Geçmişin yadigarı kadınlar

Carol Ann Duffy’nin The World’s Wife adlı eserinde, tarihe mal olmuş figürlerin toplumsal ve cinsel özgürlüğe ulaşması

Özet

Ödüllü İngiliz şair Carol Ann Duffy’nin kaleme aldığı The World’s Wife adlı şiir kitabı, toplumsal ve cinsel özgürlüğe kavuşan kadın figürleri üzerinden efsanelere ve peri masallarına yeni bir bakış açısı getirmektedir. Cinayet, cinsellik, çocukluk gibi temaların hem karanlık hem de mizahi bir üslupla ele alındığı bu şiirler, daha önce başka araştırmacılar tarafından da incelenmiştir. Duffy’nin şiir anlayışındaki feminist ve siyasi amaçların tespitine yönelik yapılan bazı diğer çalışmalar olduysa da bu çalışmalarda yazarın ortaya koyduğu özgür kadın anlayışı üzerinde durulmamıştır.

Bu nedenle, söz konusu araştırmada Duffy’nin, ataerkil baskının doğurduğu acıyı yansıtmak için ünlü metinleri nasıl değiştirdiği ve kadın özgürlüğünün merkezindeki haz kavramından nasıl faydalandığı incelenmektedir. Kitaptaki Kırmızı Başlıklı Kız, Salome, Eurydice (Evridiki), Bayan Darwin ve Bayan Icarus şiirleri bu doğrultuda analiz edilmiş, hedonizmin yeni bir boyutu üzerinden söz konusu eserlerde kadın kavramının aktarımına odaklanılarak gelecekteki çalışmalara motivasyon sağlama amacı güdülmüştür. Kadınların zekâsını, gücünü ve yeteneklerini vurgulayarak cinsiyet eşitliğini öne çıkarması bakımından önem taşıyan derlemede hedonizm, ana karakterlerin özgürlüğünün okuyucular nezdinde anlaşılmasını sağlayan unsur olarak kullanılır.

Carol Ann Duffy’nin en beğenilen eserlerinden olan The World’s Wife (1999), feminizmi; ünlü efsanelerin ve masalların özgür kadın perspektifiyle yeniden yorumlandığı şiirler üzerinden nüktedan ve mizahi bir üslupla ele almaktadır (Mclaughlin). Eserin başarısı, Duffy’nin 2009’da Birleşik Krallık Ulusal Şairi unvanına layık görülmesinde ve bu unvana sahip olan ilk kadın biseksüel olarak tarihe geçmesinde etkili olmuştur. Bu önemli başarı, aynı zamanda eserin İngiliz şiir anlayışına yaptığı katkıların ve eserde zarifçe kendini gösteren değişime yol açma güdüsünün de sayısız araştırmaya konu olmasını sağlamıştır.

Söz konusu başarının altında yatan sebepleri anlayabilmek, edebiyattaki değişimin fitilini ateşleyecek yeni çalışmalara yönelik benzer stratejiler geliştirme bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle Duffy’nin eserindeki biçimsel ve yapısal özelliklerin yanı sıra onun ele aldığı kötülük (Whitley 103-114), feminizm (Mhana et al.), cinsellik, çocukluk gibi başlıca temalara yönelik pek çok çalışma yapılmıştır. Öte yandan, günümüz söylemi üzerinden bakıldığında, şiirler arasındaki zıtlıklar da dikkate değer bir olgudur. Kimi şiirler (Mhana et al) kadınları sevgi dolu kahramanlar olarak resmederken kimileri (Brown) ise iki cinsiyet arasında denge sağlama yönünde bir tutum geliştirmiştir.

Son çalışmalarla birlikte Duffy’nin derlemesinde mitolojinin önemli bir yer tuttuğu, tarih, edebiyat ve efsanelerle harmanlanarak eserde ele alındığı da ortaya konulmuştur (Vujin). Fakat genel tablo, Duffy’nin feminist özgürlüğe duyulan gereksinimi vurgularken kullandığı tekniklerin aksine uzun süredir var olan özgür kadın anlayışının yazar tarafından nasıl ele alındığı konusunun gölgede kaldığını göstermektedir.

Toplumsal ve cinsel özgürleşmeyi savunan şiirlerde kadınların gücü ve zekâsını öne çıkaran tasvirlerin sıkça göz ardı edilmesi, alandaki bilgi birikiminin oluşumunda ciddi bir boşluğa yol açmıştır. Söz konusu boşluğun doldurulabilmesi için yapılan bu araştırma, kitapta yer alan Kırmızı Başlıklı Kız, Salome, Eurydice (Evridiki), Bayan Darwin ve Bayan Icarus şiirlerinin analizini içermektedir. Bu şiirler, çalışma içeriğinde gündeme getirilen tema veya biçim anlayışlarıyla kurdukları güçlü bağ nedeniyle seçilip incelenmiştir.

Şiirlerin analizinde, insanları harekete geçiren temel faktörün acı veya zevk yoluyla uyarılmak olduğunu öne süren hedonist anlayıştan faydalanılmıştır. Bu anlayış, hem insan motivasyonunun uyarılma üzerindeki etkisine hem de uyarılmanın kendi motivasyonlarına (örneğin insanları değişimi sağlamaya iten uyarılma durumları gibi) odaklanmaktadır. Duffy’nin şiirlerindeki alaycı mizahta da acı ve zevk kavramları önemli yer tutmaktadır. Sonuç olarak bu hedonist motivasyonun etkileri, şiirdeki özgürleşme anlayışı bakımından değişime ön ayak olmuştur. Şairin buradaki amacı, okuyucuları harekete geçirmek ve kadınların baskı altından kurtulacak güce sahip olduğunu göstermek amacıyla hedonizmden faydalanmaktır.

Hedonizmi merkezine alan bu araştırmada; ilk önce eserdeki genel uzlaşımlar incelenecek, devamında ise kadınların toplumsal ve cinsel özgürlüğünü gösterme amacıyla şairin kullandığı birtakım özel temalar ele alınacaktır. Burada bahsedilen özgürlük kavramı; evlilik, iş hayatı, güç dengeleri ve kadın kahramanların cinsel yaşamı gibi alanları içermekte olup efsane ve masalları modern feminist şiir anlayışına adapte ederek özgürleştirir. Hedonist uyarılma kavramından güç alarak ataerkil baskı kaynaklı acının insana canlılık ve haz veren bir özgürlüğe dönüşmesini, kadınların erkeklerle eşit konumda resmedilmesini sağlar.

İlk olarak şair, ataerkil baskı kaynaklı sıkıntılardan bahsederken disfemizm (bir şeyi kaba biçimde söyleme) yöntemini kullanarak erkeklere yönelik şiddet, cinayet gibi temaları gündeme getirir. Cinsel özgürlük kavramını ise kadınların gerçekleştirdiği maskülen eylemler üzerinden kurar ki bunun örneklerini Kırmızı Başlıklı Kız ve Salome şiirlerinde görmek mümkündür. İlk şiirde anlatıcının yavaş yavaş cinsel özgürlüğünü kazanması, “16 yaşındaki tatlı, bakire, çekici, kimsesiz kız” imgesinden kurtularak Kurt’u “uyurken, tek darbeyle testislerinden boğazına kadar yaran” bir katile dönüşmesi konu alınır. Diğerinde de şiddet benzer şekilde karşımıza çıkar. Kadın kahraman, aynı yatağa girdiği “kurbanlık koyun gibi sonunu bekleyen” adamları öldürüp “kellelerini koparır”. Bu karanlık ve nahoş tasvirler okuyucuda hedonizm kaynaklı bir acı hissi yaratırken kadınların da tıpkı erkekler gibi yıkıcı bir güce sahip olabileceği fikrini aşılar.

Öte yandan, Salome’da ana karakterin cinsiyeti ile yaptığı maskülen eylemlerin bir arada ele alınması da kadın-erkek eşitliğinin vurgulanması için önemlidir. Salome’un davranışları, toplum nezdinde kadınlara atfedilen özelliklerle tezat oluşturur. Örneğin önceki gece yattığı erkeği hatırlamayıp üstüne üstlük kellesini kopararak öldürmesi buna çarpıcı bir örnektir. Hafifmeşrepliği, hissizliği ve işlediği cinayetler genellikle erkeklere atfedilen eylemler olsa da bu sefer bunları yapan kişi “masum” hizmetçidir. Salome’un neden olduğu vahşet, hedonist acı üzerinden tasvir edilirken kadınlar ise erkeklerle aynı cinsel ve yıkıcı arzulara sahip, aşırı duygusallıktan uzak varlıklar olarak karşımıza çıkar.

Salome’un feminenliğini maskülen eylemleriyle birlikte ele alan yazar, Kırmızı Başlıklı Kız’da şiir kavramını Kurt’un maskülenliğiyle Kırmızı’nın feminenliğini ise şiir dünyasındaki konumuyla bir araya getirir. Kurt, aşırı maskülen bir canlı olarak gerek çeşitli tasvirler gerekse “uluyordu” şeklindeki yansıma sözcükler aracılığıyla tanıtılırken kendisinin şiirle olan bağı ise “yüksek sesle şiir okuyor” oluşu ve nefesinin “aşk şiiri” gibi oluşuyla tarif edilir. Bu bağ, aynı zamanda şiir ve maskülinite kavramları arasındaki ilişkiye de işaret eder. Kurt’un barınağındaki şiir kitabı koleksiyonunu keşfeden Kırmızı, onun okuyuşunu “sıcak, vurucu, çılgınca” şeklinde tarif ederken bu şehvetli kelimeler aslında bir tür orgazm hissini tarif eder. Şiirin sonuna doğru, Kırmızı geleneksel klişe tasvirlerin altında yatan sırrı çözer ve şiirlerdeki “erkek” fikirlerin baskınlığını dillendirir. “Ağlayan söğüt” diye bir ağaç isminin neden var olduğunu sorgularken “ağaca [Kurt’a] balta vurdum, bakalım ağlayacak mı?” der.

Kırmızı’nın şiire yönelik ilgisi ve bu köklü anlayışı sorgulaması, Kurt ve kendisinin eşit olarak ele alındığı yeni bir anlayışın filizlenmesini sağlar, bu da özgürleşmenin sembollerinden birini oluşturur. İki şiirde de erkeklere atfedilen eylemler üzerinden acı dolu (şiddet ve cinayetler) özgürleşme sürecinin nasıl zevk verici bir unsura dönüştüğü ele alınırken amaç, özgürleşmenin kalbinde eşitliğin yattığını vurgulamaktır.

Edebiyatta kadın teması, Eurydice (Evridiki) şiirinde de ana karakterin edebiyat bilgisi ve anakronizm (tarih yanılgısı) aracılığıyla kendisini eşiyle bir tutması üzerinden karşımıza çıkar. Duffy, böylece kadınların bu alanda yaşadığı acı ve zorlukları vurgulama amacı güder. Eurydice’in “[ses] perdesi” ve “tanıtım yazısı” gibi modern terminolojiye ait kelimeleri kullanması da sahip olduğu birikimi ortaya koyar. Orpheus’un kendisini ve şiirlerini tasvir etme biçimine karşı çıkarken “saçmalık” (Oysa hepsini ben yazıya döktüm, dediği gibi olsa bilirdim) ifadesini kullanır ve kocasıyla alay etme özgürlüğüne sahip olduğunun altını çizer. Eurydice, yazım sürecinde anakronizm yoluyla bu duruma işaret ederek hem edebiyat alanında bir rol üstlenmiş olur hem de toplum içinde sekreterlik gibi alt konumdaki rolleri üstlenmiş kadınlara eleştiri getirir.

Eurydice’in şiir bilgisinden konu açılırken kendisinin “[Orpheus’un] imgelerine, metaforlarına ve benzetmelerine hapsolduğu” iddia edilir. Edebiyattaki erkek egemenliğinin ve Eurydice’in profesyonel yazarlık yapabilecek denli geniş olan edebiyat bilgisinin öne çıkarılarak toplumsal özgürleşmenin yolunun bu bilgiden geçtiği belirtilir. Bununla birlikte okuyucular da Eurydice’in edebiyattaki erkek egemenliğinin üstesinden gelmesi gerektiği konusunda bilgilenmiş olur. Eurydice bu egemenliğin yarattığı acıdan sıyrılmaya çalışırken edebiyat bilgisi sayesinde mesleki açıdan özgürleşmenin zevkini tatmak ister.

Şiirin temelindeki toplumsal özgürleşme kavramı, evliliğin getirdiği görevlerden kurtuluşu da kapsar. Yazar, bu konuyu ele alırken sembolik imgelerden ve Eurydice’in nüktedanlığına ters düşen bir mecburi tonaliteden faydalanır. Eurydice’in durumu edebiyata dair pek çok referans üzerinden anlatılır, örneğin Ölüler Ülkesi’nden “hiçbir dilin olmadığı yer” olarak bahsedilirken Eurydice’in ölü olmaktan fazlasıyla memnun olduğuysa “tam da bana göre” sözleriyle ifade edilir.

Şiirde kullanılan edebi dilin Orpheus ve şairliğine gönderme niteliği taşıdığı söylenebilir. Orpheus yokken tüm sesler kesilmiş, Eurydice de üstüne yapışan “ilham perisi” rolünden kurtulmuştur. Fakat Orpheus geri döndüğünde Eurydice onun yörüngesinden çıkamaz ve “ona uymak zorundayım” düşüncesine kapılır. Orpheus’a karşı sürdürdüğü bu acı dolu mecburiyeti aşmak, onun arkasını dönüp kendisine bakmasını sağlamak için zekâsını kullanır ve dünyaya dönme mecburiyetinden kurtulmayı başarır. Eurydice sevgilisinin şiirlerine duyduğu hayranlığı ifade ederken Ölüler Ülkesi’ne dönüşün, yani ona zevk veren özgürlüğün kapılarını da açmış olur. Hedonist motivasyon kavramı, evlilikte sıkışmış olmanın verdiği acı ve bundan kurtulmanın verdiği özgürlük üzerinden şiirde karşımıza çıkar. Eurydice’in zekâsı, kurtarılmaya ihtiyaç duyan biri olmaktan çıkıp kendini özgür bir kadın olarak kabul ettirmenin anahtarıdır. Oysa bu durum, Orpheus’un şiir içindeki tasviriyle doğrudan tezatlık oluşturur.

Özgürleşmeyi kadın-erkek eşitliği üzerinden sunan bu şiirlerin dışında, kadınların erkeklere göre üstünlüğünü savunan şiirler de bulunmaktadır. Örneğin Bayan Darwin ve Bayan Icarus’ta karşımıza çıkan karşı cinsi küçük düşürme eğilimi, erkeklerde acı, kadınlarda ise zevk hissi doğurur. Ünlü erkeklerin eşlerini konu alan bu iki şiir, karşı cinsi aşağılama maksadıyla yazılmış, neredeyse aynı kafiye düzenine (ABCB ve ABCDB – iki şiirde de ikinci ve son mısralar aynı kafiyedir) sahip olan eserlerdir. İsmi geçen koca figürleri aslında tüm erkekleri temsil eder. Bayan Darwin’de kimden bahsedildiği belirtilmeden “O’na söyledim” ifadesinin geçmesi ve Bayan Icarus’un “ilk de değilim, son da” sözleriyle başlaması, şiirlerin birden fazla erkeği hedef aldığının kanıtıdır. İki şiirde de kadınlar, erkeklerle dalga geçerek onlara adeta eziyet eder. Bayan Darwin, eşinin ortaya koyduğu çalışmayı kendi lehine kullanarak “Şuradaki şempanze seni hatırlatıyor bana” yorumunu yapar. Bayan Icarus ise kocasına “aptalın önde gideni” olarak hitap eder. Eşler, bu alaycılık sayesinde yüce bir konuma yerleşip kocalarını hor görme gücüne sahip varlıklar haline gelirken okuyucu da bundan zevk alır.

Sadece bu seçili şiirler üzerinden The World’s Wife ile ilgili genellemeler yapmak mümkün olmasa da bunların bir yandan özgür kadın kavramının altını çizerken diğer yandan da hedonizm eşliğinde okuyucularını keder, öfke, neşe gibi farklı duygular arasında yolculuğa çıkardığı açıkça görülür. Edebiyatta kadın, şiddet, cinayet, erkeklere yönelik aşağılama gibi temaları çeşitli biyografik unsurlarla bir araya getiren eserin bu açılardan daha detaylıca ele alınması gerektiği açıktır. Şiirlerin hedonizmle olan bağlantısı, bu araştırmadan önce yeterince üzerinde durulmamış bir konu olarak karşımıza çıksa da, aslında pek çok önemli bulguyu gün yüzüne çıkarması açısından adeta maden niteliği taşıyor.

Alandaki bu eksiklik, Duffy’nin şiirsel düşünce anlayışını daha detaylı kavrayabilmek adına yapılan araştırmaların sayıca yetersiz olduğunun göstergesidir. Eserde okuyucuların yıllardır aşina olduğu öyküler sorgulanır ve bunlara yönelik alternatif bir bakış açısı sunulur. Bu şiirlerin yol açtığı bilişsel çelişkiler ise eserin detaylıca incelenmesini gerektiren bir diğer unsurdur. Tüm bunlar göz önüne alındığında, söz konusu eserin hem Duffy’nin engin şiir anlayışını öne çıkarması hem de edebiyatta kadınların, erkeklerden üstün değilse de onlarla eşit resmedilmesi bakımından önemli bir örnek olduğu görülmektedir.

Yazar: Nandini Sood

Çeviren: Eray Aydın

Düzenleyen: İsmail Çiçek

Kaynak:InquiriesJournal

Leave a comment