Göçmen çocuklar öğretmenler tarafından mağdur mu ediliyor?

Göçmen çocuklar öğretmenler tarafından mağdur mu ediliyor?

Birçok araştırma, göçmen öğrenciler ile yerli öğrencilerin notları ve öğretmenlerin onlara ilkokul sonrasında gidecekleri okul hakkında verdikleri tavsiyeler arasında gözle görülür bir fark olduğunu gösteriyor. Bu farklar yalnızca performans farklılıkları ile açıklanamaz. Bu yüzden biz de kendimize öğretmenlerin farklı kökenlere sahip öğrencileri neden farklı değerlendirdiğini sorduk. Öğretmenlerin değerlendirmeleri, kalıp yargılardan dolayı gerçeği yansıtmıyor olabilir mi?

Okul başarısı öğrencilerin kökenine mi bağlıdır?

Hiyerarşik yapıda okul türleri (Hauptschule, Mittelschule, Realschule ya da Gymnasium) bulunan çok kademeli Alman okul sisteminde öğretmenler, ilkokul sonrasında öğrencilerin hangi okul türüne devam etmeye uygun olduğuna karar verir. Bu öneri çoğunlukla bağlayıcı olduğundan, söz konusu çocuk için büyük önem taşır. Öğretmenler için en önemli kriter, çocukların ilkokulun son sınıfından bir önceki yılda aldıkları not ortalamasıdır. Fakat pek çok araştırma, performansla birlikte diğer özelliklerin de öğretmenlerin kararını etkilediğini ispatladı. Bu özelliklerden iki tanesi öğrencinin kökeni ve ailesinin sosyoekonomik durumudur. Araştırmalar sayesinde; Türk kökenli göçmen çocukların göçmen olmayan çocuklara kıyasla Gymnasium’a gitme oranının daha düşük, mezun olmadan önce okulu bırakma oranının ise daha yüksek olduğu birçok defa kanıtlanmıştır. Araştırmalar aynı şekilde sosyoekonomik durumu düşük olan ailelerin çocuklarının daha yüksek olanlarınkine göre; daha düşük performans gösterdiği, daha düşük notlar aldığı ve çok azının Gymnasium’a gittiğini göstermiştir. Öğretmenler not vermekten ve öğrencilerin okul kariyeriyle ilgili tavsiyelerden sorumlu olduklarından; değerlendirmelerinin kısmen gerçek dışı olması, öğretmenlerin bazı öğrenciler hakkında önyargılı olmalarından kaynaklanıyor olabilir.

Kalıp yargı ve kalıp yargının kararlara etkisi

İnsanlar başka insanlarla tanıştıklarında özellikle belli başlı belirgin özellikleri algılarlar. Bu özelliklere cinsiyet, yaş ve ten rengi örnekleri verilebilir. Bu tür özelliklerin algılanması, otomatik ve büyük ölçüde bilinçsiz olarak bellekte depolanan kalıp yargı içeriğini harekete geçirir. Bu kalıp yargılar, bir sosyal grubun özellikleri hakkında biriktirilmiş düşünceleri içerir. Lee ve Fiske bir araştırmada, göç geçmişi olan kişilere genellikle olumsuz kalıp yargılar atfedildiğini buldu (Örneğin onların yetersiz ve güvensiz yabancılar olarak görülmesi). Almanya için yapılan bir başka araştırma, özellikle Türk kökenli kişilerin genellikle cimri, yozlaşmış, aciz ve muhafazakâr olarak görüldüğünü gösterdi. Bu da sosyal iletişimde ciddi sonuçlar doğurur. Azınlıklarla ilgili kalıp yargılar genellikle performansla ilgilidir. Örneğin; Türk kökenli öğrencilerin okul ortalamalarında göçmen olmayan sınıf arkadaşlarından daha düşük performans göstermesi, öğretmenler arasında Türk öğrencinin gelecekte daha da kötüye gideceği beklentisine yol açabilir. Buna karşın; göçmen olmayan öğrenciler genellikle çalışkan, sorumluluk sahibi, zeki, dakik ve güvenilir olarak algılanmaktadır. Öğrencilerde, ailelerin sosyoekonomik düzeyiyle bağlantılı olarak farklı kalıp yargılar harekete geçer. Bunlar; sosyoekonomik düzeyi yüksek çocuklar için, sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarına göre önemli ölçüde daha olumludur ve bu kalıp yargılar öğretmenlerin değerlendirmelerini de etkileyebilir.

Psikolog Susan T. Fiske ve meslektaşı Steven L. Neuberg; özellikle de stres ve zaman baskısı altında bir karara varmamız gerektiğinde, kalıp yargıların önemli olduğunu varsayarlar. Kalıp yargılara dayanan ve kişinin bireysel özelliklerini göz ardı eden kararlara otomatik kararlar denir. Öğretmenlerin iş yaşantılarında genellikle zaman baskısı altında karar vermek zorunda oldukları durumlar vardır. Çok sayıda görevi (ders içeriğini açıklama, öğrencilerin motivasyonunu gözetme, dersteki aksaklıklarla başa çıkma gibi) aynı anda yerine getirmeleri, ayrıca öğrencilerin bireysel yeteneklerini ve performansını değerlendirmeleri gerekir. Bu nedenle, otomatik kararların günlük öğretimde sıklıkla ortaya çıkabileceği düşünülebilir.

Okul tavsiyesi verilirken göçmen çocuklar dezavantajlı mıdır?

Etnik kalıp yargıların okul tavsiyesine etkisi üzerine yapılan deneysel bir çalışmada, öğretmen adaylarına erkek ilkokul öğrencilerinin karne benzeri belgeleri (sözde karneleri) sunuldu. Öğretmenlik bölümünde okuyan öğrencilerin görevi, her öğrenciye ortaokul branşı hakkında bir tavsiye vermekti. Öğretmen adayları “Gymnasium” ve “Gymnasium Dışı” arasında seçim yaptı. Her sözde karne; öğrencinin okul notlarını, çalışma ve sosyal davranışları hakkında kısa bilgileri, dini eğitime katılımını (Hristiyan veya Müslüman) ve adını içeriyordu. İsimler, göçmen olmayan bir öğrenci (örneğin Max) hakkındaki kalıp yargıyı veya Türk kökenli bir öğrenci (örneğin Mustafa) hakkındaki kalıp yargıyı harekete geçirecek şekilde seçildi.

Bu çalışma beklenildiği gibi, özellikle not ortalamasının okul tavsiyesi için önemli olduğunu gösterdi. Not ortalaması ne kadar iyi olursa o kadar sıklıkla Gymnasium tavsiye edildi. Bununla birlikte; ismi Türkçe olan öğrencilerin, aynı performansa sahip olmalarına rağmen, ismi Almanca olan öğrencilere göre Gymnasium için tavsiye alma olasılıklarının önemli ölçüde daha düşük olduğu da görüldü. Sadece öğrencilerin dini bile tavsiyeleri etkiledi: İslami din eğitimine katılan öğrencilerin, isimlerinin Türkçe veya Almanca olması fark etmeksizin Hristiyanlık dini eğitimine katılan öğrencilere göre Gymnasium tavsiyesi alma oranları çok daha düşüktü. Ayrıca sonuçlar, öğretmen adaylarının önerilerinde belirli özelliklerin kombinasyonunun önemli olduğunu göstermiştir. Öğrencilerin notları iyiyse, isimleri Almancaysa ve Hristiyanlık dini eğitimi alıyorlarsa; Gymnasium tavsiyesi alma olasılıkları çok büyüktür.

Bu sonuçlar nasıl açıklanabilir? Öğretmen adaylarının en azından bazılarının göçmen öğrencilerle ilgili daha olumsuz kalıp yargılara sahip olması olasıdır, bu da daha düşük performans beklentilerine yol açmıştır. Bunun tersine; göçmen olmayan öğrencilerle ilgili sahip oldukları olumlu kalıp yargılar, daha olumlu performans beklentilerine yol açmış olabilir. Öğrenciler her zaman birkaç özelliği bir arada barındırdığından (örneğin göçmenlik ve dini inanç), belirli özellik kombinasyonlarına sahip öğrencilerin (örneğin Türk kökeni ve İslami din eğitimi) öğretmen adaylarında özellikle olumsuz kalıp yargıları harekete geçirme riski vardır.

Öğrenci performansına ilişkin bu tür olumsuz beklentiler nereden geliyor? Değerlendirme yapan kişiler önceki performans gelişimleri hakkında ek bilgi alırsa beklentiler değişebilir mi? Başka bir deneyin bu soruyu yanıtlaması gerekiyordu. Berlin eyaletinde ilkokul normalde 6. sınıftan sonra biter. Burada öğretmenler, hem 5. sınıfın ikinci dönemindeki notlara hem de 6. sınıfın ilk dönemindeki notlara göre okul önerilerini oluştururlar. Bu aynı zamanda onlara, öneri yapılan öğrencilerin gelişimi hakkında bir izlenim verir. Türk kökenine sahip öğrencilerin daha düşük akademik yeteneklere sahip oldukları varsayılırsa ve denekler okul notlarındaki değişikliği hesaba katarsa ​​daha kötü bir tavsiye verebilirler. Klapproth ve Fischer tarafından yapılan deneyde ilkokul öğretmenleri, Almanca veya Türkçe isimleri olan erkek öğrencilerin sözde karnelerini aldı. Ayrıca öğretmenler bir yerine iki karne inceledi. Aslında burada isimleri Türkçe olan öğrencilerin, Almanca olan öğrencilere göre bir Gymnasium için tavsiye alma olasılıklarının ortalama olarak daha düşük olduğu da görülmüştür. Ancak, bu fark sadece öğrencilerin not ortalamasının düşük olması ve performanslarının kötüleşmesi durumunda ortaya çıkmıştır. Öğrenciler birinci karnede iyi performans sergilediyse ve ikinci karnede ilerleme gösterdiyse, sonuç değişti: Bu şartlar altında isimleri Türkçe olan öğrenciler, Almanca olan öğrencilere göre çok daha sık Gymnasium tavsiyesi aldı. Öğretmenler; Türkçe isimleri olan öğrencileri ağırlıklı olarak notlara göre değerlendirirken, isimleri Almanca olan öğrencilerin notları genellikle daha az rol oynadı. Bu durum burada daha otomatik kararlar verildiğinin bir göstergesi olabilir, bu da bu öğrencilerin küçümsenmesine yol açar. Çünkü düşük performans, göçmen öğrenciler hakkındaki olumsuz kalıp yargılarla eşleşti. Başka bir çalışma, durumun gerçekten bu şekilde olup olmadığını yanıtlamalıdır.

Göçmen olmayan öğrenciler, öğretmenlerin gözünde çok mu büyütülüyor?

Tobisch ve Dresel de ilkokul karneleri öğrenci betimlemeleri için kullandı. Karneler, notları oldukça iyi olan üç erkek ilkokul öğrencisine aitti. Öğrencilerin isimleri hem göçmen olan ve olmayan öğrenciler için (Almanca-Türkçe) hem de sosyal statü (düşük-yüksek) açısından farklıydı. Murat adında bir karne (Türk kökenli ve düşük sosyal statü için prototip), Julius adında bir karne (göçmen değil ve yüksek sosyal statü) ve Justin adında bir karne (göçmen değil ve düşük sosyal statü) ile toplam üç özdeş öğrenci betimlemesi oluşturuldu. Türkçe isimler çoğunlukla düşük sosyoekonomik düzey ile ilişkilendirildiğinden, çalışmada yüksek statülü bir Türk isim kullanılmamıştır.

Bu çalışmada ilkokul öğretmenlerinden, öğrenci betimlemelerini okuduktan sonra her üç öğrencinin okul becerilerini, çaba sarf etme istekliliğini ve Gymnasium’a uygunluğunu değerlendirmeleri istenmiştir. Öğretmenler ayrıca Almanca, matematik, vatandaşlık ve sosyal bilgiler derslerindeki performans beklentilerini belirtmişlerdir.

Bu çalışmanın sonuçları şu şekildedir: Türkçe isimli öğrenci (Murat) aynı performans ve davranışa rağmen Gymnasium için ortalama olarak diğer iki öğrenciye göre daha az uygun olarak değerlendirilmiştir. Buna ek olarak, ona daha düşük okul becerileri ve daha az çaba sarf etme isteği atfedildi ve öğretmenler, değerlendirmeye alınan okul derslerinde kötü performans göstermesini bekledi. Göçmen olmayan öğrencilerde (Julius ve Justin) sosyal statü etkisini gösterdi: Justin (düşük sosyal statü), Julius’tan (yüksek sosyal statü) ortalamada daha kötü olarak değerlendirildi. Bu araştırmadaki öğrenci betimlemeleri, Türk kökenli ve düşük statülü öğrencilere göre göçmen olmayan ve yüksek statülü öğrenciler hakkındaki kalıp yargılara daha uygun olan iyi notları içerme eğilimindedir.

Öğrenci betimlemelerinden alınan notlar ile öğretmenlerin öğrencilerin gelecek sınıflarına ilişkin beklentileri karşılaştırıldığında, deneye katılan öğretmenlerin göçmen olmayan ve sosyal statüsü yüksek öğrencilerden öncekinden bariz bir şekilde daha iyi performans göstermelerini bekledikleri görülmüştür. Bu sonuç, yüksek beklentilerin olduğu göçmen olmayan öğrenciler arasında kalıp yargı güdümlü veya otomatik bir karar oluşumunun lehinedir. Buna karşılık, öğretmenlerin göçmen olan öğrencilerden performans beklentileri çok kesin bir şekilde gerçek performanslarına dayanıyordu. Bu bulgu; bunun gerçek dışı veya kalıp yargı kaynaklı olmadığını, daha doğru veya daha kontrollü bir karar olduğunu göstermektedir. Kökenle ilgili farklılıkların, göçmen öğrencilere yönelik olumsuz kalıp yargılarla daha az açıklanabileceğini, bunun yerine göçmen olmayan öğrencilere yönelik olumlu kalıp yargılarla açıklanabileceğini varsaymak makul görünmektedir.

Başka bir çalışmada, göçmen öğrenciler için daha doğru yargıların ve göçmen olmayan öğrencilerin (özellikle sosyal statüsü yüksek olanlar) olduğundan yüksek tahmin edilmesinin farklı yargılama süreçleriyle açıklanıp açıklanamayacağı incelenmiştir. Bu amaçla öğretmen adaylarının gözbebeği çapları, halihazırda kullanılmış olan öğrenci betimlemeleri okunurken sözde göz takip cihazı ile kaydedilmiştir. Karneleri okurken çapın öğrencinin kökenine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Genişlemiş bir göz bebeği, sinir sisteminde bir uyarılma işareti olarak görülebilir. Bunun, derinlemesine bilgi işlemeyle ilgili olduğu varsayılmaktadır. Çalışma; göçmen öğrencilerin betimlemeleri okunurken gözbebeklerinin genişlediğini, göçmen olmayan öğrencilerin betimlemeleri okunurken ise daraldığını gösterdi. Göçmen çocukların karnelerini okurken büyümüş gözbebeği, daha derin bir bilgi işlemeye işaret eder. Bunun nedeni, öğretmenlerin kalıp yargıya dayalı karar vermemeye, karne bilgilerine daha yakından bakmaya ve daha kontrollü bir şekilde işlemeye çalışmaları olabilir. Göçmen olmayan ve yüksek sosyal statüye sahip öğrencinin karnesini okurken daralan gözbebeği çapı, daha yüzeysel bir bilgi işlemenin göstergesi olabilir. Bu da kalıp yargılara yönelik ve buna göre daha otomatiktir.

Dolayısıyla bu bulgular; göçmenlik geçmişi olmayan ve sosyoekonomik düzeyi yüksek öğrencilerin değerlendirilmesindeki olumlu kararların, bu öğrenci grubuyla ilişkili olumlu kalıp yargılarla açıklanabileceği varsayımıyla tutarlıdır.

Özet tartışma

Burada sunulan dört çalışma; öğrencilerin göçmenlik geçmişine ilişkin sosyal kalıp yargıların, öğretmenlerin kararlarını etkileyebileceği varsayımını doğrulamaktadır. Göçmen öğrenciler, göçmen olmayan öğrencilere kıyasla (aynı performansa rağmen) ortalama olarak daha kötü değerlendirilmektedir. Bununla birlikte araştırmalar; öğretmenlerin gerçek dışı kararları için yalnızca Alman veya Türk kökenlerinin önemli olmadığını, dini inanç veya sosyoekonomik düzey gibi diğer sosyal özelliklerle de ilgili olduğunu göstermektedir. Ayrıca araştırmalar, öğrencilerin (Türk) göçmenlik geçmişinin otomatik olarak olumsuz yönde gerçek dışı kararlara yol açmadığını göstermektedir. Bir yandan, performansı iyi ve performans gelişimi olumlu olan Türk kökenli öğrenciler için Gymnasium önerisi olasılığı artmıştır. Öte yandan, iyi notlar Türk kökenli öğrencilerin çoğunlukla doğru değerlendirildiğini göstermiştir. Bu, öğretmenlerin genellikle bu öğrencilerle ilgili bilgileri çok dikkatli bir şekilde işlediklerini ve olumsuz değerlendirmemeye çalıştıklarını gösterebilir. İyi performansın göçmen öğrenci ile ilgili kalıp yargılara uymaması, bu nedenle şaşkınlık yaşanması ve öğrencinin gerçekten iyi olup olmadığını kontrol etmek amacıyla bilgilerinin daha ayrıntılı okunması da düşünülebilir. Ancak bu, yalnızca öğrencilerin performansı (bu sosyal grupla ilgili yaygın olumsuz kalıp yargıların aksine) iyi ise geçerlidir. Bununla birlikte; göçmen olmayan ve özellikle sosyoekonomik düzeyi yüksek öğrenciler için bulgular, öğretmenlerin olumlu gerçek dışı kararlarına veya öğrencinin performansının olduğundan yüksek tahmin edilmesine yol açabilecek olumlu kalıp yargılara işaret ediyor. Sonuçta bu, göç geçmişi bulunan ve sosyoekonomik düzeyi düşük olan insanlara yönelik yaygın olumsuz kalıp yargılara karşılık gelen performans değerlendirmesinde farklılıklara neden olur.

Uygulama ve açık sorular konusundaki çıkarımlar

Yalnızca göç geçmişi olan öğrencilere yönelik olumsuz kalıp yargılar (özellikle dini inanç gibi diğer öğrenci özellikleriyle birlikte) değil, göçmenlik geçmişi olmayan (özellikle yüksek sosyal statüye sahip) öğrencilere yönelik olumlu kalıp yargılar da aynı performansa rağmen gerçek dışı kararlara yol açabilir. Böylece eğitim sisteminde kökene dayalı farklılıklar yoğunlaşabilir. Bu bilgiler, adil ve bağımsız öğretmen kararlarına ulaşmak için özellikle önemlidir. Olumsuz kalıp yargıları yansıtmak ve yıkmak yeterli olmadığından, olumlu kalıp yargılar da günlük öğretim hayatında dikkate alınmalıdır. Buna göre, öğretmenler sadece olumsuz kalıp yargıların değil, olumlu kalıp yargıların da farkında olmalı ve bunları yansıtmalıdır. Bununla birlikte, burada sunulan deneysel çalışma bulgularının günlük okul hayatına ne derece aktarılabileceği ve diğer hangi etkileyici faktörlerin ilgili olabileceği açık değildir. Bunu öğrenmek için “sahada”, yani gerçek okul sınıflarında gerçekleştirilen daha fazla araştırma gereklidir. Bu tür “saha deneyleri” etik kaygılar nedeniyle problemli olsa bile; öğrenci özellikleri ile öğretmen değerlendirmeleri arasındaki ilişkilerin incelendiği saha çalışmaları, halihazırda değerli bilgiler sağlamıştır ve burada bildirilen bulgularla büyük ölçüde uyumludur.

Burada bildirilen tüm çalışmalarda yalnızca erkek öğrenciler dikkate alındığından; ileride yapılacak çalışmalar, göç geçmişinin kız öğrencilerde de gerçek dışı öğretmen değerlendirmelerine yol açıp açmadığını araştırmalıdır. Göç geçmişi ve sosyal statünün etkilerinin kızlarda erkeklere göre daha az belirgin olma eğiliminde olduğuna dair göstergeler bulunmaktadır.

Yazarlar: Dr. Anita Tobisch, Prof. Dr. Florian Klapproth & Prof. Dr. Markus Dresel

Kaynak: The Inquisitive Mind

Çeviren: Gözde Alkaya

Düzenleyen: Yaren Erol

Leave a comment