Vidal’ın, arkadaşının 1976 basımlı Memoir kitabı için New York Kitap İncelemesi’ne yazdığı makale

“New York’u özellikle tüm gereksiz insanların sokaklardan çekildiği sıcak yaz gecelerinde severim.” Bunlar bence, Tennessee’nin bana söylediği ilk kelimelerdi; sonra sisli mavi gözler göz kırptı ve sonra ben sözümü söylemeden önce gergin bir kıkırdı anın sessizliğini doldurdu.

“İhtişamlı Kuş ile ilk tanışmamı [Gore Vidal Tennessee’yi böyle anıyor] o kadar net bir şekilde hatırlayabildiğim için çok memnunum, zira hemen sonrasında onu sebebi çok uzun süre unutulmuş sebeplerden dolayı aradım (gençliğin tatlı kuşunun nihai kalkışı ve uçuşudur olabilir mi?). İlk tanışmaları genelde unuturum, tabii benim genç ve tecrübesiz olduğum dönemde yaşlı ve ünlü olanların beni huzurlarına kabul edişleri istisnadır.

“Şimdi, Tennessee’nin Amerikan basınından ne kadar çok çektiğini anlamak zor. Kırklı ve ellili yıllarda, anti-homoseksüel taburları her yerdeydi. Partisan Review‘un [New York’ta yayınlanan edebiyat, siyaset ve kültürel yorumlarla ilgilenen küçük bir tiraj] yüksek kesiminden Time dergisinin orta tabanına kadar, homoseksüel olan ya da olduğundan şüphelenilenlere karşı yapılan saldırılar hiç durmadı. Time dergisinin Auden ile ilgili kapak yazısı, zamanın baş editörüne Auden’in bir homoseksüel olduğu söylenildikten sonra iptal edilmişti. 1945’ten 1961’e kadar Time dergisi Tennessee Williams tarafından üretilen veya yayınlanan her şeye olağandışı bir gaddarlıkla saldırdı. “Pis kokan bataklık”, Tennessee’in çalışmalarını tanımlamak için kullanılan bir ifadeydi. Ama zamanla her şey geçecek. Çünkü Kuş şimdi sevilen bir kimse.

“Bugün altmış dört yaşındaki Tennessee, hala yirmi dört yaşında olduğu gibi çalışmak ve beğenilmek için aynı iştaha sahip. Aşil’den beri bütün kahramanların bildiği üzere beğeninin diğerlerinden çok daha bağımlılık yapan bir uyuşturucu olduğunu düşünürsek, iştahı daha fazla da olabilir.

“Carson McCullers kadar gazetelerde yazmaya mahkum olmuş yazarların fikirlerine bu denli önem veren, sanatsal olarak üstün yetenekli ve insancıl olan başka hiçbir yazar tanımadım. Mutlak övgü ve herkes tarafından fark edilmeye yönelik gerçekten dikkate değer bir iştaha endişeyle yaklaşan Tennessee, röportaj verirken ‘“iyi bir kayıt” sunmak için bazı şeyleri içgüdüsel olarak abarttığını’ itiraf eder. ‘Sebebi ne mi? Sanırım dünyayı hala var olduğuma ikna etmek ve bu gerçeği halkın menfaati ve zevkiyle ilgili bir mesele haline getirmek için.’

“En güzeli de, oyunlarını anlatmaya bile gerek yok. Tennessee sadece hayret verici bir komedi duygusuna sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda olağanüstü, ahlaksız dramatik etkileri de çok tatmin edici olabiliyor. Gevezeliklerini hala kafasında taşıdığı o yarı eğitimli soylu özentisi tiplerin konuşmalarını (alıntı yapmadan) şiirselleştiriyor. Sadece eğitimli ya da üst sınıf insanları tasvir etmeye çalıştığı nadir durumlarda biraz bocalıyor. Biraz sitem ederek, bana Two Sisters kitabını [İki Kız Kardeş] okurken defalarca sözlük kullanmak zorunda kaldığını söyledi.

Memoirs’da Tennessee bize seks hayatı hakkında çok şey anlatıyor, ki bu da kişinin kendisiyle ilgili hiçbir şey söylememesinin bir yolu. Onun bedeninin ve diğer bedenin detayları, aynı gerçek hayatta olduğu gibi sayfada da bulanıklaşma eğilimi gösteriyor. Tennessee, ilk eşcinsel ilişkilerine yirmili yaşlara gelinceye kadar girmedi; o zamana kadar, hem olgun hem de cinsel olarak anlamlı ve yaşamı geliştiren heteroseksüel ilişkiler içerisine girmişti. Yalnız bu olgunlaşmış ilişkiler onu pek de geliştirmemişti. Erkek için olan şehvet sinirlerini bozuyordu. Neden bu kadar geç kalmıştı? Eh, bu yarım yüzyıl kadar önceydi ve Tennessee, seksin günah, doğal olmayan ilişkinin de korkunç olduğu Güneyli bağnaz bir ortamının ürünüydü.

Bence benim ve Tennessee’nin sekse olan tutumumuzdaki bariz fark birbirimizi tedirgin ediyordu. Benim normal bir insan olarak düşünüp yaşadığım şeyler hakkında hiç bir zaman en ufak bir suçluluk duygum veya endişem olmadı. O ise, suçluluk duygusuyla doluydu ve bize hayattan sonra hiçbir şeye inanmadığını söylese de, günaha inanacak kadar da prostestandı.Derinlerde bir yerde Tennessee, hala eşcinselliğin yanlış, heteroseksüelliğin doğru olduğuna inanır. Bu her yere sinmiş olan suçluluk duygusuyla beraber Tennessee, hem kişisel hem de iş hayatında bir kefaret düşüncesine, ölüm düşüncesine çekiliyor.

“1948’de: ‘O zamanlar Truman, bulabileceğim en iyi arkadaştı.’ diyor Tennessee. ‘Hiç şirretlik yapmamıştı. Aslında, kötü niyetli bir şekilde şirretlik yapmamıştı. Ama fantezi ve yaramazlık doluydu.’ O yaz Capote, Tennessee ve ben Paris’teki Hôtel de l’Université‘de kalırken, Paris’e geldi (Rezil bir oteldi ama Gore ve benim için uygundu, çünkü genç ziyaretçilere açıktı). Capote bizi yücelikle ilgili haylaz fantezilere boğardı. Görünüşe göre, sadece görüntüsü bile hayatı boyunca heteroseksüel olmuş erkeklerin dolaplardan fırlamasına neden olmaya yeterdi. Capote sarhoş Errol Flynn’e erdemini teslim etmeyi reddettiğinde, ‘Errol tüm bavullarımı Beverly Wilshire Hotel’in penceresinden fırlattı!’ Burada şuna dikkat çekmeliyim ki, genç Capote, bugün olduğundan daha az çekici değildi.

Tennessee ve ben bu hikayeler sırasında birbirimize baktığımızda, Capote çabalarını ikiye katlardı. Albert Camus’nün ona aşık olduğunu biliyor muyduk? Evet, Camus! Delicesine aşık!

“Bu hatıratının (Memoirs) bize Tennessee’nin cinsel yaşamı hakkında çok fazla şey söylediği ve sanatı hakkında pek bir şey söylemediği yönünde şikayetler oldu. Şahsen cinsel yaşamı hakkındaki açık sözlülüğünü aydınlatıcı olmasa da en azından ilgi çekici buluyorum. En kötüsü ise, bu durum ulusal ruhun bir parçası olan bu homofobiyi besleyecek. Yine de, bu tür bir şeyi icat etmek işini başkalarına bırakmak yerine, kendi başına yazmak daha iyidir.

“Tennessee’nin kamuya fazlaca yansıyan Roma Katolikliği’ne geçişi, kafasının çok karışık olduğu bir zamanda gerçekleşti. Kuş (Tennessee), Meryem Ana Kilisesinin kollarına götürüldükten kısa bir süre sonra, Cizvit bir rahip [Cizvitler,İsa Tarikatı adıyla anılan bir Hristiyan tarikatı] onu aradı ve Papa’nın huzuruna çıkmak ister mi diye sordu. Cizvit tarikatının başkanıyla bir toplantı mı? Oh evet. Evet! Tennessee çok sevindi. Ertesi gün rahip, Tennessee’yi Vatikan’a götürmek için geldiğinde, muhtemelen Papa da kilisenin bu büyük vurgununu izlemek için diken üstünde bekliyordu. Fakat ne yazık ki, Tennessee görüşmeyi çoktan unutmuştu. ‘’Bu daveti reddetmek zorundayım’’, dedi; O gün Papa’yla görüşme havasında değildi. Rahip hayrete düşmüştü. Papa’nın tepkisi kayıtlara geçmedi tabii.

“İhtiyacım var,” diye yazıyor Tennessee, dokunaklı bir şekilde, “birlikle gülecek birine”. Eh, kimin yok ki Kuş? Her neyse, sanatının taş çembere ulaşan taşlardan biri olduğunu; geleceğin sihirbazlarının hünerli yerleşiminden sadece son günlerimizin soğuk kış gündönümünü değil, yaz gündönümünü de bulmasını sağlayacağını; altın rüyayı, mimozayı, sınırsız özgürlüğü ve yaşanmamış tüm o güzel zamanların artık yaşandığını bilerek mutlu ol.

–Gore Vidal, The New York Review of Books, 4 Mart, 1976

 

Çevirmen: Mehmet Akçay

Kaynak: Literary Hub: Book Marks