Faşistler sendikalardan nefret eder, çünkü sendikalar işçi sınıfı gücünün araçlarıdır. Chris Bambery; geçmiş bugünkü mücadelemiz hakkında bilgi verebilir, diye açıklıyor.

Faşizm ne zaman iktidara gelse sendikalar yasaklandı. Pek çok sendikacı hapse atıldı ve zulme uğradı. Bu Hitler Almanya’sında da, Mussolini İtalya’sında da, Franco İspanya’sında da böyleydi.

Sebebi basit. Faşizm toplumun tamamını devlet kontrolüne alır. Her şey devletin hükmü altındadır. Sendikalar, çalışan insanların işlerini, maaşlarını ve çalışma şartlarını koruyan temel savunma birimleridir. Faşizm, bunların çalışan insanların çıkarlarını öne koyan bağımsız örgütler olduğu gerçeğine tahammül edemez.

Hitler ve Mussolini iktidara gelmeden önce toplumun sınıflara bölünmüş olmadığını, bunun yerine milletin çıkarlarının sadece başat olmakla kalmayıp herkesi birleştirici olduğunu, herkesin Almanya ve İtalya’nın yeni imparatorluklar kurarak -Hitler’in aklında ise dünyayı fethederek- yükselmesinden yararlanacağını iddia ediyorlardı.

Kitlesel destek elde ettikleri ve solun üzerine saldıkları paramiliter birlikleri kurdukları sırada bir yandan da milli çıkarlara uygun iş yapmayan sermayedar ve sanayicileri eleştiriyorlardı. Ama bu sola ve sendikalara yönelik saldırılarının arkasında ikinci dereceden rol oynuyordu. Almanya’da Hitler, Wall Street’in, Londra Şehri’nin ve Sovyet Rusya’nın küresel bir Yahudi komplosunun dayanak noktaları olduğunu da iddia ederek Yahudi bankacılar ve patronları hedef aldı.

Gücü elde ettiklerinde ise Hitler de, Mussolini de büyük şirketler de dahil iktidar sınıfıyla anlaşmaya vardı. Hitler’in vekili Rudolph Hess, bankacı ve sanayicilerle yapılan bir toplantıda şöyle demişti:

“Burada, baylar, yok edici güçleri görüyorsunuz ki bunlar sizin muhasebe ofisleriniz, fabrikalarınız, tüm mülkleriniz için tehlike teşkil eder. Diğer yanda ise, kargaşa ruhunu sofu bir iradeyle kökünden kazıyacak olan düzen güçleri oluşmakta.”

Almanya’da işverenler, 1929’da Wall Street’in çökmesi, Almanya’daki bir dizi banka iflası ve ekonominin fiili çöküşünden ötürü darmadağın haldeydi. Maaşlarda ve sosyal refah harcamalarında kesinti yapmak, sendikaları yok etmek ve Orta ve Doğu Avrupa’da girişleri engellenen piyasaları fiziksel olarak fethetmek istiyorlardı. Bunun için, soykırıma dönüşürken bile, Nazilerin Yahudi karşıtlığına uymaya hazırlardı.

Sol partileri yasaklayan Naziler hızlıca bağımsız sendikaları da yasaklamaya, mallarına el koymaya ve üyelerine zulmetmeye başladı.

Mussolini iktidara geldiğinde İtalyan faşistleri, 1920-1922 yılları arasında sendikalara savaş açtı; ofislerini yakıp, sendikacılara saldırmaya ve işkence etmeye başladılar. Önemli bir sanayi merkezi olan Torino’da faşist gruplar Mussolini’nin iktidara gelmesini sendika ofislerine saldırarak ve 22 sendikacıyı öldürerek kutladı.

Nazi Almanya’sında Naziler bütün sendikaları yasakladı. Büyük şirketler maaş kesintilerinden ve takiben kaçınılmaz olarak ortaya çıkan kötü koşullardan kâr elde etti.

Bugünün faşistleri Hitler ve Mussolini’nin hareketlerinin yaptıklarından kaçınıyor ancak hedefleri onlarla aynı. Her şeyden önce, tüm Britanyalıların tek bir millet olduğunu iddia ediyorlar, daha doğrusu tüm beyaz Britanyalıların. Bu insanlar iktidar olsa beyaz olmayan kardeşlerimizi hastanelerden, okullardan, demiryollarından ve işyerlerinden atarak bizi birbirimize düşürmeye çalışır. Yine büyük şirketlerle bizim zararımıza anlaşmalara varır ve, özellikle de ırkçılık karşıtı duruşundan ötürü sendikalarımıza saldırırlar.

English Defence League [İngiliz Savunma Birliği], Football Lads Alliance [Futbolcu Delikanlılar İttifakı]* ve diğer faşist yapılara karşı koymak bütün sendikacılar için hayati bir meseledir.

Ama sendikacılar ve faşizm hakkında konuşuyorsak ayrıca anmamız gereken bir direniş geleneği de var. 5 Mart 1943’te Torino’daki devasa FIAT Mirafiori otomobil montaj fabrikasının işçileri greve gitti. Diktatörlüğün bastırma gücü olmadığı görülünce grev, yüz bin işçinin katılımıyla bütün Kuzey İtalya’ya yayıldı. Mussolini maaşlara zam ve daha iyi istihkak vermek zorunda kaldı ama bunu yaparak rejimin ölüm çanlarını da çalmış oldu.

1960’larda, İspanya’da çoğunluğu Komünist olan aktivistler, halk tabanından kurulan İşçi Komisyonları adında yeni bir sendika federasyonu kurdu. Komisyonlar, Kasım 1975’te Franco’nun ölüme yaklaştığı dönemlere kadar gittikçe daha politikleşen bir dizi grev örgütledi. İşçi sınıfı infialinin boyutları, İspanyol iktidar sınıfını diktatörlüğü rafa kaldırmak zorunda olduklarına ikna etti.

İşte bunlar, bugünün Nazileriyle savaşırken temel alabileceğimiz geleneklerdir.

 

Yazar: Chris Bambery

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Kaynak: Counterfire