Sarah Hughes

TV dizisi sonuca ulaşmış olabilir, ancak bitirilmesi gereken iki kitap ve bir dizi yan proje ile, tüm bu projeleri ortaya çıkaran romanların yazarı her zamankinden daha yoğun.

George RR Martin’e bir dilek hakkı verilseydi, yazarın tercihi muhtemelen daha fazla zaman olurdu. Game of Thrones adıyla adeta bir televizyon fenomeni haline gelen kitap serisi  Buz ve Ateşin Şarkısı efsanesinin çok satan yazarı, hayali bir tarihi olan Targaryen ailesini (ejderha kraliçesi Daenerys’in her şeyi fetheden ataları) anlattığı en son eseri Ateş ve Kan hakkında tarihçi Dan Jones ile bir konuşma yapmak için Dublin’deki bilim kurgu etkinliği Worldcon öncesi Londra’da.

Yine de aklının bir köşesinde, yapılacak daha çok iş var. Buz ve Ateş’in altıncı ve sondan bir önceki kitabı olan Kış Rüzgarları bitirilmeli ve yedinci kitap Baharın Rüyası yazılmalı. Sonra aynı dünyada geçen birkaç Dunk ve Egg hikayesi var. (Daha açık tonda yazdığı bu kitapları “büyük mega kitaplar” arasında ufak kaçamaklar olarak gördüğünü ancak sonra “her şeyde geride kaldı, bu yüzden şimdi  önümdeki bir sonraki şeyi düşünmeye çalışıyorum” diye düşündüğünü söylüyor.)

Ve bunlar, dizinin başarısı sayesinde ortaya çıkan birçok televizyon projesinden önceydi. Bunlara örnek olarak “Game of Thrones’da yaşananlardan 5000 yıl öncesini anlatan” ve şu anda post prodüksiyon aşamasında olan  ve Jane Goldman tarafından yazılan biri de dahil olmak üzere Westeros’ta geçen bir dizi önek ,Wild Cards antoloji serisinin bir TV versiyonu ve düzenlediği  ve HBO için yapımcılığını üstlendiği Nnedi Okorafor’un Who Fears Death’in bir uyarlaması gösterilebilir.

“Gün içinde daha fazla saate, hafta içinde daha fazla güne ve yılda daha fazla aya ihtiyacım var çünkü zaman çok hızlı geçiyor gibi görünüyor,” diyerek yorgun bir gülümsemeyle itiraflarda bulunuyor Martin.

Ancak böyle yorgunluklar geçicidir. Görüşmeden önce, Martin’in hakkında konuşmayacağı belli şeyler olduğu söylendi: Bu yılın başlarında televizyon dizisinin tartışmalı finali; Kış Rüzgarları’nın ne zaman geleceği ve sağlığı- yazar 70 yaşında ve internet, efsanevi hikayesini bitirip bitiremeyeceğine dair spekülasyonlarla dolu.

Görünüşe göre, güler yüzlü Martin, üç konunun tüm yönlerine değiniyor, ancak açıkça olumsuz manşetler oluşturmaya karşı temkinli olmasına rağmen, dizinin finalini bir firma ile izleyip izlemediğine dair bir soru soruluyor: “Bunun hakkında konuşmamalıyız.”

Bununla birlikte, dizinin sonunun büyük bir baskıyı hafiflettiğini de kabul ediyor. “Kitabı bitirebilseydim, birkaç yıl daha gösterinin önünde kalabileceğim ve stresin çok büyük olduğu birkaç yıl vardı” diyor. “Bunun benim için pek iyi olduğunu sanmıyorum çünkü beni hızlandırması gereken şey aslında beni yavaşlattı. Her gün yazmak için oturuyordum ve güzel bir gün geçirsem bile- ve benim için güzel bir gün üç ya da dört sayfa oluyor- kendimi kötü hissediyordum çünkü düşüncülerim şu yöndeydi: ‘Tanrım, kitabı bitirmeliyim, 40 yazmam gerekirken yalnızca dört sayfa yazmışım. “Ancak dizinin bitmesi beni özgürleştirdi çünkü artık kendi hızımdayım. İyi ve kötü günlerim var ve stres çok daha az, yine de hala orada … Bir Bahar Rüyasını bitirdiğimde beni Dünya’ya bağlamanız gerekeceğinden eminim.”

Televizyon dizisiyle karmaşık ve tartışmalı bir şekilde çözemediği bir ilişkisi olduğu açık. Öte yandan şöyle diyor yazar, “hayatımı tamamen değiştirdi”- yine de dediği gibi, “birbirleriyle çok yakından ilişkili olmalarına rağmen aynı şey değiller”. Hem eleştirmenlerden hem de hayranlardan karışık tepkiler alan dizinin sonunun kendi finalini etkileyip etkilemediği sorulduğunda ise cevabı oldukça net. “Hayır, öyle değil. Bu hiçbir şeyi değiştirmez … Rick Nelson’ın en sevdiğim şarkılardan biri olan Garden Party’de dediği gibi, herkesi memnun edemezsiniz, bu yüzden kendinizi memnun etmelisiniz.”

Bu tür bir düşünce, Martin’in “popüler tarihlerin kopyalanması… gösteriler, savaşlar, fetihler, evlilikler ve kan davaları” arzusundan ortaya çıkan Ateş ve Kan’ın ardında yatıyor- ve yazarımız,  her hayranın Westeros’da dolaşarak vakit geçirmekten o kadar da mutlu olmadığını kabul ediyor. “Westeros çok büyüdü ve bunun yedi kitaplık Buz ve Ateşin Şarkısı’nda gördükleri ana hikâyeye devam etmemi tercih eden bazı hayranlarımın canını sıktığını biliyorum. Ama neredeyse ilk andan itibaren başka olasılıkları gördüm, orada gömülü olan başka hikayeler.”

Gülümsüyor ve her zaman böyle olduğunu kabul ediyor. Çocukken asla bitiremediği sonsuz hikayeler başlatan biri olarak “çünkü kafamda bu vizyona sahiptim ama bunu kağıda dökmeye başladığımda kelimeleri bulmak için mücadele ettim ve tüm bunlar alelade ve sıradan bir hale gelecek ve bir zamanlar olduğu kadar eğlenceli olmayacak” diyor. Daha sonra, 80’li yılların ortalarında televizyonda ve sinemada geçirdiği zamanı, stüdyo yöneticilerinin kabul ettiği “büyük, düzensiz, pahalı ilk taslaklarını” kısaltılmış ve cilalanmış çalışmalardan çok daha fazla sevdiğini anlatıyor.

Martin, ünlü Buz ve Ateşin Şarkısını bütün bu stüdyo notlarına cevaben yazmıştır . Asla filme alınamayan “devasa kaleler, son derece karmaşık bir olay örgüsü, korkunç kurtlar ve ejderhalar” ile dolu genişleyen bir dizi. “Ve hayat küçük ironiler ve yaramazlık tanrılarıyla dolu olduğu için, dünyanın en popüler televizyon şovu haline gelen, filme alınması imkânsız olan bu çalışmaydı.”

Peki Martin, televizyon dizisi büyüdükçe, ekranda Westeros’un yarattığı kanın onunkine karıştığını gördü mü? “Ortalama bir izleyici için Tyrion Lannister bu noktadan sonra her zaman Peter Dinklage olacak ve bunun son derece farkındayım. Ama benim için o şekilde olmadı. Bu kitapları yazmaya 1991’de başladım ve [dizi başladığında] 20 yıldır bu karakterlerle birlikteydim. Onları kafamda sabitledim.”

Ancak onu etkileyen şey, kitapları okuyanların destanın sırlarını nasıl sakladıklarıydı. “Kızıl Düğün’ü hakkında kimsenin spoiler vermemesi, televizyon tarihinin en büyük olaylarından biridir çünkü tam anlamıyla ne olacağını bilen milyonlarca kitap okuyucusu vardı ve hiçbir şey söylemediler. Bunun yerine, benim de beklemediğim bir şey yaptılar- sevdiklerinin şokunu ve dehşetini kaydettiler. ” Gülüyor. “Birdenbire internetin her yerinde Kızıl Düğün’e tepki gösteren, kocalarının, eşlerinin, kardeşlerinin kederini ve şokunu yakalamak isteyen akrabalarının çektiği videolar ortaya çıktı… Televizyon tarihinde hiç böyle bir olay oldu mu? Bildiğim kadarıyla hayır.”

Martin, ortaya çıkan ürünle  yoğun etkileşim yakalanan bu anları oldukça seviyor. Eşi Parris ile beraber İspanya’daki hayranlarıyla yemeğe çıktığı bir geceyi sevgiyle anlatıyor.Bu, TV dizisinin ortaya çıkmasından çok uzun vakit önceydi, Buz ve Ateşin Şarkısı’nın ilk çıktığı zamanlardı ve bir anda The Bear and the Maiden Fair’in ( kitap serisinden bir şarkı) İspanyolca versiyonuna girdiler. Masaya vuruyor ve şarkı söylüyorlardı ve hepsi şarkı sözlerini biliyordu. Muhteşemdi. Bu deneyimi sevmiştim.”

Hayranlarıyla olan bu etkileşimi kendisi de oldukça sevmişti. Yirmili yaşlarımın başında zamanımın ciddi bir kısmını kitaplar üzerine kurulmuş büyük sitelerden birinde harcıyordum ve burada geçirdiğim vakitte içimi en çok kıskançlık ile dolduran olay, uzaklarda, İngiltere’de, Brotherhood without Banners adlı, kendilerini bu seriye adamış bir hayran grubunun toplantılara gidip GRRM (ona bu şekilde hitap ediyorlardı) ile tanışıp, birlikte içip ve eğer şanslılarsa bizzat onun tarafından, kimi zaman baton ekmeklerle, şövalye ilan edildiklerine dair gelen nefes kesici haberler idi.

Bugün o zamanlardan bahsederken melankolik bir havası var Martin’in. “Brotherhood without Banners partisine ilk gittiğimde orada birkaç düzine insan vardı ve bazılarıyla arkadaş oldum” diyor. “Ve her katıldığımda yenileriyle tanışır, onlarla zaman geçirir ve onlar için trivia yarışmaları düzenlerdim. Harikaydı ama kitaplar git gide daha başarılı hale geldikçe ve ardından dizi bir hit haline geldikçe, partiler daha büyük ve daha da kalabalık hale geldi.

Hüzünlü görünüyor. “Hâlâ o partiler var ve hala harikalar ayrıca 2001 ve 2002’de tanıştığım insanlarla hâlâ arkadaşlık ediyorum, ancak artık yeni insanlarla tanışamıyorum çünkü sayıları çok fazla. Eminim onlar da yaşlılar kadar keyiflidir, ama bitmeyen bir dizi insanın benimle selfie yapmak istediği bir partiye gitmek istemiyorum çünkü bu eski günlerdeki gibi eğlenceli değil. Bu bir iş.”

O ilk günleri özlüyor mu? Uzun bir sessizlik oldu ve sonra sessizce şöyle dedi: “Evet. Dürüst olmak gerekirse, özlüyorum. Demek istediğim, artık bir kitapçıya gidemem ve bu dünyada yapmayı en sevdiğim şeydi. İçeri girmek ve yığından yığına dolaşmak, birkaç kitap almak, biraz okumak, içeri girdiğimde hiç duymadığım büyük bir yığın şeyle ayrılmak. Şimdi bir kitapçıya gittiğimde, 10 dakika içinde tanınıyorum ve etrafımda bir kalabalık oluşuyor. Yani çok şey kazanıyorsunuz ama bir şeyler de kaybediyorsunuz.”

Benzer bir kendini koruma arzusu, onu internetten uzaklaşmaya itmiş. “İlk başta çok gurur duyuyor ve mesaj panolarına gidip şöyle düşünüyordum: “Oh, bu harika, hepsi gerçekten heyecanlılar. “Ama sonra düşünmeye başladım: “Hayır, gerçekten net olmalıyım. Bazı insanların doğru olan şeyleri çözmüş olması hoşuma gitmiyor ve diğerlerinin de yanlış olan ama beni de etkileyebilecek şeyleri çözmesi hoşuma gitmiyor.” Bu yüzden kendimi tüm bunlardan uzakta tuttum ve hayranların bazıları doğru ve bazıları yanlış teorilerine sahip olmasına izin verdim. Neyin doğru olduğunu bitirdiğimde öğrenecekler.”

Bununla birlikte, eserine verilen tüm tepkilerin, hatta öfke dolu olanların da kutlanması gerektiğini düşünüyor. “Kitaplara veya televizyon dizisine yönelik duygusal tepkilerden memnunum çünkü kurgu tamamen bundan ibarettir- duygudan. Entelektüel bir argüman yapmak veya birini ikna etmek istiyorsanız, bir makale veya bir gazete yazısı yazın, kurgusal olmayan bir şeyler yazın. Kurgu… kurguyu okurken veya izlerken bunları yaşıyormuşsunuz gibi hissetmelisiniz. Bir karakterin ölmesine neden olacak kadar mesafeli iseniz ve umursamıyorsanız, yazar bir ölçüde başarısız olmuştur.”

Bunu akılda tutarak, yazının gerçekten eve dönmüş gibi hissettirdiği favori bir sahnen var mı? En ünlü anlardan biri olan Kızıl Düğün’den ya da Ned Stark’ın ilk kitapta şok edici ölümünden bahsetmesini bekleyerek sordum bu soruyu.

Şaşırtıcı yanıt gelmeden önce uzun bir duraklama vardı. “Septon’un [bir rahibin Westeros versiyonu] Brienne’e kırılmış adamlar ve nasıl kırıldıkları hakkında yaptığı bir konuşma olduğunu hatırlıyorum. Bunu yazmış olmaktan dolayı her zaman çok memnunum.”

Çeviren: Başak Çetinbülüç

Düzenleyen: Can Güzel

KAYNAK:  The Guardian