“Kaşığı bükmeyi deneme, bu mümkün değil. Bunun yerine sadece gerçeğin farkına varmaya çalış. Ortada kaşık falan yok. Böylece bükülenin kaşık değil kendin olduğunu göreceksin.” 

-Matrix (Kaşık Çocuk)

Karmaşık bir dünyada kesinlik için çabalamak

“An itibariyle yeni anayasamız yürürlükte ve süreklilik vadeden bir görünüme sahiptir. Ancak bu dünyada ölüm ve vergiler dışında hiçbir şeyin kesinliğinden bahsedilemez.” 

-Benjamin Franklin

Benjamin Franklin’in gözlemlediği gibi, hayatta çok az kesinlik vardır. Hatta anayasamızı değişmez bir üründen ziyade inşası süren bir çalışma olarak görüyordu. Tartışıldığı gibi, genellikle kaya gibi sağlam olarak kabul ettiğimiz gerçekler ve gerçekliklerin bile daha yakından incelediğimizde gerçekten de öyle olmadıklarını görürüz. Hatta benzer şekilde kayaların sağlam olduğunu da söyleyemeyiz!

“Hiçbir şeyden kesinlikle emin değildik. Ama en azından kendimden oldukça eminim.”  

-Modest Mouse – Missed the Boat şarkı sözleri

Benjamin Franklin’in bilgeliğinin bir kısmına yönelmemiz halinde, hayatta çok az kesinlik olduğu doğrudur diyebiliriz. Böylece, yaşadığımız dünyayı anlamaya çabalarken, temel olarak göreceli gerçekleri (genellikle veya çoğunlukla doğru olan gerçekleri) ve mutlak gerçekleri (her zaman ve her durumda doğru olan gerçekleri) bulmak hakkında konuşuyoruz.

Özlü sözlerdeki bilgeliği dikkate alın. Sizce hangisi doğru: “Tereddüt eden kaybeder” sözü mü yoksa “Acele giden ecele gider” sözü mü? Bazen temkinli yaklaşım en iyi sonuçları getirir ancak başka zamanlarda en ufak bir tereddüt ölümcül sonuçlar doğurabilir. “Doğru”, bu ifadelerin ikisinde de bulunabilir fakat asıl doğrulukları uygulamadaki hünerlerine bağlıdır.

Hakikatle ilgili başka bir gerçek ise, her zaman gerçeğin peşinden koşmadığımızdır. Görünüşe göre, gerçek daha yüksek bir efendiye hizmet ediyor. Bir sonraki yazımda bu konuyu ele alacağım ve mevcut toplumsal sorunlarımızdan kaçının bu karmaşık dünyada ilerlemek için gerçeği kullanmakta nasıl güçlük çektiğimizle ilgili olduğunu ortaya koyacağım.

Yazar: Mike Brooks

Kaynak: Psychology Today

Çeviren: Deniz Nur

Düzenleyen: Rumeysa Dilber

Leave a comment