Ünlü Latin sanatçı, karşı olduğu her şeyin makbul haline sığdırılmıştır.

Frida Kahlo haklı olarak dünya çapında tanınan bir sanatçı. Dünyaca hayranlık duyulan birkaç Meksikalı sanatçıdan biri ve Latin kökenli mirasına derinden bağlı olan eserleri, kadınlığının ve kültürünün birer yansıması. Fakat günümüzün algısındaki Frida Kahlo imgesi, kadının gerçek haliyle karşılaştırdığımızda kelimenin gerçek anlamıyla sönük kalıyor.

Ten rengini beyazlaştıran Snapchat filtrelerinin yanı sıra, Frida Kahlo’ya tuhaf bir şekilde el konulması, beyaz olmayan ve Latin kadınlar tarafından tekrar tekrar gündeme getirilen bir konudur. Asıl soru, neden onu rahat bırakamıyoruz? Diğer simgeleşmiş beyaz olmayan insanlar gibi, Kahlo’nun kimliği de tıpkı zengin, beyaz kadınların katıldığı lüks bir yardım etkinliğinde bulabileceğiniz türden yalnızca tadımlık ve lezzetli bir meze olarak kabul görmektedir.

Snapchat’in Frida Kahlo filtresini Frida Kahlo’nun öz portresine uyguladım. Ten rengini beyazlaştırdı.
Julia Carrie Wong (Twitter)

Frida Kahlo’nun metalaşması hızlı ve acımasızca oldu; çorap desenlerinden makrome duvar süslerine kadar üstünde Kahlo’nun yüzü olan her şeyi satın alabilirsiniz. Bu kendi başına bir problem değil, aslına bakarsanız beklenen de bir durum. Vincent Van Gogh ve Pablo Picasso gibi, Kahlo, genellikle bir sanatçının ölümünden sonra gerçekleşen saygınlığı ve hayranlığı kazanmıştır. İnsanların erken yaşta vefat eden bu sanatçılardan bir parçaya sahip olmak istemeleri çok doğaldır. Ancak erkek sanatçıların aksine, Kahlo’nun metalaşması tuhaf bir yönde ilerlemiştir. Van Gogh yanlış anlaşılan ileri zekasıyla ve Picasso yeni yöntemleri ile saygı görürken, Kahlo cesur bir ruj rengi ve tüylerini almamasıyla övüldüğüyle kaldı. Yüzeysel boyutta kalan saygınlık, “kız gücü”nün bariz şekilde pazarlama aracı olarak kullanıldığı bir dönemde tehlikelidir.

Medyada kadınların, engelli bireylerin, beyaz olmayan bireylerin, kuir bireylerin temsil edilmesi için haklı ve sürekli bir ihtiyaç var ve azınlık grupların temsili hızla artıyor olsa da, hâlâ büyük bir eksiklik olduğunu göz ardı edemeyiz. O kadar ki, sonunda ne sunulursa kabul etmemiz gerekiyor gibi hissediyoruz. Bu kabullenmesi güç bir hale gelmeye başladı ve özellikle de kendini temsil edemeyenler sıklıkla kendi öykülerini anlatma sürecinin dışında bırakılıyor. Daniela Vega gibi örnekler varken, Jared Leto gibi örnekler onun on katı. O kadar sık oluyor ki, kamera arkasındakilerin, anaakım tarafından desteklenseler bile, niyetinin iyi olup olmadığını tartmak zor. Nihayetinde Hollywood stüdyoları ve büyük şirketler para neredeyse oraya gidecekler ve bizim iyiliğimizi düşüneceklerini varsaymak saflık olur.

Feminizm için geniş destek, Time’s Up ve #MeToo hareketleriyle şu anda doruk noktasında. Eşit maaş talepleri Hollywood’un seçkin kesiminde artıyor ve birçok natrans erkek Twitter’ın hakkında kısmına “gururlu feminist” olduğunu yazıyor (alkışa gerek yok).

Time’s Up ve Me Too gibi hareketler zamanla asgari düzeye indirgeniyor – hashtag’ler ve siyah giysiler. Aynı şey onur haftası, onur haftasının kendi ticarileştirilmesi ve nezihleştirilmesi hakkında da söylenebilir. İnsanlar hiçbir şekilde sınırlarını zorlamadan radikalmiş gibi görünebilirler.

Bu yeni beyaz feminizmin mirası, sınırları zorlayan, ancak şimdiye kadar yalnızca kendi çıkarları için geçerli görünüyor. İroniktir ki Frida Kahlo bu gayretsiz hareketin beylik yüzlerinden biri haline geldi. Kahlo, Maya Angelou ve Hillary Clinton’ın yanı sıra, sürekli olarak onaylı olağanüstü bir kadın olarak gösteriliyor – sevgili Kraliçe Beyonce bile, Kahlo’ya birkaç Cadılar Bayramı öncesinde saygı gösterisinde bulundu- fakat bu hafifletilmiş anlatıda geçen imge Kahlo’nun kendine yarattığı imge değil.

Kahlo, hayatı boyunca çektiği kronik ağrılarına, düşüklerine, uyuşturucu bağımlılığına ve geçirdiği otuzdan fazla ameliyata neden olan tramvay kazasını yaşadığında henüz 18 yaşındaydı. Kasten ölümüne yol açmış olabilecek aşırı dozun alınıp alınmadığı konusunda hala farklı tahminlerde bulunuluyor. Eserleri neredeyse tamamen sakatlılığının zorluklarına dayanıyor olsa da bu durum anaakım tartışmada yer almıyor.

Resim: “La Colonna Spezzata” (“Kırık Sütun”) (1944) Frida Kahlo’nun eseri.

Kahlo aynı zamanda beyaz insanlardan, “Gringolandia” lakabını taktığı ABD’den ve kapitalizmden nefret eden dişli bir komünistti. “Amerikalıları hiç sevmiyorum. Çok sıkıcılar ve hepsinin yüzü çiğ kalmış ekmeğe benziyor.” cümlesini kelimesi kelimesine söylemiştir. Neoliberal beyaz kadınların “ters ırkçılık” ve “ayrılık yaratan hitabet” çığlıklarını duyabilirsiniz ama ne yazık ki Frida Kahlo küpelerini de pervasızca sallıyorlar. Bu, Kahlo’nun kimliğine kasti bir saldırı gibi gözükmektedir. Onu kınamak yerine, beyaz feminizm, radikallik ve sıkıntıdan arınmış, daha hoş ve daha hafif bir yeniden canlandırmayla Kahlo’ya, ​​ya da en azından hayali bir ikizine onun yerine kucak açar. Frida Kahlo’yu sadece tarzıyla yüzeysel olarak ele aldığımızda, onu kendisi yapan etnik kökenini, sakatlığını ve prensiplerini yok saymış oluyoruz. Sonuç olarak bu da Kahlo’nun azınlık grupları için ulaşılmaz olmasına sebep olurken aynı zamanda da seçkin toplumların kendi davranışları ve Kahlo’nun bakış açısı ters düşmesine rağmen hiçbir çatışmaya girmeden sanatçıyı sahiplenmesine neden oluyor.

Barbie bebek üreticisi Mattel’in, kaşları Frida’nın kaşlarından bir hayli farklı olan oyuncak bebek tasarlaması ya da Theresa May’in tuhaf bir biçimde her tarafı Kahlo’nun suratıyla çevrelenmiş bilezik takması şaşırtıcı olmayacaktır. Kemer sıkma politikası, İngiltere’deki engelli insanlar, etnik azınlıklar ve kadınlar için daha zor bir yaşama yol açıyorken Muhafazakar Partili Başbakan Theresa May’in nasıl olup da bu bilekliği takarak iyi bir hamlede bulunabileceğini düşünmesi Frida’dan ne kadar uzaklaşıldığının bir göstergesidir. 

Theresa May’in TROÇKİ’İNİN SEVGİLİSİ OLAN Komünist Parti üyesi Frida Kahlo’nun bilekliğini taktığını belirtebilir miyim? Hannah Jane Parkinson (Twitter)

https://twitter.com/ladyhaja/status/915570818876362752/photo/1

Toplumsal değişimin ileriye doğru ilerleyen devinimi ve pazarlanabilirliği, şirketlerin ve May gibi politikacıların, kendileri tasdik ettirmek için davaları sahiplenmeden kültürü manipüle etmelerine izin vermektedir. Aynı yaklaşım, siyah ve kahverengi ten rengine sahip insanları dizginlemek istediklerinde Martin Luther King Jr.’ın cümlelerini sıklıkla kullanan Amerikalı Cumhuriyetçilerde de karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki King’in ılımlı beyazları “adalet yerine düzen” gerekçesiyle vatandaşlık haklarını hiçe saymakla suçladığını hemen hemen her zaman unutuyorlar. 

Kahlo, kanaati ve değer anlayışını sanatıyla, ilişkileriyle (Troçki’nin sevgilisi olduğunu söylemek kulağa biraz tuhaf gelebilir ama durum bu) ve sözleriyle aktarmıştı. Yüzünün markalaşması ve pazarlama ürünü olarak kullanılması, onun antikapitalist duruşuna doğrudan gösterilen bir saygısızlıktır. Kemer sıkma politikasını desteklemeyeceğini ya da yarısı organik brokoli ile dolu olan alışveriş çantalarının üzerinde kendi yüzünü görmek istemeyeceğine emin olabiliriz. Davanın -kendi koşullarında da olsa- yüzde yüz arkasındaydı. Onu öncü yapan sıradışı moda anlayışı veya cesur kişiliği değildi. Kırılganlığı, dürüstlüğü ve sarsılmaz ahlaki tutumu da bir o kadar önemliydi.

Kadın kahramanlarımızı derinlemesine incelemek ve anlamak önemlidir. Bunu yapmayı reddetmek, halihazırda mücadele ettiğimiz onların sesini bastırma suçuna dahil olduğumuz anlamına gelir. Bu kadınların piyasaya uygun hale getirilmeleri, feminizmi markalaştırmak ve büyük kitleleri memnun etmek için yararlı olabilir ancak bu durum, onların ilk etapta bu denli ilham verici olan önemli noktalarını ortadan kaldırmaya mahkum bırakacaktır. Miraslarını, geride bıraktıklarını onurlandırmak istiyorsak, onları olduğu gibi kabul etmek ve görülmek istedikleri gibi görmek zorundayız.

 

Yazar: Ayoola Solarin

Çevirmen: Yaren Özen

Kaynak: Dazed & Confused Magazine