Günlük hayatta beyazların üstünlüğü

Günlük hayatta beyazların üstünlüğü

13 Şubat 2021’de ABD Senatosu, eski Başkan Donald Trump’ı 6 Ocak olaylarına karıştığı için mahkum edemedi. O gün, Trump tarafından kışkırtılan bir beyaz milliyetçi kalabalığı, barışçıl bir güç transferini önlemek için yasadışı ve anti-demokratik bir girişimle ABD Kongre Binası’nı bastı. Çetenin bayrak kıyafetine bürünerek, vatana ihanet suçlamaları yürütürken ve Kongre Binası’ndan “bizim evimiz” olarak bahsederken bunu yapması, yüzeyde ikiyüzlülük teriminin yakalayabileceği sınırını aşıyor gibi görünüyordu.

Bu düşüncenin aksine beyaz milliyetçilik marjinal bir ideoloji değildir; uzun zamandır  Amerikan toplumunun oluşumunun bir parçası olmuştur. Bu tamamen beyazlardan oluşan bir ulusun savunuculuğundan daha fazlasıdır. Beyaz insanların devlet ve hukukla ayrıcalıklı bir ilişkisi olduğu ve olması gerektiği inancını kapsamaktadır. Trump’ın açıkça işlenen suçlardan beraat etmesine izin veren de bu ilişkinin gücüdür. Bu ilişkinin gücü Trump’ın açıkça işlenen suçlardan beraat etmesine izin verilmesidir. Kongre Binası’nda gerçekleşen olaylar gibi şiddet gösterileri, halkın beyaz milliyetçiliği anlayışının merkezinde yer alırken, beyaz milliyetçi fikirleri sürdüren ve bu ulusun ömrü boyunca bu tür patlamaların zeminini hazırlayan da gündelik ırkçı aşağılama eylemleridir. ABD Başkenti’ne yapılan saldırının köklerini açığa çıkarmak için, bakışlarımızı Kongre’nin nadir bulunan geçitlerinden, Jim Crow gibi daha sıradan geçitlere çevirmeliyiz.

Linç, yakın tarihte beyaz üstünlükçü istisnacılığın belki de en özlü ifadesidir. Beyaz çeteler, gerçek ve hayali suçlar ve küçümsemeler için şiddetli intikam almak için adalet sisteminin ve hükümetin yasalarını, prosedürlerini ve normlarını açıkça ihlal etti. Eğlendiler, aval aval baktılar, çıplak fotoğraflarını çektiler ve eşyalarını yağmaladılar. Kolluk kuvvetleri genellikle müdahale etmeye isteksiz ve hazırlıksızdı. Bu muhteşem şiddet eylemleri kolektif hafızamızda önemli bir yer tutarken, Jim Crow döneminde günlük yaşam, siyahların yaşamını ucuzlaştıran ırkçı kurallar ve adaletsiz muameleler ile doluydu.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarından, yirminci yüzyılın ortalarına uzanan Jim Crow dönemi, ayrımcılığı zorunlu kılan bir dizi yasa ve kuralların oluşmasıyla tanındı. Ayrımcılık genellikle ırk boylamında tam bir ayrılma olarak hatırlanırken, uygulamada karmaşık ve çelişkili bir sistemdi. Çocukların ortak noktası olan okullar gibi bazı alanlar, ayrılmış kurumlardı. Sinema salonları gibi diğer mekanlar da siyah ve beyaz insanların ortak noktalarıydı, ancak bu alanlar mesafe veya bariyerle ayrılmışlardı. Siyahi ev hanımları, beyazların evlerinde temizlik yaparlardı. Aslında bu ayrımcılığın amacı siyah ve beyazları ayrı tutmak değil, beyaz üstünlüğünü korumaktı.

Yirminci yüzyılın ortalarında Güney’de siyah bir kişi için yiyecek alışverişi, geniş bir yelpazede farklı olayları da kapsıyordu. Bakkallar, siyahların ve Lübnan ve Çin mirasının son göçmenlerinin yanı sıra beyazlara ait olabiliyordu. Beyazların sahip olduğu mağazalar, nadiren veya özel olarak siyah müşterilere hizmet ederdi. Bu ırklar arası karşılaşma alanlarında, ırkçı kurallar ve adaletsiz muamele, siyahlara yerlerini hatırlamaya zorluyordu. Siyah müşterilerin, hali hazırda bekleyen beyaz müşterinin arkasında beklemesi gerekiyordu. Siyah müşteriler krediyle satın aldıysa, genellikle fahiş faiz oranlarına ve yanlış hesaplamalara maruz kalıyorlardı. Mal sahipleri zararı önlemek için siyah müşterilere düşük kaliteli veya bozuk mallar satıyordu. Beyaz mülk sahipleri, kendileri ve müşterileri için her gün siyahileri aşağılamayı somutlaştırdıkça, bu politikalar siyahi karşıtı tutumları hem yansıttı hem de yeniden üretti.

Siyahilerin insanlıktan çıkarılmasının bu kültürle ne kadar bağlantılı olduğu düşünüldüğünde, siyahi müşterilerin bu kurallara karşı meydan okuma girişimlerinin sıklıkla siyah karşıtı şiddeti tetiklemesi pek de şaşırtıcı değildir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Atlanta’da yaşanan iki ayrı olay bu çatışmalara örnektir. Hem Ruby Moton hem de Lillian Banks, yerel bir market olan Piggly Wiggly’den kusurlu et satın almıştı. İkisi de aldıkları eti iade etmeye çalıştı. Moton mağazaya gittiğinde, mağazanın müdürü ve kasabı onu tokatlamış, dövmüş ve boğmaya çalışmıştı. Bunun üstüne yakınlardaki bir polis memuru, o sırada hamile olan Moton’u tutuklamıştı. Banks’ın olayında ise mağaza müdürü R.L. Brown,  kadının yüzüne metal bir kepçeyle vurmuş, bir galonluk sirke kavanozuyla dövmüş ve yumruklamıştı. Duruşmadaki ifadesi sırasında, sanık Brown, “Öfkelendim ve ona olabildiğince sert vurdum ve ona yaptığım şeyi yapmakta tamamen haklı olduğumu hissetmiştim” dedi. Bu suç itirafına rağmen, tamamı beyazlardan oluşan bir jüri, Brown’ı on beş dakika içinde beraat ettirdi.

Bu olayların her birinin önemli özelliği, her iki mağaza yöneticisinin de açıkça yasa dışı davranışlarının cezasız kalacağından ne kadar emin olduklarıdır. Her erkek, beyaz bir adam olarak konumunun, kendisine devletle ayrıcalıklı bir ilişki kurma hakkı verdiğine inanıyordu. Yaptıkları, yalnızca yasanın üzerinde olmadıklarını, aynı zamanda onun somutlaşmışı olarak hareket ettiklerini ima ediyordu. Devletin onlara müdahale etmeyi veya hesap sormayı reddetmesi, bunun ortak bir anlayış olduğunu gösteriyordu. Bu gibi olaylar, Güneylilere hakları, ayrıcalıkları ve sınırları anlamında beyaz bir vatandaş olmanın ne demek olduğunu öğretmişti. Marketlerdeki ırkçı saldırılar nadir olmaktan uzaktı. 1922’de Kuzey Karolina, Norlina’da elmalar yüzünden linçle sonuçlanan bir çatışma çıkmıştı. Jackson’ın, Mississippi’deki para iadesi talebi 1962’de yediği dayakla sonuçlandı. Amerikan tarihinin en rezil olayı, 1955’te on dört yaşındaki Emmett Till’in linç edilmesi, bir bakkal dükkanında sözde edep ihlaliyle başlamıştı.

Bugüne kadar, Amerika’daki beyaz vatandaşların davranışları, siyahilerin nereye ait olduklarını ve ne yapmalarına izin verildiğini belirlemek için kişisel bir otoriteye olan inançla şekilleniyordu. Bu, siyahi sakinleri barbekü yapmak, kuşları izlemek ve yüzmek için polisi aramak da dahil olmak üzere çeşitli şekillerde ortaya çıkmışyı Ahmaud Arbery, Trayvon Martin ve Jordan Davis cinayetlerinde de bu açıkça görülmektedir. Bu genç adamlar, kanundan daha kutsal bir şeyi ihlal etmişti; beyaz bir adamın ırksallaştırılmış coğrafya ve sosyal hiyerarşi anlayışı. Kendi aralarında düzensizdiler.

Başkan Trump ve destekçilerinin seçimle ilgili yalanları da aynı ideolojik toprakta filizlenmişti. Detroit, Philadelphia ve Atlanta gibi çoğunlukta siyahilerin olduğu belediyeleri kazara hedef almamışlardı. İddiaları delilden değil, delil arayışı iddiadan çıkmıştı. Bunun altında da siyahların siyasi katılımının doğası gereği gayri meşru olduğu fikri yatıyordu. Kongre Binası’na yapılan saldırı, beyazların Amerika’nın beyaz erkekler için bir ülke olarak kalmasını sağlamak için kanun hükmünü ihlal etme ayrıcalığına dair süregelen bir inancı yansıtıyordu.  

Kongre Binası saldırısından çok önce beyaz üstünlük yanlıları, siyasi amaçlarına hizmet etmek için şiddet kullanmaya istekli olduklarını gizlememişti. 2015’te Charleston, 2017’de Charlottesville, 2018’de Pittsburgh ve 2019’da El Paso’daki saldırıların hepsi büyük tehlikenin uyarıcısıydı. 6 Ocak olaylarının en rahatsız edici yanı, saldırının kendisi değildi. Daha ziyade hükümet, çokca uyarı almasına rağmen olayı savuşturmak için hazır değildi. Kongre Binası güvenlik sorumluları, çoğunluğu beyaz olan grubu tehdit olarak algılayamazdı; birlik olmuş beyazların aidiyetlerinin sinyalini veriyor ve kontrolsüz büyümelerine izin veriyordu.

Saldırının üzerinden haftalar geçtiğinde, en iyi nasıl yanıt verileceği konusunda iki büyük düşünce tarzı ortaya çıktı. Birisi hesap verebilirliğin yokluğunda içi boş  bir birlik çağrısı yapıyor; diğeri de ABD’nin son derece kusurlu ceza adaleti yöntemini, ilgilileri cezalandırmak için kullanmayı planlıyordu. Ancak bu ceza adaleti sistemi beyaz insanları cezalandırma konusunda pek istekli değildi. Bu grup, aslında o zamanda ayrıcalıklı muamele görmeye başlamıştı. İsyancılar ataklarında uyurken, siyah ve kahverengi gençler kefalet parası olmadığı için hapishanede çürüyordu. Hapishanelerin ve nezarethanelerin beyaz üstünlüğünü yeniden oluşturmaktan çok beyaz nüfusu artırmasıyla ünlü olduğunu da dikkate almaya değerdl. Bugün, tarihin şekillendirdiği bir öngörüde bulunmalıyız. Güçlendirilmiş terörle mücadele yasaları gibi bu çeteye karşı kullanılan araçlar, eninde sonunda aramızdaki en savunmasız kişilere geri dönecektir.

Tüm kaos ve bütün büyük acılar için 6 Ocak 2021, eğer bakışımızı Kongre Binası’nın güneyinden Georgia’ya çevirmeye istekliysek, bu olaylar nasıl ilerleneceğine dair dersler de vermişti. Aynı gün, siyahi kadınların öncülük ettiği yıllarca süregelen örgütlenme çabaları ikiz Raphael Warnock ve Jon Ossoff’un ikinci tur yarışları kazanması ve Demokrat Parti için Senato’nun kontrolünü güvence altına almasıyla sonuçlandı. Warnock ve Ossoff’un aynı zamanda Georgia’nın ilk siyahi ve Yahudi senatörler olması, olayın muhteşem doğasına katkıda bulunmuştu. Ancak, bu vesileyle sağlanan umut sıradana dayanıyordu. Her gün insanlar seçmenleri takip etti, kapıları çaldı,  bilgilerini yaydı; aile, arkadaşlar ve komşularıyla tartıştı. Georgia’da yaşananlar, bize sıradan insanların, ne devlet tarafından örgütlenmiş ne de devletin gücüne kayıtsız bir şekilde kolektif olarak çalışma, kendi çıkarlarını savunma ve ortak bir hedefe ulaşma gücünü hatırlatmalıdır.

Bu taktikler, siyahilerin beyaz üstünlüğüne karşı nesiller boyu direnişinin ürünüdür. Ruby Moton, Lillian Banks ve Emmett Till’e yönelik şiddet sessizlikle karşılanmadı. Bu belirli isimleri biliyoruz çünkü topluluklar onları konuştu. Siyahi gazeteler bu saldırıları belgeledi. Moton adına, kız öğrenci yurdu, NAACP, Atlanta Sivil ve Siyasi Birliği, Grady Homes Kiracı Derneği dahil, bir koalisyon kuruldu. Siyahi insanlar alışveriş yaparken ırkçı uygulamalarda bulunan işletmelerden ticareti durdurmaları için halka açık çağrılar yaptılar. Mamie Till’in açık tabutlu cenaze töreni düzenleme konusundaki cesur seçimi, uluslararası öfkeye ve Sivil Haklar Hareketi’ne yol açtı.

Hesap verebilirlik, Kongre Binası’nda tam anlamıyla sergilenen berbat, beyaz milliyetçi politikadan dehşete düşenler arasında slogan haline geldi. Bu süreç, gelecek olağanüstü felaketlerin sessiz emsalleri olan gündelik ırksal aşağılama eylemlerini adlandırmak için ahlaki netliği gerektirir. Kongre Binası’na yapılan saldırı bir uyarıydı ve dikkate alınması gereken bir uyarıydı. Hazırlıksız olmak için daha fazla mazeret yok.

Yazar: Micah Jones

Düzenleyen: Büşra Ekiz

Çeviren: Merve Kaygaç

Kaynak: HistoryWorkshop

Leave a comment