St Pauli’nin dünya çapındaki anti-faşist, feminist futbol taraftar kulüpleri ağı mültecileri destekliyor ve İngiltere, Avrupa ve ABD’de “alternatif sağ”ın yükselişiyle mücadele ediyor.  

FC Sankt Pauli’de güvenlik şefi olan Sven Brux, “Bu çok önemli, bu bizim kalplerimizde,” diyor.   

Futboldan ve eşi benzeri olmayan bir Alman kulübünün faşizme karşı savaşmasıyla ünlü olmasından bahsediyor.  

Brux 29 yılını Hamburg’da bulunan, solcu politikalarıyla ve mültecilere destek vermesiyle meşhur ikonik bir futbol takımı olan FC St Pauli’de çalışarak geçirdi.  

Alman futbolunda en fazla kadın taraftar kitlesine sahip olmakla övünen kulüp, kadınları cinsiyetçi tanımlamaları yüzünden taraftarların protestoları sonucu erkek dergisi Maxim’in reklamlarını sahasından kaldırdı.  

Ayrıca kulüp, FIFA tarafından tanınmayan Tibet ve Zanzibar gibi takımlardan oluşan bir defaya mahsus bir yarışma olan FIFI Wild Kupası’na ev sahipliği yaptı, kupayı kazanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti oldu.  

St Pauli’nin neo-nazizm, homofobi ve hoşgörüsüzlüğe karşı duruşu genel itibariyle son yıllarda uluslararası saygınlığını arttırdı, politikalarını ve hoşgörü, saygı inancını benimseyen dünya çapında 50’den fazla taraftar grubu oluştu.  

Totenkopf (kurukafa ve çapraz kemikler) ile özdeşleşen, Bundesliga 2’de (Almanya’nın ikinci düzey ligi) ve bu sezon çok iyi oynamasına rağmen (şu an 4.sırada) sadık taraftarlar bile performansının vasat olduğunu söylüyor.  

Ancak pek çok taraftar, takımın sahası olan 32,000 kapasiteli Millerntor Stadyumu’nun, Avrupa’nın herhangi bir yerinden daha merak uyandırıcı bir atmosfere sahip olduğunu düşünüyor.

Maç öncesi ritüeller arasında hep birlikte yürüyen taraftarlar ve rock grubu AC/DC’nin çınlayan marşı Hells Bells ile takımın sahaya yürümesi yer alıyor.

St. Pauli taraftarlarının faşizme karşı duruşları açıkça belirgin. Gegen Rechts (sağ tarafla mücadele et) sloganını benimsiyorlar ve birçok taraftar gamalı haçı paramparça eden bir yumruğu resmeden tişörtler giyiyor.

1989’den beri kulüpte çalışan Brux, “kahverengili çocuklar” olarak bilinen St Pauli’nin, 30 yıl önce anarşistlerin ev sahibi maçlarına katılmaya başlamalarından beri nasıl bir dönüşüme uğradığını açıkladı.

Sven Brux, 29 yıl St Pauli FC’de çalıştı.

“1980’lerde gittikçe daha fazla alternatif insan, solcular ve gecekondulular St Pauli bölgesine taşındı.

“‘Hadi futbola gidelim’ dediler ve dışarıda nasıl davranıyorlarsa stadyumun içinde de öyle davranmaya karar verdiler, dolayısıyla herhangi bir ırkçılığı ya da sağcı holiganizmi kabul etmediler.

“Faşizme karşı koymayı başlatan bu kuşaktı.”

80’li ve 90’lı yıllarda neo-nazizm ile bağlantılı sağcı holiganizm, Avrupa genelinde futbolu tehdit ediyordu fakat St Pauli taraftarları, kulübün esnemez çizgisi haline geldiği söylenebilecek bir karar aldı.

St. Pauli, Almanya’da sağcı milliyetçi faaliyetleri ve gösterileri stadyumdan resmi şekilde yasaklayan ilk takım oldu.

Sert şehir rakipleri Hamburger SV dahil olmak üzere neo-nazilerle ilgili problemlerden şikâyet eden diğer Alman kulüplerinin aksine, Millerntor Stadyumu’ndaki tribünlerinde hala alenen sağcı ya da faşist gruplar bulunamaz.

Bu anti-faşist duruş, Chemnitz’in ve Almanya’nın aşırı sağcı Alternative fur Deutschland (AfD) partisinin sokaklardaki ırkçı ayaklanmanın ateşi körüklemesiyle Almanya’nın eski doğu-batı bölünmesinin yeniden çıktığı bir zamanda özellikle yerinde olduğunu hissettiriyor.

Doğrudan mücadeleyle St Pauli’nin taraftar grupları, gençler için çok kültürlü futbol ve Hamburg’a Suriye ve Afganistan gibi çatışma alanlarından gelen mültecilere destek de dahil olmak üzere bir dizi ilerici ve yenilikçi sosyal proje yürütüyor.

Sözde mülteci krizinin doruğunda kulüp, gece yarısından sonra ulaşan yeni gelenleri stadyumun içinde uyumaları için ağırladı.

Brux, St Pauli’nin şu anda Akdeniz’deki mültecileri ev sahibi oldukları maçlarda biriken parayla onları davet ederek yardım kuruluşlarını desteklediğini söyledi.

Yurtdışında, en büyüklerinden biri olan İngiltere’deki Yorkshire St Pauli’nin yaklaşık 130 üyesiyle beraber en az 50 tane uluslararası taraftar grubu var.

Yorkshire grubu maçları izlemek, Hamburg gezileri düzenlemek, sığınmacılara ve mültecilere futbol oturumları düzenlemek için Leeds’de buluşuyor.

Ayrıca yerel mültecilere yardım kuruluşunu da destekliyorlar ve 2012’den beri taraftar grubunu idare etmeye yardım eden Chris Webster, Leeds Anti-Faşist Ağı’nı mali anlamda desteklediklerini söylüyor.

Geçen sezon altı kez takımını izlemek için Hamburg’a gelen Webster, “Maçları yerel barlara koyduk ve sığınmacılar ve mülteciler için kalacak bir yer sağlama amaçlı Football for All’u yürüttük,” diyor.

“Kulüp etrafında birçok olay gerçekleşiyor ve bu sadece futbolla alakalı değil,” diyor Webster. Bunun yanında ırkçılık karşıtlığının büyük bir çekimi olduğunu, İngiltere’de aşırı sağcılığa ve aşırı milliyetçi gruplarla yükselişe geçen, sokak şiddetinin içerisinde yan yana olan English Defence League [İngiliz Savunma Birliği -Ç.N.] ve Football Lads’ Alliance’a [Futbolcu Delikanlılar İttifakı -Ç.N.] karşı mücadelede Yorkshire St Pauli’nin önleyici bir etkisi olduğunu ekliyor.

Webster, aşırı sağa karşı direnişinin büyüdüğünü ve grup üyelerinin aşırı sağ örgütlenmeye karşı Anti-Faşist Ağ tarafından düzenlenen karşı protestoyu desteklemek için sokaklara çıktığını söyledi.

“Taraftar grubu ‘biz ırkçılık karşıtıyız’ demekle yetinmek yerine bu eylemde rol alacağımızın farkında.”

“Bu felsefeden hareket etmeliyiz ve bunu sadece bir etiket gibi örnek göstermemeliyiz,” diyor.

Hamburg’daki tribünler boyunca boyanmış “Faşistlere Futbol Yok” yazılamasından esinlenilen tişörtlerinde “Nae Fitbaw for Fascists” sloganını taşıyan, İskoçya’daki Glasgow St Pauli taraftarları da Webster’ın duygularını paylaşıyor.

Temmuz’da İngiltere’de yeni bir anti-faşist futbol grubu kuruldu. Democratic Football Lads Alliance’ın, eski English Defence Leauge lideri Stephen Yaxley-Lennon’ı (Tommy Robinson) destekleyen sağcı gruba dönüştürülmesinden sonra yeni Football Lads ve Lasses Against Fascism’i (FLAF) [Faşizme Karşı Futbolcu Delikanlı ve Genç Kızlar -Ç.N.] ırkçılıktan bıkan taraftarlar kurdu.

“Faşizme karşı işçi sınıfı birliği” görev tanımıyla, grubun Facebook’da 12.000’den fazla takipçisi var. Bui İngiltere’de futbol taraftarları içinde ırkçılık karşıtlığının büyümekte olduğunu gösteriyor.

ABD’de hem New York, hem Buffalo’da daha fazla St Pauli ilhamlı aktivizm var. En yeni taraftar gruplarından biri olan FC St Pauli Buffalo, bu ay [Kasım 2018 -ed.] ilk yılını kutluyor.

Kurucu Ernie Thalhamer, asıl amacın “haddini aşmış ırkçılıkla” mücadele etmek ve Buffalo bölgesinde yaşayan Irak ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi yerlerdeki savaşlardan kaçmış 15.000 mülteciyi desteklemek olduğunu söylüyor.

Aynı biçimde New York’ta kurulan bir taraftar grubu, marjinalleşmiş insanları desteklemenin üyeleri için temel ilke olduğunu söylüyor.

FC St Pauli New York Şehri Taraftarları (nam-ı diğer Doğu Nehri Korsanları) 2008’de kuruldu. Grubun üyesi Shawn Roggencamp için St Pauli’nin siyasi kültürü de futbol kadar önemli.

Grup, göçmenlerin haklarına yönelik ulusal avukatlık çalışmaları yapan Immigrant Defense Project [Göçmen Savunma Projesi -Ç.N.] için para topladı ve geçen yıl Charlottesville’de neo-naziler tarafından düzenlenen vahşi protestolarda Heather Heyer’in öldürüldüğü zaman anti-faşist eylem düzenleyen aktivistlerle bağlantı kurdu. Grup daha sonra saldırıda yaralanan insanlar için para topladı.

“Bizim grubumuz yarı Amerikan, yarı Alman; bazıları Hamburg’dan,” diyor Roggenkamp.

“Bazı Almanlar St Pauli taraftarı bile değildi, fakat siyasete inandıklarından dolayı sosyal yönlerden bize katıldılar ve topluluğa ilgi duydular.”

“İyi bir insan olduğun sürece ilk takımının St Pauli olup olmaması gerçekten önemli değil.”

 

Yazar: Billy Briggs

Çevirmen: Özgenur Aydın

Kaynak: Lacuna Magazine