Sarı Yelekliler, Fransa kırsalının sosyal sorunlarını kamuoyu tartışmalarının kalbine yerleştirdi. Bu bölgeler “geri kalmış” değiller, sosyal refaha ve yaşam koşullarına yönelik onlarca yıl süren saldırıların çilesini çekiyorlar.

Fransa’nın politik ve entelektüel tartışmaları, hareketin ilk kez ortaya çıktığı 17 Kasım’dan beri Sarı Yelekliler çevresinde dönmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’ın ilk imtiyazları olan yakıt vergisini kaldırma ve en düşük gelirli kesim için yardımları arttırma kararları protestoları durdurmada başarısız kaldı ve yöneticiler hala krizi kontrol altına alma mücadelesi veriyor. Son haftalarda şehir merkezlerindeki gösteriler Aralık’a göre azalmış olsa da, soğuk havaya rağmen, protestocuların işgal ettikleri sayısız kavşakta ifadesini bulan bir meydan okuma devam ediyor.

Bu kavşakların çoğu Fransa’nın kırsal bölgelerinde, birkaç bin kişinin yaşadığı ufak kasabaların eteklerinde. Ve bu özgün hareketin kırsalda doğması ve şekillenmesi tesadüfi değil. Ekonomik eşitsizlik büyük şehirlerde de hissedilirken, en önemlisi, bu protesto, taşrada yaşayan insanların yaşama ve çalışma koşullarındaki daha derin değişimleri ortaya çıkarıyor.

Bu anlamda, hareketin yakıt vergileri protestosundan doğması önemli. Kamusal hizmetlerin ve mağazaların yeniden yapılandırılmasıyla birleşen sanayisizleşme, taşrada yaşayan insanlar için çocuklarını okula götürmek, işe gitmek, alışverişlerini yapmak ya da doktora gitmek için uzun kilometreler kat etmek anlamına geldi. Onlar için düzgün çalışan bir arabaya ve yanında onu çalıştıracak yakıta sahip olmak zorunluluk haline geldi.

Bu süreç esas olarak, sanayi krizi ile birlikte 1980’lerde yaşanan sanayisizleşmenin bir sonucudur. Bu, yurttaşları, ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, örneğin, başka bir şehirde çalışan eşleri ya da bakıma ihtiyaç duyan bir ebeveynleri varsa, aynı anda evlerinden uzakta olan işleri aramak zorunda bıraktı.

O zamandan beri, insanların yaşadığı ve çalıştığı yerler birbirinden gittikçe ayrıldı. Fakat bu Fransa kırsal hayatındaki yakın zamanlı tek değişim değil. Sarı Yelekliler hareketini anlayabilmek için, bölge sakinlerinin politik tasfiyesi de dahil olmak üzere, Fransa kırsalındaki sınıf ilişkilerinin dönüşümünü incelememiz gerekiyor.

Genişleyen bir uçurum

Elbette, Fransa kırsalında sosyal çeşitlilik var. Fakat bu, imalat sanayisinde ücretli işçiler olarak işe alınan ya da küçük işletmelere (esnaf, dükkancı, çifti) sahip işçi sınıfının fazla temsiliyle tipleştirildi. Çok az resmi eğitim almış işçilerin dikkate değer bir yüzdesi, ezici bir çoğunlukla şehirde yaşayan yüksek sosyal sınıfların ve entelektüel alanlarda çalışanların düşük mevcudiyetiyle çelişiyor. Bu sosyo-mekansal ayrışma, varlığını emlak piyasalarının, yönetimsel ve entelektüel işlerin şehirdeki yoğunluğuna borçluyken, üretim ve lojistik artık çoğunlukla kırsal ve banliyö bölgelerde yer alıyor.

Sosyal sınıflar arasındaki bu mekânsal uzaklık, “entelektüel çalışma”nın, “fiziksel çalışma”nın üzerinde görülmesi ayrımında kök bulur. Bu, çocukları, işçi sınıfı evlerinden düşük seviyeli işlere götüren yola sürükleyen eğitim sisteminin kendisi tarafından meşrulaştırılmıştır. Fiziksel emeğinin sembolik devalüasyonu ve üst sosyal sınıfların coğrafi uzaklığı, Sarı Yelekliler hareketini körüklüyor ve gerçekten de birçok protestocu toplumun kendilerine aşağıdan baktığını düşünüyor.

Onların yaşam deneyimleri ve çalışma ilişkileri, günlük hayatları, geçinmeye çalışırken karşılaştıkları zorluklar ve bildikleri hakkında hiçbir şey bilmeyen yerel ve ulusal çapta elitler tarafından reddedilme duygularını (ki bunu küstahlık olarak yorumluyorlar) körüklüyor. Bu yeteneklerin bazıları – el becerisi ve çeşitli malzemelerin yeniden kullanılması- kavşaklardaki protestolarda görülen barikatların yapımında bile kullanılmaktadır.

Üst düzey yönetimin başka bir yerde ikamet etme eğilimi gittikçe arttığından beri, kırsal alanlarda bile sosyal sınıflar arasındaki mekansal mesafe arttı. Eskiden, fabrika ve halka açık şirketlerin yöneticileri genellikle yerel ailelerden gelirdi, gittikçe rütbelerini yükseltir ve yerel hayata katılırlardı. 1990’lardan bu yana, yenilenen, yöneticileri işe alma ve eğitme politikaları bu tür yerel tanıtımları zayıflattı.

Bugün, yeni yöneticiler nadiren işçi sınıfı geçmişinden geliyorlar ve daha hareketliler, bu, yalnızca yönetim organizasyonları yenilenmiş şirketlerdeki liderlik konumlarında rol alacakları anlamına gelir. Atölyede veya servis departmanlarında yapılan çalışmaların çok azını biliyorlar çünkü kendileri asla bu işleri yapmadılar, bunun yerine bilgilerini uzun süren eğitim süreçlerinin sonunda kazandılar. Çoğu bölgesel başkentlerden veya Paris’ten iş yerine gelip gidiyor, bu yüzden toplumsal yaşama öncekilerden daha az katılıyorlar. İşten sonra diğer çalışanlarla futbol oynamıyorlar ya da aynı dükkanlardan alışveriş yapmıyorlar. Aileleri ve arkadaşları çalıştıkları kasabada yaşamıyor. Başka bir yerden geliyorlar. Onlar sadece geçip giden şehir halkıdır ve yerel işçi sınıfı insanlarına olan uzaklıkları ayrılamaz biçimde sosyal ve mekansaldır.

Bu sosyal uzaklık duygusu, fabrikalarda ve bankalarda, hastanelerde ve okullarda görülen yaygın bir olgudur. Kırsal işçi sınıfı insanlarının günlük yaşamlarından entelektüel figürleri çıkaran bu dönüşümlerin bir simgesi, atandıkları küçük kasabalara yerleşmeleri gittikçe daha az olası olan yeni nesil okul öğretmenleridir. Yerel yönetimdeki doktorlar ve idareciler gibi onların çoğu da bir şehirde yaşamayı ve işe gidip gelmeyi tercih ediyor. Hizmet verdikleri toplum için ise sonuç bir mülksüzleşme duygusudur. Bu durum, onların “uzman” söylemlerinin şiddetine ve ulusal siyasi seçkinlerin kültürel tahakkümüne karşı olan duyarlılığını açıklamaya yardımcı olur.

Yerel Demokrasinin Çözülmesi

Protestolara karşılık vermeye çalışan hükümet, insanların endişelerine kulak vermek adına yerel toplantılar düzenledi. Ancak Macron yönetiminin alelacele düzenlediği “Büyük Ulusal Münakaşa”nın sonuçları, tam olarak sorunun çok derinlerde olmasından ötürü çok belirsiz. Gerçek şu ki, Fransa kırsalında yaşayanlar on yıllardır yeni ve farklı mülksüzleştirme yöntemlerine maruz bırakılıyor.

Bu düşünce, Fransa’nın siyasi yapılandırmasındaki değişikliklerle de destekleniyor. Yirmi yıl önce, şehir dışı bölgeler için yeni bir idari kademe yürürlüğe girdi; Communautés de communes, aşağı yukarı bir ilçe büyüklüğündeki “kasaba toplulukları.” Bu siyasi ve idari yapılar, topluluğa dahil olan kasabaların belediye başkanları ya da belediye meclis üyelerinin re’sen atanması ile oluşturuldu ve başlangıçtaki amaçları daha fazla yatırıma olanak sağlayarak kamu müdahale etkisini artırmaktı.

Yakın zamanda daha küçük topluluklar birbiriyle birleştirildi ve bunlara daha fazla dolaylı idare gücü ve bütçe sağlandı. Bu, kasaba seviyesinde karar alma yetkisini ortadan kaldırıp verili bir Topluluğun idari merkezinin (genellikle en büyük kasabasının) etkisini güçlendirmeye ve eğitim seviyeleri kır ortalamasının çok daha üzerinde olan başkanlarıyla diğer yetkililerinin nüfuzunu artırmaya yönelik en yeni hamle oldu.

Nüfusun geneliyle başka seçilmiş yetkililerce seçilen bu liderler arasındaki toplumsal açı, insanlarda günlük hayatı etkileyen kararlarda hiç söz hakları olmadıkları hissini güçlendirdi, Topluluk ile ilgili meselelerin kasaba seviyesinde nadiren tartışılıyor olmasının da buna etkisi oldu. Macron’un yerel ölçekte yerel seçilmiş yetkililerce yürütülen Ulusal Münakaşasına dair bu kadar büyük kuşkuların olmasının sebebi de buydu: Münakaşa başlamadan önce bile hareketin içindeki pek çok kişi siyasal ifade taleplerinden mahrum bırakılmaktan söz ediyordu.

Yerel politika üzerine kamusal münakaşanın giderek enderleşmesi, temsil sisteminin daha geniş ölçekte zayıfladığı bir ortamın içinde gelişti. Belediye seçim kampanyaları çoğu zaman halk mitingleri olmadan sürdürülüyor ve günümüzde yeni Communautés de Communes kurulması ya da bunların birleştirilmesi kararları potansiyel seçmenlerine danışılmadan alınıyor. Gerçek şu ki kamu katılımına herhangi bir şey için nadiren başvuruluyor ve partilerin sözlerini iletip bu zayıflamış “yerel demokrasiye” bulaşmadan işlerini yapabilecek yerel parti örgütleri de artık yok. Siyasi partilerin, özellikle de Sol partilerin, kırsal alanda dağılmaları çok ciddi bir hale geldi.

Sola yakın partiler, yerel olarak seçilmiş yetkililerin parti yapılarına uzaklıklarını vurgulamayı tercih ettikleri küçük kasabalarda büyük oranda ortadan kalkmış durumdalar. Komünist ve Sosyalist Parti üyeleri sendikalarla aralarındaki ayrıcalıklı bağlantıları yitirip çoğunlukla büyük şehirlerdeki kültürel orta sınıfın içinde yoğunlaşmaya başladılar. Front National’in [Ulusal Cephe, Ç.N.] (yeni adıyla Rassemblement National) kırsal seçim bölgelerinde güçlü yükselişi bile aşırı sağ örgüt adına artan aktivizme ender durumlarda dönüştü.

Aynı zamanda, sendikalizmde görülen eş zamanlı düşüş de emekçi sınıfların hak talebi için tarihsel olarak ellerinde bulundurdukları bir başka yolu da daraltmış oldu. Aktivist girişkenlik fırsatlarındaki bu kıtlık da sarı yelekli barikatları ve kamplarının cazibesini açıklayabilir, zira bunlar sınıfsal sınırlar ötesindeki insanlarla tanışıp konuşmayı sağlayan, çeşitli siyasetleri kapsayan yerler.

Bu koşullar altında Macron’un Büyük Ulusal Münakaşasından çok fazla şey beklememek gerekir. Ancak bu protestolar, kırsal kesimde yaşayanların hayat gerçeklerini medyaya yansıtıp, çoğunlukla şehir merkezlerinde yaşayan bir azınlığın artan zenginliğini çok daha az hoşgörülebilir kıldı. Daha derininde ise bu hareket, kökleri işçi sınıfına dayanan yerel aktivist ağlarını yeniden kurmak için bir fırsat yarattı. Ada kavşaklarda yapılan gösteriler kiracılardan bekar annelere, işsizlere, geçici işçilere ve zaman zaman sendikacılarla toplum aktivistlerine kadar çeşitli toplumsal kategoriler arasında bağlar kurdu. Hareketin kendisine ne olursa olsun bu gösteriler küçük kasaba seviyesinde yeni bağlantılar kurmaya olanak sağladı. Vergi adaletsizliği ve çok kötü hale gelen alım gücünün artık sürekli bir tartışma konusu haline gelmesiyle birlikte, Fransa kırsalında güçlü bir politizasyon için gerekli temeller atılmaya başlandı.

 

Yazar: Ivan Bruneau, Julian Mischi, Nicolas Renahy

Çevirmen: Merve Havalı, Umut Devrim Çelik

Kaynak: Jacobin