Frederick Douglass hiç bu kadar gergin olmamıştı. Baltimore ve Ohio demiryolu istasyonuna yaklaşırken, at arabasının arnavut kaldırım sokaklarında her sallanışında karnındaki kelebekler pır pır ediyordu. O zamanlar doğumda verilen ismiyle -Frederick Augustus Washington Bailey- bilinen köle New York’a, yani özgürlüğüne doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkmıştı. Douglass’ın iki yıl önce kölelikten kaçma girişimi başka bir kölenin ihanetiyle sonuçlanmış ve Douglass hapse atıldıktan sonra efendisinin yanına -Baltimore’a- gönderilip, şehrin tersanelerinde çalıştırılmak üzere kiralanmıştı. Yılmayan Douglass, riskin farkında olmasına rağmen 3 Eylül 1838’de tekrar kaçmaya çalışacağına dair yemin etmişti. “Bu girişimde de başarısız olursam davamın tamamen umutsuz bir vaka olacağından emindim.” diye yazdı otobiyografisinde. “Kaderim sonsuza kadar köle kalmak olacaktı.”

Douglass kendini özgür siyahi bir denizci olarak gizliyordu, deniz kıyısında çalışarak kazandığı denizcilik bilgisine göre güvenilir bir kurnazlıktı. Ayrıca Baltimore gibi bir denizcilik kentinde denizcilere gösterilen saygının onun yararına olacağını da biliyordu. Kırmızı bir tişört giymiş, denizci şapkası takmış ve boynuna da siyah bir kravat bağlamıştı. Demiryolu görevlilerinin, siyah yolcuların köle olmadıklarını kanıtlamalarını istediklerinde baktıkları “özgürlük belgeleri” yerine başka bir denizciye ait olan geçiş iznini cebinde tutuyordu. Douglass bu belgeyi özgür bir Afro-Amerikalı denizciden ödünç almıştı, fakat kağıt parçasında detaylandırılan tasvire çok az benziyordu. Bir demiryolu yetkilisi veya herhangi bir otorite tarafından yapılan detaylı bir incelemeyle vaziyet ortaya çıkarabilir, bu durum hem Douglass’ı hem de arkadaşını tehlikeye sokabilirdi.

Douglass tren garındaki bilet görevlisinin dikkatini çekmemek için bekleyip, kuzeye doğru hareket eden trene son anda atladı. Bir kaç dakika sonra kondüktör, Afro-Amerikan yolculara ayrılmış olan vagona girmişti. Douglass, dışarıdan sakin görünmesine rağmen, kondüktör yolcuların özgürlük belgelerini incelerken kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. “Tüm geleceğim bu kondüktörün kararına bağlıydı.” diye yazdı.

Nihayet, demiryolu yetkilisi Douglass’ın koltuğuna geldi ve “Özgürlük belgelerin yanında, değil mi?” diye sordu.

“Hayır, efendim; Ben özgürlük belgelerimi asla yanımda denize taşımam,” dedi köle.

“Fakat özgür bir insan olduğunu gösteren bir şeyin var, değil mi?” diyerek sorguladı kondüktör.

Douglass, “Evet efendim, üzerinde Amerikan kartalı olan bir kağıt var ve bu beni dünyaya taşıyacak” dedi. Köle belgeyi cebinden çıkardı. Kondüktörün gözleri hatalı fiziksel açıklamaya değil, üstte yer alan kartal işlemeli bölüme kaydı. Hızlı bir şekilde belgeye göz attıktan sonra kondüktör Douglass’ın ücretini alıp demiryolu aracının arkasına doğru devam etti. “Kondüktör kağıda dikkatlice baksaydı,” dedi Douglass, “Kağıttaki insanın çok daha farklı biri olduğunu gözden kaçırmazdı.”

Ancak Douglass’ın kaygısı, kondüktörün ayak sesleriyle birlikte tamamen kaybolmadı. Tren, Maryland ve Delaware’deki köle eyaletlerinden geçerken Douglass her an tutuklanma tehlikesi altındaydı. Tren ne kadar hızlı ilerlediyse, zaman da bir o kadar yavaş ilerledi kaçan köleye. “Dakikalar, saatler; saatler ise günler gibiydi” diye yazdı.

Dahası, Douglass’ın sırrı birçok sefer neredeyse açığa çıkıyordu. Yolculuk, kaçak kölenin Susquehanna Nehri’ni feribotla geçmesini gerektiriyordu ve feribotta, Douglass kaçamadan önceki yolculuğuna dair sorular soran eski bir tanıdık vardı. Daha sonra nehrin karşısındaki kuzey yönlü trene binen Douglass, demiryolu hattında duran başka bir trenin penceresinden baktı ve yakın zamanda kendisi için çalıştığı beyaz gemi kaptanını gördü. Kaptanın bakışları hiç bir zaman kölenin üzerinde durmadı, fakat Douglass tanıdığı bir Alman demircinin gözlerinden kaçamadı. Demirci, Douglass’a dikkatle baktı ama onu demiryolu yetkililerine ihbar etmedi. “Beni gerçekten tanıdığına inanıyorum,” diyordu Douglass, “Ama bana ihanet edecek biri değildi.”

Engellere rağmen, Douglass Baltimore’dan ayrıldıktan 24 saat içinde New York’a güvenli bir şekilde ulaştı. Özgür topraklarda olmasına rağmen, Douglass yasal olarak özgür bir adam değildi. Köle avcıları sürüsü, New York sokaklarında kaçakları yakalamak için dolanıyorlardı. Kölelik karşıtı eylemci David Ruggles, Douglass’ı -ileride eşi olacak olan özgür hizmetçi Anna Murray Baltimore’dan gelene kadar- korudu. Düğünlerini takip eden öğleden sonrasında Douglass ve yeni gelin, New Bedford, Massachusetts’te daha güvenli bir yere iltica etti. Douglass orada hayatına kölelik karşıtı mücadelecisi olarak başladı. Köle avcılardan kimliğini daha iyi gizlemek için, soyadını Bailey’den Douglass’a değiştirdi. Destekçileri sonunda Douglass’ın özgürlüğünü satın alması ve kanunun önünde özgür bir adam olması için yeterli para topladı.

Douglass, otobiyografisini 1845’te yayınladığında, kendisine yardakçılık yapanları korumak ve köleliğin prangasından kaçmak için kullandığı yöntemden yetkililerin habersiz kalmalarını sağlamak için kaçışıyla ilgili çok az ayrıntıyı açıkladı. 1881’e kadar bu sırrını saklayan Douglass, sonunda kaçışını ayrıntılarıyla da anlattı. Douglass her zaman 3 Eylül 1838’e “özgür yaşamın başladığı gün” olarak baktı ve hayatının geri kalanında bugünü hiç bir zaman bilmediği gerçek doğum gününün yerine kutladı.

 

Yazar: Christopher Klein

Çevirmen: Mehmet Akçay

Kaynak: History.com