İki yüzyıl önce, Jacob ve Wilhelm Grimm adında iki genç Alman kütüphaneci, Almanya ve Avrupa’ya, kaçınılmaz olarak en son da dünyaya mal olmuş, hatırı en çok sayılır halk eserleri arasında bulunan bir masal derlemesi yayımladı.

1812 ile 1857 yılları arasında yedi defa basılan eser, her baskıda değişime uğradığı için en yaygın baskısı olan son baskısı ile ilk nüshası oldukça farklıydı. İlk baskının yakın geçmişte iki yüzüncü yıl dönümü nedeniyle anıldığını düşünürsek, Grimm masalları hakkında bildiğimizi sandığımız gerçekleri yeniden incelemenin tam sırası olabilir.

Grimm kardeşlerin topladığı ilk masallar kaba saba, açık sözlü, absürt ve trajikomik olmakla birlikte kesinlikle birer “peri masalı” değillerdir. Aslında, kardeşler hikâyelerinin küçükler tarafından okunmasını hiç amaçlamamıştı. Gerçekte masallar, çocuklar ile aileleri ve onların yaşadıkları zor koşullarla nasıl mücadele ettikleriyle ilgiliydi. Grimm kardeşlere göre bu masallar ve verdikleri öğütler, Almanların sözlü geleneklerinden doğal bir biçimde ortaya çıkmıştı, dolayısıyla bu hazineyi tamamen yitip gitmeden koruma altına almak istediler. Masalları derleyerek halk bilimine eşsiz bir katkıda bulunan Grimm kardeşlerin Kinder und Hausmärchen (Çocuk ve Aile Masalları) adlı eseri UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girdi. Derlemenin özellikle 1812 ve 1815 yılları arasında iki cilt olarak yayımlanan ilk baskısı, İngiliz ve Avrupalı halk bilimcilere kendi sözlü geleneklerinden masallar derleyip kültür miraslarına katmalarında öncülük etti.

Derlemenin ilk nüshası, aralarında sözde en kesinleri olan 1857 basımından epey farklı. Kırk seneyi aşan bir dönem boyunca yedi değişik baskı yayımlayan Grimm kardeşler içerik ve biçimde önemli değişiklikler yaptı. Küçük kardeş Wilhelm, masalları gittikçe büyüyen okuyucu kitlesinin zevkine göre devamlı olarak yeniledi, bu nedenle ilk baskıdaki öykülerde son baskıya nazaran sözlü geleneğe daha yakın bir üslup bulunuyor. Kitapları, Almanca konuşulan ülkelerde İncil’den sonra en çok okunan eser seviyesine çıkaran da kardeşlerin bu süregelen yenileme çalışması denebilir ki, yirminci yüzyıla gelindiğinde kardeşlerin derlemesi Batı dünyasında halk ve peri masalı türünde en ünlü eserdi.

Jacob (d. 1785) ve Wilhelm (d. 1786) on dokuzuncu yüzyılın başında masal ve halk şarkıları toplamaya başladıkları sırada Marburg Üniversitesi’nde öğrenciydiler, dolayısıyla hâlen genç sayılırlardı. Maddi zorluklar ve diğer kardeşlerine bakma yükümlülüğü sebebiyle fazlasıyla çabuk büyüdüler ve 1796 yılında babalarını kaybettiklerinde bir zamanlar orta sınıf olan aileleri fakirlikle boğuşmaya başladı. Dönemi sarsan Napolyon Savaşları da durumlarını kötü etkiledi. Jacob, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda paralı olarak savaşan Hesse’li Savaş Komitesi tarafından çağırılınca eğitimine ara verdi, Wilhelm ise hukuk sınavlarını geçip kraliyet kitaplığında az ödeyen bir kütüphanecilik işi buldu. 1807 yılında Fransızların Kassel kentini almasıyla Savaş Komitesi’nden ayrılan Jacob, Westphalia’nın yeni kralı, Napolyon’un kardeşi Jérome’un yanında kütüphaneci pozisyonunda çalıştı. Bütün bu kargaşada, 1808 yılında annelerinin vefat etmesi üzerine üç erkek ve bir kız kardeşlerinin bakımı tamamen Jacob ve Wilhelm’e düştü.

1805 yılından 1812’ye kadar süren ekonomik ve şahsi sorunlara rağmen kardeşler yeni yeni gelişen Alman filolojisi dalında ne denli yenilikçi araştırmacılar olduklarını, orta çağ edebiyatı hakkında makaleler ve kitaplar kaleme alarak kanıtladı. Öyle ki, eğer bugün Almancada ses kaymasıyla ilgili öncü çalışmalara imza atmak ve 1854 yılında hacimli bir Almanca Sözlük derlemek gibi olağanüstü dilbilim eserleri yerine masalları sayesinde ünlü olduklarını bilseler şaşırırlardı. Yine de filoloji eğitimleri ve araştırmacı olarak kendilerine biçtikleri hedefler, masalları toplayıp derleme işinde onlara yol gösterdi.

1808 yılında Romantik şair arkadaşları Clemens Brentano, arkadaşları, kardeşlerden bulabildikleri kadar halk öyküsü toplamalarını istedi; hepsini bir edebi masal derlemesinde birleştirecekti. 1810 yılında şaire tam elli dört tane metin gönderdiler. Öykülerin bir kopyasını çıkararak bilmeden paçalarını kurtarmış oldular, çünkü Brentano bütün masal metinlerini Alsace’daki Ölenberg Manastırı’nda kaybetti ve kitabında hiçbirini kullanmadı. Brentano’nun onların öykülerini yayımlamayacağını fark eden kardeşler, başka bir Romantik şair olan dostları Achim von Arnim’in önerisiyle derlemeyi kendi başlarına yayımlamaya karar verdi. Koleksiyonları seksen altı masala çıkmıştı. Bunları 1812 yılında, farklı yetmiş masalı da 1815 yılında yayımladılar.

Bir toplumu kenetleyen en doğal ve saf kültürün sözel olduğu ve tarih temelinde yattığı inancı, Grimm kardeşleri eski Alman destan, öykü ve edebiyatına itti. Onlara göre modern edebiyat ne kadar zengin olursa olsun suniydi ve yaşanmışlıklardan doğup insanları birbirine bağlayan Volk (halk) kültürünün gerçek özünü yansıtamıyordu. Bu düşünceye dayanarak modern edebiyatı bir kenara bırakıp bütün çabalarını geçmişten hikayeler ortaya çıkarmaya adadılar.

Derlemenin ön sözünde Grimm kardeşler halk insanının kültürüne olan ilgilerini ve masalları kaydetmedeki kasıtlarını şöyle açıkladılar: “Belki de masalları kaydetmenin zamanı gelmişti, çünkü onları koruyacak insanlar git gide azalıyor… Masalların yaşamaya devam ettiği yerlerde kimse onların iyi veya kötü, ya da şairane veya basit olup olmadığına kafa yormuyor. İnsanlar onları biliyor ve seviyor çünkü zamanında alıştıkları türde hikâyelerden belli bir nedeni olmaksızın zevk alıyorlar. Hikâyecilik geleneğini bu denli müthiş kılan da tam olarak bu.” Kısacası, ilk Grimm baskısı arkeolojik kazı niteliği taşımakla birlikte yetişkinler ve araştırmacılar için yazılmış bir kitap. Onların masalları günümüzde dahi çocuk hikâyesi olarak sınıflandırılamaz.

Grimm kardeşler gençken, sözü sık sık geçen ilk baskının yayımı için çalıştıkları sırada, halk bilimi görüşleri bütünüyle gelişmemiş olsa da asıl ilkelerine bağlı kaldılar: değerli hatıraları geçmişin kalıntılarından kurtaracaklardı. Kültürel evrimin esasını tespit edip kavramayı amaçladılar; ayrıca halk insanının ihtiyaçları, adetleri ve alışkanlıklarından ortaya çıkan doğal dilin sahici bağlar kurup uygar toplumlar yaratmaya yardımcı olduğunu göstermek istediler. Masalları Alman halkının temel değerlerini hikâyecilik yoluyla hatırlatan birer ders kitabı (Erziehungsbuch) olarak anmalarının nedenlerinden biri de budur. Grimm kardeşler sözlü masalları Alman halkına miras bırakırken öykülerin diğer kültürlerle de bağ kurabileceğini hesaba katmadı. Masallar on dokuzuncu yüzyılda Alman milliyetçiliği akımının bir parçası olarak kabul edilse de diğer birçok milletin hikâyelerinden izler taşıdığı için masallara günümüzde daha uluslararası bir gözle bakılıyor.

İlk baskıda yer alan “Bıçağı Tutan El”, “Bazı Çocuklar Katliamı Nasıl Oyun Haline Getirir” ve “Kıtlık Çocukları” gibi hikâyelerinin çoğu, periler veya mutlu sonlarla ilgili değil. Hikâyeler esasen on dokuzuncu yüzyılın zorlu yaşam koşullarını konu alan sert anlatılar. Örneğin, “Kıtlık Çocukları” şöyle başlıyor:

Bir varmış, bir yokmuş, bir annenin iki kızı varmış. O kadar fakirlermiş ki, ağızlarına koyacak bir parça ekmek bile bulamıyorlarmış. Kıtlık kötüleşince, dengesiz annenin gözü dönmüş. Sonunda çocuklarına “Bir şeyler yemeliyim,” demiş, “o yüzden sizi öldüreceğim.”

“Üvey Baba” adlı bir başka rahatsız edici öyküde ise, bir vaftiz babaya ihtiyacı olan yoksul bir adam bilmeden şeytanla anlaşma yapar, şeytan da onu korkunç evine götürüp yer. Bu tür hikâyeler son baskıya dahil edilmedi. “Çizmeli Kedi”, “Mavisakal”, “Külkedisi” ve “Okerlo” gibi masallar da derlemeden, Alman masallarının yanında fazla Fransız kaldıkları gerekçesiyle çıkarıldı. Bazı masalların ilerleyen baskılarda niçin silinip dipnotlara eklendiği tam olarak bilinmese de örneğin, “Ölüm ile Kaz Çocuk” hikâyesinin anlatımı fazla süslü bulunduğu için çıkarıldığı biliniyor. Aynı şekilde “Tuhaf bir Ziyafet” masalı da “Vaftiz Baba Ölüm” hikâyesine benzerliği sebebiyle; “Üvey Anne” masalı bölük pörçük ve fazla zalim kaçtığı için, “Sadık Hayvanlar” masalı ise Siddhi-Kür isimli Moğol bir masal derlemesinden geldiği için çıkarıldı. 1812/1815 döneminin ilk nüshasından 1857 yılının son baskısına dek, Grimm kardeşlerin eline ekledikleri bu hikâyelerin birçok farklı yorumu geçti, aynı zamanda okuyuculardan, dostlarından ve meslektaşlarından pek çok yeni hikaye de aldılar. Sonuçta birçok hikayeyi farklı yorumlarla değiştirdiler, bazılarını da çıkarıp değişik versiyonlarını dipnotlara eklediler.

İlk nüshada yer alan hikâyeler 1857 yılında yayımlanan son baskıdaki öykülere nazaran daha kısa ve öz. Bu nüshada yer alan masalların acemiliği sonraki baskılarda düzeltildi. Örneğin, “Rapunzel” masalı son baskıda bir hayli detaylandırıldı:

Birinci Baskı

Bir varmış, bir yokmuş, yıllar boyunca çocukları olmasını dileyen ama bir türlü anne baba olamayan bir karı koca varmış. Kadın, en sonunda hamile kalmış.

Bu çiftin evinin arkasında bir periye ait türlü çiçeklerin ve otun büyüdüğü bahçeye bakan minik bir pencere varmış.

Ne var ki oraya girmeye kimse cesaret edemezmiş.

Yedinci Baskı

Bir varmış, bir yokmuş, uzun zaman çocuk sahibi olmak isteyip bir türlü anne baba olamayan bir karı koca varmış. En sonunda Tanrı, kadına dileklerinin gerçek olacağı müjdesini vermiş. Bu çiftin evinin arkasında en güzel çiçek ve otların büyüdüğü bir bahçeye bakan minik bir pencere varmış. Bu bahçe kalın duvarlarla örülüymüş ve herkesin korktuğu güçlü bir cadıya ait olduğu için oraya girmeye kimse cesaret edemezmiş.

Masala Hristiyan motifler ekleyip periyi cadıyla değiştiren Wilhelm, aynı zamanda Rapunzel’in onu kurtaran prensle cinsel ilişkiye girip hamile kaldığı kısmı çıkardı. İlk nüsha ile son baskı arasındaki farklar burada bitmiyor: ilk baskıda Pamuk Prenses’in kendi öz annesi kıskançlığından güzel kızı öldürmek ister, ancak sonra bu kısım da değiştirildi. Gizemli, güçlü bir Kral’ın, onun kafesten kaçmasına yardım eden çocuğa yardım eli uzattığı kısa “Yabani Adam” masalı detaylandırılıp, “Demir Hans” isimli upuzun, ayrıntılı bir hikâye haline getirildi. Demir Hans, çocuğun büyüme yıllarını anlatan hikâyede genç adamın kaderini belirliyordu; ancak 1812 baskısındaki nazik Yabani Adam’dan daha katıydı. Benzer şekilde “Yeşil Kabanlı İblis” öyküsü de “Ayı Postu” adını alıp yepyeni bir başlangıca ve anlama kavuştu. Hikâyenin 1812 baskısında Grimm kardeşler, kardeşleri tarafından ormanda terk edilen ürkek bir adamı anlattı. Adam, eğer tıraş olmayıp kendini temizlemeyi bırakırsa onu yedi yıl hayatta tutacak olan iblisin yeşil kabanını kabul ediyordu. Uzatılan 1857 baskısında ise Napolyon Savaşları’nın izleri görülüyor, nitekim ana karakter savaştan dönüp ailesi tarafından kötü muamele görünce evsiz kalan, hayatta kalabilmek için iblisle anlaşma yapan bir asker olarak anlatılıyor.

İlk baskıda yer alan tüm masallar hikâyeciliğin büyüsüne, batıl inançlarına ve mucizevi değişimlerine inanan muhtelif yazarlarından izler taşır. Günümüzde anlaşılması zor olsa da bu hikâyeleri söyleyenler ve yazanlar için masallar, dönemin yaşam koşullarıyla ilgili gerçekler taşıyordu. Grimm kardeşler ilk nüshadaki hikâyeleri sanılanın aksine köylülerden değil, iyi tanıdıkları eğitimli kişilerden aldı. Bu kişilerin de masalları eğitimsiz veya anonim haber kaynaklarından elde ettiğini destekleyen deliller var. Grimm kardeşler, araştırmalarına kaynak sağlayan kişileri tanımasalar bile koleksiyonlarına katkıda bulunan neredeyse herkese güvendi. İşte bu karşılıklı güven duygusu masalları özel kıldı ve  tümüne Almanların Menschlichkeit dediği belli bir insanlık kazandırdı. On dokuzuncu yüzyılın halk bilimcileri arasındaki bu karşılıklı güven, dönemi halk öyküleri ve peri masallarının altın çağı kıldı. Grimm masallarının ilk baskısı, koleksiyoncuların uygulamaya koyup günümüzde dahi devam ettirdiği bir ölçüt belirledi.

İlk baskıda yer alan Grimm hikâyeleri kaba saba ve acemi olsalar bile günümüzde okuyucusuna dokunmayı başarıyor, çünkü kendimizi ve yaşam koşullarımızı daha iyi bir dünyada yaşayabilmek için nasıl değiştirebileceğimizi öğütlüyorlar. Dilci, koleksiyoncu, çevirmen, araştırmacı, editör ve ara bulucu olan Grimm kardeşler, masallarının gelecek nesilleri akıl almaz biçimde etkilemesi umuduyla çalıştı. Günümüzde onların masallarını dinlerken veya okurken hissettiğimiz de işte bu umuttur.

 

Yazar: Jack Zipes. HUMANITIES dergisi Mart/Nisan 2015 sayısı

Çevirmen: İdil Bostan

Kaynak: https://www.neh.gov/humanities/2015/marchapril/feature/how-the-grimm-brothers-saved-the-fairy-tale