Unthinkable: Yeni bir kitap, Atina’nın orijinal ‘bilge özentilerinin’ tuhaflıklarını ortaya koyuyor.

Steve Coogan ve Rob Brydon, The Trip to Greece setinde Sokrates ve Aristofanes’in izinden gidiyor. Fotoğraf: Sky Atlantic

Komedi, antik Yunan döneminden beri felsefede çok önemli bir rol oynamıştır. Diyojen, garip numaralarıyla ünlüydü. Diğer yandan, Elealı Zenon eğlenceli paradokslarla bilinirdi. En meşhur filozoflardan Sokrates ise muhatap olduğu kişilerle dalga geçerdi. Öyle ki bu durum Aristofanes’in Bulutlar adlı kitabında alay konusu olmuştur.

Bu gibi nedenlerden dolayı, Steve Coogan ve Rob Brydon’ın The Trip‘in dördüncü ve muhtemelen son ayağı için batı medeniyetinin beşiğine yolculuk etmesi tam anlamıyla doğru bir seçim. Komedi dizisi önümüzdeki hafta (3 Mart’tan itibaren Sky One’de), Michael Caine’nin izlenimleri ve mizahi anlatımı eşliğinde yoğun bir felsefi içerik ile yayınlanacak.

Yunan bilim adamı Christopher Moore’a göre, “filozof” kelimesi ilk zamanlarda alaycı veya daha doğrusu kabaca “bilgelik özentisi” olarak çevrilen “alay etme amaçlı bir ifade” olarak kullanılıyordu. Ancak bir süre sonra filozoflar bu uğraşlarını “bilgelik sevgisi” olarak tanımlayıp kendilerini metheden bir sıfat türettiler.

Moore’un yakın zamanda yayınlanan Calling Philosophers Names: On the Origin of a Discipline (Princeton University Press) kitabı, The Trip to Greece kitabına entelektüel anlamda mükemmel bir şekilde eşlik etmektedir. 400 sayfayı aşkın bu devasa kitap, sadece “felsefe” ve “filozof” kelimelerinin yaklaşık 2.500 yıl önce ilk olarak nasıl ortaya çıktığına dair tek bir soruyu ele alıyor. İşte bu gerçekten de komik bir durum!

Moore, “bilindik metinlerin mütemadiyen sorgulanması” şeklindeki kitabın absürt mizacını yadsımıyor. Nitekim söz konusu kitap ilgi duymayan kimseler için “sıkıcı veya aptalca” görünebilir. Ne var ki bu kitapta, “geçmiş nesiller tarafından gözden kaçırılan bir şeyi aramadaki rekabetçi hazzı, küçük dünyaları keşfetme gururunu ve büyük bir kitlenin içinde ayrıcalıklı hissetme duygusunu” yakalayabilirsiniz.

Muazzam bir bilgi birikimi ve büyük bir titizlik ürünü olan Calling Philosopher Names, birtakım analitik bilgi yığınından sonra felsefenin en zarif tanımlarından biriyle bitiyor. Moore felsefeyi, “temelde daha iyi bir insan olma hedefiyle konuşma pratiği” şeklinde tanımlıyor. Bu haftanın Unthinkable konuğu olarak açıklamasına şu şekilde devam ediyor:

Antik Yunan’da “felsefe” veya “filozof” terimini ilk kim kullandı?

“Bu terimi, Sokrates’in doğumundan yıllar önce yaşamış olan Heraklitos’tan [Dünya’da uyumun olduğunu savunan düşünür] biliyoruz. Ancak söz konusu terim bundan daha da eskidir. Heraklitos, statü elde etmek için birçok maddeyi incelemek zorunda kalan ve henüz hepsinin “aynı” olduğunu anlayamamış “filozofları” acınası buluyordu.

Heraklitos’un tanımı, kendisinden ve çağdaşlarından bildiğimiz Pisagor hakkındaki alaycı yorumlarla eşleşiyordu. Ruh göçüne ve geometriye olan ilgisiyle bilinen Pisagor’un, İtalya’nın güneyinde siyasi kimlikleriyle öne çıkan, dini inançlardan ilham alan ve bilimsel konularda zeki olan düşünürlerden oluşan bir çevresi vardı. O halde bu terimin, Pisagorcular veya benzer gruplar için aklı bir karış havada insanlar olarak kullanılan bir yafta olduğu sonucuna varıyorum.

“Sonraki nesillerde, Pisagorcular muhtemelen teslim olup “ibne” veya “dönme” insanlar misali, bu yaftayı kabul etti”. Oysaki ben daha önce bunun dışarıdan dikte edildiğini düşünüyordum.

O halde “Filozof” kelimesi başlangıçta bir hakaret olarak mı nitelendiriliyordu?

“Belki bir hakaret değildi, ama muhtemelen güvenilmediklerini veya tasvip edilmediklerini ifade eden bir damga gibi bir şeydi. Oysa pek çok dini mezhep adları da bu şekilde başlamamış mıdır zaten? Örneğin “Protestanlar”, “Shakerlar” veya “Holy Rollerlar”.

“Egemen kitle, kimi yeni hareketlere atıfta bulunurken, temel ilkeler yerine, eylemlerin en bariz şekildeki tuhaf, toplum içerisinde kaba veya görünüşte mantıksız gibi görünen kısımlarına bakarak atıfta bulunur: ‘Kahretsin! Bunlar her zaman dik başlı!’ Bir kez olsun rahat duramazlar!’ misali…

“Bu örnek muhtemelen Antik Yunan vakaları için, özellikle de Pisagor çevresinde gördüğümüz din benzeri bir kült ve siyasi eylem komitesi için geçerlidir. Etimolojik kanıtlar bunu destekler niteliktedir. Öyle ki, bence “phil-” öneki, bu nedenlerden dolayı, olağandışı ve sorunlu davranışlara yönelik böylesi ucube vakalar için bir isim yapım eki haline gelmiştir.

“Nonoş” veya “Dindar budala” gibi terimler, sert olmayan, nispeten nötr ancak kesinlikle artık marjinalliğin de ötesine geçmiş ve normların dışındaki bir şeye çok fazla zaman ve enerji ayırmak gerektiğini ima etmektedir.

Felsefeyle bağdaştırılan en ayırt edici özelliklerden birinin, kâr amacı gütmeyen bir faaliyet olması olduğunu söylemek doğru olur mu? Bu izlenim nasıl gelişti ve zaman içinde nasıl devam etti?

“Müthiş bir soru, daha önce aklıma gelmemişti. Maaşlı bir felsefe profesörünün cahilliği işte. Bu kesinlikle Sokrates ve arkadaşlarının vurgulamaya çalıştığı bir nokta. Sokrates, herhangi bir şey öğretecek kadar bilgisinin olmadığını ve bu nedenle de böyle bir öğretim için ücret almanın mantıksız olacağını söylerdi.

Öğrencisi Platon, araştırma okulunu yani Akademi’yi ücretsiz yaptı ve bence aynı şey Aristoteles’in Lisesi için de geçerli. Onların düşüncesinde, para peşinde koşmanın, erdem ya da bilgi peşinde koşmaya göre çok az değeri vardı…

Elbette, bunların hepsi öğrencilerin felsefe öğrenmek için para ödemeleri ve dolayısıyla ücretli felsefe öğretmenleri olmalarıyla tamamen tutarlıdır.

Buradaki tutarlılık, beşerî bilimlerinkine benzer: Beşerî bilimlerin ve Felsefenin her ikisi de başarılı bir şekilde kâr elde etme faaliyetini sürdürmeye katkıda bulunmaya yönelik olsa bile, temel hedefleri herhangi bir kâr amacı gütmemektir. Topluma faydalı olacak herhangi bir kâr için altyapı oluşturma amaçlanır.”

Felsefenin antik Yunan’da ana akım haline geldiği tarihsel bir dönüm noktası var mıydı?

“Belki de hiç olmadı. Komedyenler, M.Ö. dördüncü ve üçüncü yüzyıllar boyunca filozofları yerdiler. İlkeli bir hayata kendini adamak, hikmetli bilgi arayışı ve mantıksal doğruluk, o zamanlar münzevi gibi kendini hücreye kapatmak, sürekli tefekkür etmek ve müşkülpesent bir eleştirmen olmak tuhaf ve anlamsız geliyordu.

“Ama sanırım başka bir şey soruyorsunuz, bir şey yeterince bilindik ve tanıdık haline geldiğinde… Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişindeki o meşhur ‘Kendini Bil!’ ve ‘ Hiçbir Şeyde Aşırılığa Kaçma! yazılı yere sonraki dönemlerde bir de ‘Felsefi Ol!’ yazıldı. Tabi ki orada demek istediği şey ‘Doktora yapın’ değil. Sanırım ‘Eyleme geçmeden önce düşünün’ veya ‘Mantığınıza göre hareket edin’ gibi bir anlama geliyordu.

Dönüm noktası nedir? Bence küçümseyerek ‘filozof’ dediğiniz kişilere rehberlik eden fikrin, o kadar yoğun bir şekilde olmasa da aslında size de rehberlik ettiğini görmek. “

***

Bir bilgeye, İsa’nın mı yoksa Sokrates’in mi daha bilge olduğu sorulur.

Steve Coogan şöyle yanıtlıyor: “Hayatı idame ettirmeye yönelik birkaç yüzyıl öncesine dayanan daha incelikli ve bütünsel bir yaklaşım varken insanların Hristiyanlığa bağlı kalması beni her zaman şaşırttı.”

Yazar: Joe Humphreys

Çevirmen: Musa Hatipoğlu

Düzenleyen: Hasan Özuğurlu

Kaynak: The Irish Times