2018 turnuvası başlarken artık aramızda olmayan Uruguaylı yazarın hem bir taraftar hem de bir sosyal eleştirmen olarak ilgilendiği bu spor hakkındaki klasik kitabı yeniden hatırlanmaya değerdir.

Hikâye, ünlü Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun kapısına her dört yılda bir “Futbol dolayısıyla kapalıyız” yazan bir tabela astığı, bir ay boyunca en sevdiği koltukta Dünya Kupası’nı izleyerek geçirdiği ve turnuva hakkındaki görüşlerini yazmasıyla ilgilidir. Genellikle futbolun şairi olarak anılan Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında, oyunu hem bir tutkunu hem de bir sosyal eleştirmen olarak ele aldı. 1995’te yayımlanan kitap futbol hakkındaki edebi yazılarda çıtayı bir hayli yükseltti. Siyaset, gösteri, yolsuzluk ve duygusal boşalma ile dolu olan kitap Galeano’nun spora olan bağlılığını da gösteriyor.

Bu hafta Rusya’da başlayan 2018 Dünya Kupası’nda İtalya ve ABD’nin yanı sıra 2015’te akciğer kanserine yenik düşen Galeano da yer almayacak. Ancak Galeano spor üzerine yazdığı yazılarla hep yaşayacak. Bugün Gölgede ve Güneşte Futbol’u okumak, Galeano’nun ruhuyla bütünleşmek, onun hiddetli ve şefkatli sesini güzel oyuna karşı tutku ve kızgınlıkla canlı canlı duymaktır. Galeano, 2009’da Washington Post’a verdiği bir röportajda “Kitap tutkunlarının futbol korkularını yenmelerini ve futbol tutkunlarının da kitap korkularını yenmelerini istedim.” dedi.

Galeano, çocukken de futbolu severdi ama iyi bir oyuncu değildi. Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında “Ayaklarımla atamayacağım çalımları yazarak ellerimle atıyordum.” diye itirafta bulundu. Ve böylece gençken siyasi karikatürler çizerek başladığı kariyerine gazeteci, editör ve ünlü bir sosyal eleştirmen olarak devam etti. Sömürge ve kapitalizm karşıtlığı üzerine olan 1971 tarihli ilk kitabı Latin Amerika’nın Kesik Damarları: Bir Kıtanın Beş Yüzyıllık Yağması, Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez’in “Bu kitap Latin Amerika tarihinde muazzam bir yere sahiptir.” diyerek Başkan Barack Obama’ya bir nüsha vermesinin ardından 2009’da Amazon’un en çok satanlar listesine hızlı bir giriş yaptı. (Etkisine rağmen, Galeano hayatının ilerleyen dönemlerinde kitaptan vazgeçmiş gibi görünüyordu.) 1970’lerde ve 1980’lerde Galeano, Uruguay’ın sağcı askeri rejimi tarafından Arjantin ve ardından İspanya’ya sürgüne yollandı. Bu dönemde, tahkir ve mizahla yoğrulmuş 500 yıllık fetih, efsane ve isyanın destansı anlatımı ve akıl dolu tarihsel bir üçlemesi olan Ateş Anıları adlı eserin büyük bir kısmını yazdı.

Edebi spor yazarı olan Galeano, boksta şiiri ve siyaseti bulan Norman Mailer’e benzer ama bir farkla: Mailer’ın dövüşe meyilli olduğu yerde Galeano aşka meyilliydi. Onun eşsiz yazım tarzı, anlatısını kısa öykülerde (onlara “hikâye pencereleri” diyordu) büyük olayların ve olağan durumların özlü tasvirleri şeklinde ortaya koymasındaydı. Hikâye penceresi yaklaşımı M.Ö. 3000’de Çinlilerin içini ketenle doldurdukları deri toplarından tutun da modern Dünya Kupası maçlarının altyazıda sunuluşuna kadar sporun kopuk tarihi kronolojik bir biçimde Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında görülüyor. Pelé, Diego Maradona ve Franz Beckenbauer’in attıklarıunutulmaz gollere de ara ara değiniyor.

Galeano kitabında, Benito Mussolini’nin İtalya’sında düzenlenen 1934 Dünya Kupası’nda olduğu gibi futbolun dünya tarihiyle kesiştiğini gösterdi: Taraftarların ülkenin başarısını Faşist selamıyla kutladığı turnuvayı “ayrıntılı bir propaganda operasyonu” olarak adlandırdı. Futbol kronolojisini Adolf Hitler’in yükselişi, Bonnie ve Clyde’ın banka soygunları ve Mao’nun Uzun Yürüyüşünün kültürel zeminiyle birlikte sundu. 1960’lardan itibaren her Dünya Kupası için değişmeyen tarih hakkında muzip bir gönderme yaptı: “Miami’den edinilen sağlam bilgilere göre Fidel Castro’nun devrilmesi an meselesiydi.”

İçgüdüsel bir sosyal eleştirmen olan Galeano, futbolu iyi ile kötü arasında bir meydan savaşı olarak gördü. Bu savaşta formalı 11 kişi bir mahallenin, şehrin veya halkın kılıcıydı. “Babadan oğula geçen kadim nefret veya aşklar, sahada ve tribünlerde çatışmaya girer.” Kökleri öylesine derindir ki taraftarları ve bütün bir halkı bazen birleştirir bazen de ayrıştırır. Futbolun paydaşları arketip figürlerdir. Kaleci: “Bir oyuncu faul yaptığında, cezalandırılan kişidir. Onu orada celladıyla bir başına ağlara terk ederler.”  Hakem: “Herkesin nefret ettiği kişidir.”

Teknik Direktör: “Görevi: doğaçlamayı önlemek, özgürlüğü kısıtlamak ve oyuncuların üretkenliğini en üst düzeye çıkarmaktır.” Galeano için güç mücadelesi her yerdeydi. Yazar, Arjantinli Maradona’nın idrarında efedrin olduğu için 1994 Dünya Kupası’ndan atılmasıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Maradona’nın en iyi oyuncu olma, bilinmesi istenilmeyen şeyler hakkında konuşma ve sol ayağıyla oynama gibi kabahatleri vardı.”

Futbol, Galeano’nun vizyonuna göre sadece takımlar veya ülkeler arasındaki bir savaş değildir. Aynı zamanda insanlık ve teknokrasi arasında bir savaştır. Kendini “iyi futbol dilencisi” olarak adlandırdı ve daha sonraki yıllarda sporun neşeyi çürüten, fanteziyi öldüren ve cüretkarlığı yasaklayan aşırı profesyonelleşmesinden dolayı hayal kırıklığına uğradı. Şirketlerin etkisini (logoları oyuncuların formalarına yapıştırılmış) ve televizyon yöneticilerinin “futbolun nerede, ne zaman ve nasıl oynanacağını” belirleme gücünü gördü. Böyle bir standardizasyonun oyuncuların “çok koşmasına ve az risk almasına” neden olduğunu öne sürdü. Okurları, “cüretkarlık akıl işi değil” diye yazarken nasıl öfkelendiğini hissedebilirler. Kanser onu 2014 Dünya Kupası hakkında yazmaktan alıkoysa da Galeano, eğitim ve altyapı yerine yeni stadyumlara yapılan savurgan harcamaları protesto etmek için Brezilya halkının sokaklara döküldüğüne şahit olmuştu. Turnuvadan bir yıl önce yaptığı bir açıklamada Brezilyalıların, “Futbol bahane edilerek halkın aptal yerine konup azınlığın zenginliğine zenginlik katması için yapılanlara artık müsaade etmeyeceğini” söyledi.

Bu yüzden, Galeano, ne zaman teknokratik oyuna karşı çıkan yani “sahalarda kuralların dışına çıkıp tüm karşı tarafı, hakemi ve tribünlerdeki kalabalığı geçerek yasaklanmış özgürlük macerasını tatmanın verdiği bedensel haz için dripling yapan küstah bir serseri çıktığında kendinden geçerdi.”  Galeano’nun bahsettiği “küstah serseri” Arjantinli Lionel Messi’den başkası değildi. 2011’de New York Times’a verdiği demeçte Messi’nin “sahada olmaktan haz alan, kazanma hırsıyla değil oyundan zevk alan bir çocuk gibi oynadığını” söyledi.  Özetle Galeano okura basit bir gerçeği hatırlatıyor: Futbol, taraftarı ve oyuncuyu mutlu ettiği zaman güzeldir.

Peki Galeano bir diktatörün (Putin) yönettiği ülkenin (Rusya) ev sahipliği yaptığı şimdiki Dünya Kupası hakkında ne söylerdi? Ya da futbolla alakası olmayan bir çöl ülkesinde oynanacak 2022 Dünya Kupası (Katar) için ne derdi?  Ya da bir ticaret savaşının ortasında üç ülkenin ev sahipliği yapacağı 2026 Dünya Kupası (Kuzey Amerika) hakkında ne derdi? Elbette bir öfke patlaması yaşardı. Ancak yine de Cuma gününün ikinci karşılaşması olan memleketi Uruguay ve Mısır maçı kesinlikle onu heyecanlandırırdı çünkü yazmaktan keyif alacağı kahramanlar ve kötü adamlarla dolu bir eşleşme olurdu.

Uruguay’da, 2010 Dünya Kupası’nda Gana’nın gole giden topunu eliyle çizgiden çıkararak Uruguay’ı yarı finale taşıyan şeytani forvet Luis Suárez var. Her zaman muhalif olan Galeano, Suárez’in “vatansever delilik eylemini” Garra charrúa’nın* bir izi olarak gördü ve bu eylemini savundu. Ülkenin Charrúa kabilesinin yabancı işgalcilere karşı verdiği mücadelenin savaş ruhuna benzetti. 2014 Dünya Kupası’nda Suárez, İtalyan stoper Giorgio Chiellini’yi ısırarak büyük bir alay konusu oldu. Öyle ki Suárez’in açık ağzı gibi şekillendirilmiş yeni bir şişe açacağı bile yapıldı. Suárez’in bugünkü rakibi, Liverpool’u Şampiyonlar Ligi finaline taşırken aynı zamanda 28 yıl aradan sonra Mısır’ı Dünya Kupası’na yükselten mütevazı kahraman Mohamed Salah’dır.

Galeano’nun hayaletinin o en sevdiği koltuğunda oturup bu maçı yüreği ağzında izlediğini hayal etmek hiç de zor değil. O, futbolun edebi serserisiydi; terkedilmiş, cüretkâr ve çocukça bir mücadele ve oyun tutkusuyla yazıyordu.

Galeano her Dünya Kupası’ndan zevk alsa da her seferinde bitkin ve üzgün hissederdi. Gölgede ve Güneşte Futbol’un 2013 baskısının güncellenen son sözünde 2010 turnuvasının sonunda yaşadığı kaybı şöyle yazdı:

“Bayram sevincini de yas sessizliğini de özledim; zira bazen acı veren bir sevinçtir futbol. Ölüleri bile diriltebilecek derecede neşeyle karşılanan bir galibiyetin nağmeleri; koltuklarında yapayalnız, kimsesiz bir mağlubun kıpırdayamadan oturup kaldığı boş bir stadyumdaki acı dolu sessizliğin hemen yanı başında yankılanır futbolda.” [1]

Çevirmenin notu

[1] ERTUĞRUL ÖNALP ve MEHMET NECATI KUTLU çevirisi

*Garra charrúa, direnişleriyle ünlü Uruguay yerlisi bir kabilenin ismiyken aynı zamanda Uruguay Futbolu için de kullanılmaktadır.

Yazar: Lenora Todaro

Kaynak: The Atlantic

Çeviren: Musa Hatipoğlu

Düzenleyen: Rumeysa Dilber