Jan van Eyck’in portresinden Gustav Klimt’in başyapıtına kadar gelmiş geçmiş en ünlü resimlerin sıralaması.

Gelmiş geçmiş en ünlü resimleri sıralarken resim sanatının, ilk insanların toprak boya ve kömür kullanarak mağara duvarlarına hayvanları ya da kendi parmak izlerini çizdikleri döneme, kırk bin yıl öncesine, dayanan antik bir araç olduğunu unutmamamız gerekir. Başka bir deyişle resim sanatı, yazıdan yaklaşık otuz beş bin yıl önce sembolik düşüncenin doğumundan bu yana varlığını sürdürmektedir.

Modern çağın başlaması ile fotoğrafın, sinemanın ve dijital teknolojinin hayatımıza girmesine rağmen resim sanatı, öldüğü yönündeki efsanevi söylemlere karşın kalıcı bir ifade biçimi olmayı sürdürmektedir.

Bin yılları aşan bir süre boyunca pek çok tablo resmedilirken tüm bunlardan geriye kalan,  yalnızca halkın küçük bir yüzdesinin aşinalığını kazanmış ‘zamansız klasikler’, hiç de tesadüf olmayan bir şekilde dünyanın en ünlü sanatçıları tarafından üretilmişlerdir. Bu durum her ne kadar aşikâr olanı ifade ediyor olsa da bir başyapıt yaratmak için gereken yetenek, deha ve belirli koşulların karışımı hakkında bizi cevapsız bırakmaktadır. Belki de en basit cevap, ister NYC’nin pek çok müzesinden birinde (Metropolitan Müzesi, Guggenheim, MoMA ve diğerleri) veya dünyanın diğer yerlerindeki kurumlarda olsun, bunlardan birini görür görmez kendini gösterecektir. Elbette sıralamaya dair kendi fikrimiz var ve bunu burada, tüm zamanların en iyi tabloları listemizde sunuyoruz.

En ünlü resimler

1. Leonardo Da Vinci, Mona Lisa, 1503–19

1503 ile 1517 yılları arasında resmedilen Da Vinci’nin çekici portresi, yapıldığı günden bu yana iki soruyla karşı karşıya kaldı: Resimdeki kişi kim ve neden gülümsüyor? Yıllar boyunca ilk soru için bir dizi teori öne sürüldü: Floransalı tüccar Francesco di Bartolomeo del Giocondo’nun (eserin alternatif başlığı La Gioconda buradan gelir) karısı olduğu; Leonardo’nun çocukluk anılarından yola çıkarak annesi Caterina olduğu ve son olarak, bunun bir oto portre olduğu. O meşhur gülümsemeye gelince, esrarengiz mahiyeti yüzyıllardır insanları çılgına çevirmeye devam ediyor. Nedeni ne olursa olsun Mona Lisa’nın olağandışı sakin görünümü, Leonardo’nun kullandığı hava perspektifi sayesinde mesafede çözünerek, arkasındaki idealize edilmiş manzaraya uyum sağlıyor.

2. Johannes Vermeer, İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring), 1665

Johannes Vermeer’in 1665 yılında genç bir kadını sanki bir fotoğrafmışçasına resmettiği çalışması, şaşırtıcı derecede gerçekçi ve modern. Bu durum Vermeer’in fotoğraf öncesi dönemde kullanılan Camera Obscura adlı cihazdan faydalanıp faydalanmadığına dair tartışmaları doğurdu. Bunu bir yana bırakırsak, modelin kimliği ‘Vermeer’in hizmetçisi olduğu’ iddialarına karşın belirsizliğini koruyor. Vermeer onu, sanki yüzyıllara uzanan yakınlıkta bir bağ kurmak istercesine, gözlerini izleyicisine kilitlemiş, omzunun üzerinden bakarken resmediyor. Teknik olarak genç kız bir portre değil, bir benzerlik yakalama girişiminden öte yüz hatlarının bir natürmordu olan Tronie isimli Hollanda sanat biçiminin bir örneğidir.

3. Sandro Botticelli, Venüs’ün Doğuşu (The Birth of Venus), 1484–1486

Botticelli’nin Lorenzo de Medici için yaptığı Venüs’ün Doğuşu çalışması, antik çağlardan bu yana ilk dini olmayan, çıplak ve tam boy çalışma olma özelliğini taşıyor. Aşk Tanrıçası figürünün, Lorenzo ve küçük kardeşi Giuliano’nun iyiliklerini paylaştığı iddia edilen Simonetta Cattaneo Vespucci’den modellendiği öne sürülüyor. Venüs, rüzgâr tanrıları Zephyrus ve Aura tarafından dev bir istiridye kabuğu üzerinde karaya sürüklenmişken, peleriniyle karada bekleyen ilkbahar ete kemiğe bürünüyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Venüs, Floransalıların seküler zevklerine köktenci bir baskı yapan Dominikli keşiş Savonarola’nın öfkesine maruz kalmıştı. 1497 yılındaki kötü şöhretli “Şenlik Ateşi” festivalinde; kozmetikler, sanat eserleri, kitaplar gibi “kirli” nesneler ateşe verilmişti. Venüs’ün Doğuşu’nun yakılması planlanmıştı ancak resim bir şekilde bu yıkımdan kurtuldu. Yine de Botticelli, olaydan o kadar korktu ki bir süre resim yapmayı bıraktı.

4. Vincent van Gogh, Yıldızlı Gece (The Starry Night), 1889

Vincent Van Gogh, en ünlü resimlerinden biri olan Yıldızlı Gece’yi, 1889 yılında kendi isteğiyle yattığı Saint-Rémy akıl hastanesinde yapmıştır. Yıldızlı Gece, gerçekten de doğaya karşı huşu içindeyken kendi iblislerinin yin ve yangından doğan çılgın fırça darbelerinin kıvrımları ve daireleriyle canlanan gece göğünü andırarak, Van Gogh’un o zamanki çalkantılı ruh halini yansıtıyor gibi görünüyor.

5. James Abbott McNeill Whistler, Whistler’ın Annesi (Whistler’s Mother/Arrangement in Grey and Black No. 1), 1871

Whistler’ın Annesi veya orijinal ismi ile “Arrangement in Grey and Black No. 1”, sanatçının sanat için sanatı kovalama arzusunun bir tezahürüdür. James Abbott McNeill Whistler’ın 1871 yılında Londra’daki stüdyosunda resmettiği portrenin resmiyeti, bir çeşit deneme yazısına dönüşüyor. Whistler’ın annesi Anna, dik açılardan oluşan bir düzenlemedeki birkaç unsurdan biri olarak resmedilmiştir. Anna’nın sert ifadesi kompozisyonun katılığına uyuyor ve Whistler’ın biçimci niyetine rağmen resmin ironik bir şekilde, anneliğin sembolü haline geldiğini belirtmek gerekiyor.

6. Gustav Klimt, Öpücük (The Kiss), 1907–1908

Gustav Klimt’in fin-de-siècle yakınlık tasviri, fazlaca gösterişli ve abartılı desenlere sahip Öpücük, Sembolizm ve Art Nouveau’nun Avusturyalı varyantı Viyana Jugendstil’in bir karışımıdır. Klimt, öznelerini güncel grafik motiflerin süslü yüzeyleriyle modern hale getirilmiş efsanevi figürler olarak tasvir ediyor. Eser, sanatçının 1899 ve 1910 yılları arasındaki Altın Evre’sinin en önemli noktasıdır. Bu süre zarfında, 1903’te İtalya’nın Ravenna kentindeki Basilica di San Vitale’ye yaptığı ziyaretinde gördüğü kilisenin ünlü Bizans mozaiklerinden esinlenerek eserlerinde sıklıkla altın varak kullanmıştır.

7. Jan van Eyck, Arnolfini’nin Evlenmesi (The Arnolfini Portrait), 1434

Kuzey Rönesans’ı döneminde üretilen en önemli eserlerden biri olan bu kompozisyonun, yağ kullanılarak yapılan ilk resimlerden biri olduğuna inanılıyor. Tam boy bir çift portre, ünlü bir İtalyan tüccarı ve onun gelini olup olmadığı belli olmayan bir kadını tasvir ediyor. 1934’te ünlü sanat tarihçisi Erwin Panofsky, resmin aslında bir düğün sözleşmesi olduğunu öne sürdü. Kesin olarak söylenebilecek tek şey ise bu eserin izleyicinin kendisiyle bitişik görünen, içine girilebilecek bir tablo gibi hissettiren bir alan duygusu yaratmak için dikey perspektif kullanan ilk iç mekân tasvirlerinden biri olduğudur.

8. Hieronymus Bosch, Dünyevi Zevkler Bahçesi (The Garden of Earthly Delights), 1503–1515

Bu fantastik triptik, genellikle Sürrealizm’in açık ara farkla öncüsü olarak kabul edilir. Aslında bu, Tanrı ve Şeytan, Cennet ve Cehennem’in gerçek olduğuna inanan ölmüş bir Orta Çağ sanatçısının dışavurumudur. Tasvir edilen üç sahneden soldaki panel, Mesih’in, Havva’yı Âdem’e sunduğunu gösterirken sağdaki panel, Cehennem yağmasını gösterir. Ortadaki panelin ise Cennet’i tasvir edip etmediği belirsizdir. Bosch’un hararetli Cehennem öngörüsünde, fallik bir bıçak kullanan bir çift dev kulak lanetlenmişlere saldırırken, çömlekten tahtında bir kuş gagalı kral böcek oturur ve tekrar dışkılamadan önce lanetlenmişleri yutar. Sembolizm’e olan bu başkaldırı büyük ölçüde yoruma açıktır ki bu sayede geniş ölçüde cazibe konusu olduğu söylenebilir.

9. Georges Seurat, Grande Jatte Adası’nda bir Pazar Günü Öğleden Sonrası (A Sunday Afternoon on the Island of La Grande Jatte), 1884–1886

Georges Seurat’ın La Belle Epoque Paris’ini anımsatan başyapıtı, aslında şehir merkezinin çok dışında yer alan bir işçi sınıfı banliyö sahnesini tasvir ediyor. Seurat, banliyö ortamını, empresyonist çağdaşlarının burjuva tasvirlerinden farklı olarak sıkça konu edinmişti. Seurat; Manet, Monet ve Degas’ın anı yakalama yaklaşımından vazgeçerek bunun yerine Yunan heykellerinde bulunan zamansız kalıcılık hissini tercih etti. Bu friz benzeri figür alayının taşıdığı durgunluk tam olarak bu amaca, Seurat’ın modern formda klasik bir manzara yaratma amacına, hizmet etmektedir.

10. Pablo Picasso, Avignonlu Kızlar (Les Demoiselles d’Avignon), 1907

20. yüzyıl sanatının vazgeçilmezi Avignonlu Kızlar, Batı resminin temsil geleneğinden kesin bir şekilde ayrılarak Picasso’nun, Paris’teki Palais du Trocadro etnografya müzesinde gördüğü Afrika maskelerine yaptığı göndermelerle Modern Çağ’ın başlangıcını yaptı. Resmin düzensel DNA’sı, şu anda Metropolitan Sanat Müzesi’nde asılı olan El Greco tarafından resmedilen Aziz John’un Vizyonu’nu (1608–14) da içeriyor. Tasvir edilen kadınlar, sanatçının doğduğu Barselona’daki bir genelevdeki fahişelerdir.

11. Pieter Bruegel the Elder, Hasat Zamanı (The Harvesters), 1565

Bruegel’in sıradan insana duyduğu hayranlık, Batı sanatını tanımlayan eserlerden biri olarak kabul edilir. Bu kompozisyon, mevsim teması üzerine oluşturulan altı kompozisyondan biriydi. Resmedilen zaman muhtemelen eylül başlarına denk geliyordu. Soldaki bir grup köylü olgunlaşmış buğdayı kesip paketlerken sağdaki başka bir grup öğle yemeğini yiyor. Bir diğer figür, pantolonunun düğmelerini açmış bir şekilde bir ağacın altında uyukluyor. Detaylara gösterilen bu özen, giderek taneciklenen gözlemlerin uzaya doğru açılması ile devam ediyor. Bu tasvir, manzaraların genellikle dini tablolar için zemin görevi gördüğü bir dönem için olağanüstüydü.

12. Édouard Manet, Kırda Öğle Yemeği (Le Déjeuner sur l’herbe), 1863

Manet’in Parislilerin piknik yaptığı sahnesi, her yıl reddedilen eserlerden oluşan alternatif bir sergi olarak düzenlenen ve Académie des Beaux-Arts’ın Fransa’da sanatsal standartları belirleyen resmi sanat sergisi olan Salon des Refusés’te ilk kez sahneye çıktığında bir skandala neden oldu. Manet’in çalışmalarına yönelik en büyük itirazlar, çağdaş kıyafetler giymiş erkekler eşliğinde çıplak bir kadın tasvirine odaklanıyordu. Raphael ve Giorgione gibi Rönesans’ın önemli isimlerinden ödünç alınan motiflere dayanan Kırda Öğle Yemeği, modern yaşamın ve resim geleneğinin küstah bir karışımı olan klasik figürasyona arsız bir göndermeydi.

13. Piet Mondrian, Kırmızı, Mavi ve Sarı ile Kompozisyon (Composition with Red Blue and Yellow), 1930

Sanat tarihinde büyük bir etki yaratan Mondrian’ın 45.72×45.72 cm boyutundaki bu küçük çalışması biçim, renk ve kompozisyonun temel bileşenlerine ayrıştırılmasının temsilidir. Paletini birincil üçlü (kırmızı, sarı ve mavi) artı siyah ve beyazla sınırlayan Mondrian, Minimalizm’de beklendiği üzere birbirine karışmayan, düz yamalar halindeki kareler ve dikdörtgenlerden oluşan bir düzenlemeyi renklendiriyor.

14. Diego Rodríguez de Silva y Velázquez, Nedimeler

Resim içinde resmin resmi olan Velázquez şaheseri, farklı temalardan oluşuyor: İspanya’nın kraliyet ailesinin ve Velázquez’in stüdyosunda maiyetinin portresi; oto portre; neredeyse sanat için sanat eseri olan bir bravura fırça çalışması sergisi ve son olarak Velázquez’in çalışma hayatına kısa bir bakış sunan bir iç sahne. Nedimeler, görmenin doğası üzerine bir tez olmasının yanı sıra izleyicilerin tam olarak neye baktıklarına dair kafalarını karıştıran bir bilmecedir. Bu dördüncü duvarı, İspanyol Kralı ve Kraliçesi’nin yüzlerini yansıtan bir aynanın asıldığı stüdyonun uzak duvarını, kırmanın görsel sanattaki yansımasıdır. Bu durum, kraliyet çiftinin resim düzlemine göre bizim tarafımızda olduğunu gösterir ve onlarla hangi noktada ilişki içinde olduğumuz sorusunu gündeme getirir. Bu esnada Velázquez’in şövale başında kendisini tam boy göstermesi, resmi yapmak için aynaya bakıp bakmadığı sorusunu akla getirir. Başka bir deyişle, Nedimeler’in özneleri (hepsi bakışlarını çerçevenin dışına dikmiştir), bize mi bakıyor yoksa kendilerine mi?

15. Francisco de Goya y Lucientes, Çıplak Maja (The Naked Maja), 1797–1800

Kendinden son derece memnun olduğu belli olan bu çıplak, izleyiciye utanmadan bakan kadın resmedildiğinde büyük bir heyecan yarattı ve hatta Goya’yı İspanyol Engizisyonu ile karşı karşıya bıraktı. Diğer şeylerin yanı sıra bu eser, Batı sanatında halka açık saçık tasvirler yapan ilk eserlerdendir. İspanya Başbakanı Manuel de Godoy tarafından yaptırılan Çıplak Maja’ya, bakıcısı giyinik olan başka bir versiyon eşlik etti. Eserdeki kadının kimliği bir sır olarak kalmaya devam etse de genel kanı Godoy’un genç metresi Pepita Tudó olduğu yönünde.

16. Pablo Picasso, Guernica, 1937

Belki de Picasso’nun en tanınmış tablosu olan Guernica, 1937 yılı İspanya İç Savaşı’nda, Faşist lider Francisco Franco ile müttefik Alman ve İtalyan uçaklarının Bask kentine yaptığı bombardımanın neden olduğu savaş karşıtı bir krizi yansıtıyor. Franco’ya karşı çıkan solcu hükümet, Picasso’yu Paris’teki 1937 Dünya Fuarı’nda İspanyol Pavyonu için resim yapması adına görevlendirdi. Dünya Fuarı’nın ardından Guernica, New York’taki Modern Sanat Müzesi’ne gitmeden önce uluslararası bir tura çıktı. Picasso tabloyu, demokrasi yeniden kurulduktan sonra, 1975’te Franco’nun ölümünden altı yıl sonra (Picasso bundan iki yıl önce öldü), anavatanı İspanya’ya iade edilmesi şartıyla MoMA’ya ödünç verdi. Guernica, Madrid’deki Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia’da sergilenmektedir.

17. Jean Auguste Dominique Ingres, Büyük Odalık (Grande Odalisque), 1814

Napolyon’un kız kardeşi Napoli Kraliçesi Caroline Murat tarafından yaptırılan Grande Odalisque, sanatçının kariyeri süresince benimsediği Neo-klasik tarzdan kopuşunu temsil ediyor. Yapıt ‘Maniyerist’ olarak tanımlanabilir ancak genel olarak Neo-klasisizm’in kesinliğinin, resmiyetinin ve eşgüdümünün yerini izleyiciden duygusal tepkiler alma gayesine bırakan Romantizm’e bir geçiş olarak düşünülmektedir. Kanepede tembelce poz veren bir cariyenin bu tasviri, tuhaf oranlarıyla dikkat çekiyor. Anatomik olarak yanlış, esrarengiz ve tekinsiz figür, o dönemde eleştirmenler tarafından alaylarla karşılanmış olsa da sonunda Ingres’in en kalıcı eserlerinden biri haline gelmiştir.

18. Eugène Delacroix, Halka Yol Gösteren Özgürlük (Liberty Leading the People), 1830

Fransa Kralı X.Charles’ı deviren 1830 Temmuz Devrimi’nin anısına yapılan Halka Yol Gösteren Özgürlük, dünya genelinde devrimci ruhla özdeşleştirilen bir eserdir. Alegoriyi çağdaş unsurlarla birleştiren tablo, Romantik tarzın heyecan verici bir örneğidir; farklı sınıfların üyeleri, yere serilmiş yoldaşların bedenleriyle serpilmiş bir fırtınaya karşı koymak için Fransız Üç Renklisi’nin arkasında bir araya geliyor. Görüntü, Özgürlük Heykeli ve Victor Hugo’nun romanı Sefiller de dâhil olmak üzere diğer sanat ve edebiyat eserlerine ilham vermiştir.

19. Claude Monet, İzlenim: Gün Doğumu (Impression, Sunrise), 1874

Empresyonizm’in öncüsü Monet, sanatçının memleketi Le Havre limanı üzerindeki gün doğumunu resmettiği çalışmasıyla adeta bu harekete adını vermiştir. Monet, ışık ve renk üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınıyordu ve bu tuval, su ve gökyüzünün puslu mavisinde eriyen güneşi turuncu bir küre olarak tasvir eden telaşlı fırça darbeleriyle buna muhteşem bir örnek oluşturuyor.

20. Caspar David Friedrich, Sis Denizinin Üzerindeki Gezgin (Wanderer above the Sea of Fog), 1819

Doğaya tapınma, ya da daha doğrusu ilham aldığı huşu duygusu, Romantik sanat tarzının bir imzasıdır ve bunun en güzel örneği dağlarda, kayalık bir tepenin üzerinde kendisini çevreleyen manzarayı solumak için duran bir yürüyüşçünün bu imgesidir. Sanki manzaraya arkasını dönemeyecek kadar büyülenmiş gibi sırtı seyirciye dönüktür ancak pozu sanki onun gözünden görüyormuşuzçasına bizi manzaraya çeken bir tür omuz üstü görünüm sunmaktadır.

21. Théodore Géricault, Medusa’nın Salı (The Raft of the Medusa), 1818–1819

Géricault’un kuvvetli bir etki yaratması adına güncel bir haber olayını alıp zamansız bir simgeye dönüştürdüğü Medusa’nın Salı’nı es geçemeyiz. Hikâye, 147 denizciyi aceleyle inşa edilmiş bir sala mecbur bırakan Fransız donanma gemisinin, 1818’de Afrika kıyılarında batması ile başlıyor. Denizdeki çaresiz insanlar arasında yamyamlık olaylarını içeren on üç günlük bir çileden sonra geriye yalnızca on beş kişi kalıyor. Etkileyici bir piramidal kompozisyonla ayırt edilen, gerçek boyuttan daha büyük olan tablo, salın bir deri bir kemik kalmış mürettebatının kurtarma gemisini gördüğü anı yakalıyor. Géricault, devasa tuvali kimse finanse etmeden kendi başına üstlenerek ona daha çok bir araştırmacı gazeteci gibi yaklaşmış; hayatta kalanlarla röportaj yapmış ve onların ifadelerine dayanarak çok sayıda ayrıntılı çalışma yapmıştır.

22. Edward Hopper, Gece Kuşları (Nighthawks), 1942

Kentsel izolasyonun ikonik bir tasviri olan Gece Kuşları, karakterlerin dörtte birini geceleyin, ucuz bir restoranda, neredeyse restoranın tüm cephesini kaplayan geniş bir pencere ile tasvir ediyor. Sahne için tek aydınlatma kaynağı olan parlak bir ışıkla aydınlatılmış iç mekân, karanlık kaldırımı ve çevredeki binaları boğuyor. Restoranın cam dış cephesi, öznelerin (üç müşteri ve bir tezgâhçı) birlikte yalnız olduğu hissini artıran bir vitrin efekti yaratıyor. Bu bir yabancılaşma çalışmasıdır çünkü figürler kendilerini bir hayal veya bitkinlik durumunda kaybederken titizlikle birbirlerini görmezden gelirler. Restoran, Hopper’ın Greenwich Village semtinde uzun süredir yıkık bir halde olan bir restorandır ve bazı sanat tarihçileri, resmin bir bütün olarak Vincent van Gogh’un Café Terrace at Night’ından ilham almış olabileceğini öne sürmektedir ancak Gece Kuşları aynı zamanda resmedilmiştir. En sağdaki kızıl saçlı kadın, sanatçının karısı Jo’dur ve sık sık onun için modellik yapmıştır.

23. Marcel Duchamp, Merdivenden İnen Çıplak (Nude Descending a Staircase, No. 2), 1912

20. yüzyılın başında Amerikalılar, modern sanat hakkında çok az şey biliyorlardı ancak Avrupa’nın önde gelen modernistleri tarafından New York’un 25. ve 26. Caddeler’i arasında yer alan Lexington Caddesi’ndeki 69. Alay Cephaneliği’nde gerçekleştirilen etkinlikle beraber her şey birdenbire değişti. Gösteri, resmî olarak “Uluslararası Modern Sanat Sergisi” adını taşıyordu ancak o zamandan beri “Cephanelik Gösterisi” olarak anılmaktadır. Bu, eleştirmenlerin tepkisini uyandırarak gazetelerin ön sayfalarında yer alan destansı boyutta bir skandal yarattı. Tepkilerin merkezinde Marcel Duchamp’ın bu tablosu bulunuyordu. Kübizm ve Fütürizm’in biçimsel bir karışımı olan Duchamp’ın başlık konusunun çoklu pozlamadaki tasviri, zamanın yanı sıra uzayda da bir hareketi çağrıştırıyordu ve Eadweard Muybridge ve Étienne-Jules Marey’in fotoğrafik hareket çalışmalarından ilham alıyordu. Figürün düzlemsel yapısı öfke yarattı ve tabloyu alay konusu haline getirdi. New York Times’ın sanat eleştirmeni bunu “çakıllı bir fabrikada patlama” olarak adlandırdı ve The New York Evening Sun, “The Rude Descending a Staircase (Metroda Kalabalık Saatler)” başlığıyla Nude’un hicivli bir çizgi film versiyonunu yayınladı. Nude, Duchamp’ın kendini tamamıyla kavramsal deneylere (Readymades ve The Large Glass gibi) vermeden önce yaptığı bir avuç resimden biriydi.

Yazar: Howard Halle

Kaynak: Timeout

Çeviren: Oytun Khattab Shahleh

Düzenleyen: Ece Çağlayan