Molotof kokteyli, 24 saat önce çocuğun katledildiği yerde, solmuş çiçekler ve futbol atkılarından oluşan örtünün üzerine hafifçe düştü. Alexis Grigoropoulos, Atina’nın Exarcheia semtindeki kasvetli, graffiti kaplı sokaklarda ölmemeliydi. Bir halkın gençliği, rejimin vahşetine karşı onun adına sokaklara çıkmak zorunda kalmamalıydı.

Her bir molotof kokteylinin patlamasına eşlik eden kargaşa ve duman bulutunun ortasında bir şey belirginleşti. Yanan bir şehrin ışığında aydınlanan, Atina’nın en yeni mabedinin merkezindeki fotoğraflarda sadece bir çocuk olan birinin yüzü vardı – benek benek çiller ve sıcak kestane rengi gözlerle 15 yaşındaki masum yüzlü bir çocuk.

6 Aralık 2008 gecesinde, aşık çiftler ay ışığı altında Atina sokaklarında dolaşıp gelecek hayalleri fısıldaşırken Grigoropoulos’un cansız bedeni yere düştü. Ardından yaşanan, Mayıs 1968’den sonra Avrupa’nın gördüğü en büyük siyasi ayaklanmaydı.

Genç Panathinaikos taraftarı, Exarcheia’daki arkadaşlarıyla buluşmaya karar verdiğinde takımın Leoforos stadyumundan Atina’nın merkezine geri dönüyordu. Tzavella caddesinin köşesinde, pencereleri gururla kızıl ve siyah anarşist bayrakları sergileyen harap olmuş bir apartman bloğunun önünde Grigoropoulos, polis arabası onlara doğru gelirken gergin bir halde kese kağıdına sarılı birayı yudumladı.

Korkusu sebepsiz değildi. Yunanistan’ın kötü şöhretli sağcı polisi ne özgür yaşayan Exarcheia bölgesini, ne de sokak köşelerinde takılan kendinden menkul antifaşist külhanbeylerini seviyordu. Grigoropoulos ve polisler arabanın camından birbirlerine hakaret ettikten sonra polis memuru Epaminondas Korkoneas usulca arabanın kapısını açtı, silahını yavaşça çıkarttı ve Grigoropoulos’u kalbinden vurdu.

“Ondan çaldığın her bir hayal için sana bir taş atacağız.” Şiddet o gece başladı. Exarchia’nın isyankâr sokak araları boyunca, paramparça olmuş vitrinleri ve bir avro karşılığında üç taş satan işportacıların arasından geçerek, kapüşonlu gençler beyaz kar maskeleri ve kanlı futbol tişörtleriyle geldiler. Solcu sloganlar haykıran öfkeli protestocu denizinin ortasında, Yunanistan’ın önde gelen futbol kulüplerinin renkleri her yerdeydi.

Kalabalıkların önünde, AEK Atina’nın Original 21 taraftar grubunun sarı ve siyah tişörtleri öncülük ediyordu; liderleri Vassilis siyasi değişim alevinin canlandığını haykırıyordu. Grigoropoulos’un öldüğü yerin etrafında AEK harfleri şimdiden her yerde çiziliydi, A harfleri de taraftarların Anarşist eğilimlerine istinaden çember içine alınmıştı. Onların sağında, Panathinaikos’un 13. Kapı taraftarlarının yonca baskılı yeşil tişörtleri, hızlıca Exarcheia’nın harabe olmuş teknik okulunun yanından geçti. Onlar da Tzavella’nın duvarlarında Grigoropoulos’a saygılarını gösterdi; yaydıkları mesajda “Bu geceler senin için, Alexis” diyorlardı.

Panathinaikos hayranları için bu kişiseldi. Grigoropoulos kendilerinden biriydi, diğer taraftarlarla birlikte her pazartesi Atina’nın fakirlerine bedava çorba dağıtan bir çocuktu. Cinayetten saatler önce kulübüne gönüllü olarak hizmet etmiş, su topu takımının yaklaşmakta olan maçı için bilet satmıştı. Kulübün solcu taraftarlarının gözünde Grigoropoulos cinayeti, ülkenin en yoksul vatandaşlarına ekonomik tasarruf tedbirleri dayatırken, polisin vahşetini tolere eden yozlaşmış bir siyasi sistemin ölüm çanını çalmıştı.

Bunu hisseden sadece Panathinaikos taraftarları değildi. Exarcheia sokaklarında onlara katılan, Atina’nın en eski futbol kulübü Panioninos’un kırmızı ve mavi tişörtlü taraftarları benzer itirazları haykırdı: “Yozlaşmış politikacı hainler, başka bir çocuğu katletmenize izin vereceğimize ölürüz”

Atina folklorunda, Exarcheia sıklıkla Alice Harikalar Diyarında benzeri bir yer olarak anlatılır; dünyanın alt üst olduğu ve doğal düzenin tersine döndüğü bir yer. Sonuçta burası,bir öğrenci protestosunun Yunanistan’ın zorba 1973 askeri cuntasının yıkılışına yol açtığı yerdi; 1985’te 15 yaşındaki Michalis Kaltezas’ın çevik kuvvet tarafından soğukkanlılıkla öldürülmesi, Atina siyasetini bugün bile sarsan bir anarşist hareketin yükselişine neden olmuştu.

Yunanistan’ın rakip futbol taraftar gruplarının, art arda 19 gece süren isyan sırasında siyasi bir rejimle yüzleşmek için ellerinde taşlarla bir araya gelmesi pek çok kişiye benzer bir büyülü dönüşüm gibi görünmüştü. Aralık İsyanı’ndan önce Yunan futbolu çoğunlukla topyekun bir iç savaşı andırıyordu. Sadece 2008’de rakip Atinalı kulüplerin taraftarları arasında 325 şiddet olayı yaşanmıştı. Mart 2007’de Yunanistan’ın en önemli maçları, Olimpiakos’un yönetim kurulu üyeleri ve ana taraftar grubunun Panathinaikos taraftarı Michalis Filopoulos’un planlı cinayetine karışmalarının ardından bir ay ertelenmişti.

Ancak sonucu şaşırtıcı görülse de, önceki yıllarda yaşanan şiddet olayları aslında Aralık 2008’deki birlikteliğin habercisiydi. Sarhoş, saldırgan futbol taraftarlarının kalıplaşmış ilkel taşkınlığından ziyade şiddet, Yunan toplumunda meydana gelen daha geniş siyasi kutuplaşmayı yansıtıyordu. Binyılın ilk on yılında futbol, Yunanistan’da siyasi tartışma alanı haline geldi. Solcu Syriza ve neo-nazi Altın Şafak gibi yeni siyasi güçler, yıllarca süren yolsuzluğun Yunan toplumunu çileden çıkarttığının farkına varmışlardı.

Politik sistemle inancını yitirmiş birçok Yunan, şimdi yeni kurtarıcı çeşitleri için merkez siyasetin temel sınırlarının ötesine bakmaya istekliydi. Aşırı sol ve sağ partiler yeni ve denenmemiş bir şey teklif etti. Ve bu yeni gelişmeye başlayan partilerin kendilerine olan desteği büyütmeleri için siyasi sistemi tamamen es geçip doğrudan futbol taraftarları arasında örgütlenmekten daha iyi bir yol olamazdı.

Burada uğraşılacak verimli bir politik toprak vardı. Sosyolog Yiannis Zaimakis’in 2008 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, Yunan futbol taraftarlarının yüzde 82’si ülkenin ‘ayda 700 avro jenerasyonu’ olarak bilinen kısmını oluşturuyordu. Bunlar, ekonomik mücadeleleri küreselleşmeye veya ilerleme kavramlarına inançlarını söndüren 18 ve 34 yaş arasındaki erkeklerdi. Onlar, Syriza ve Altın Şafak’ın radikal söylemlerinde umut buldular.

Bu yeni kurulan siyasi örgütler tribünlere yansıtıldı. Michalis Filopoulos, memleketi Kolonos’da Panathinaikos’un 13. Kapı anti-faşist ultras grubunun bir üyesiydi. Altın Şafak ile bilinen bağlantıları olan Olympiakos’un Kırmızı Milliyetçiler grubu taraftarlarınca katledildi.

Pangrati, ıspanaklı böreklerin sıcak kokusunun altın servi ağaçlarıyla kaplanmış sokaklara küçük mezelecilerden yayıldığı tatlı, sade bir Atina mahallesidir. Sessiz hali ve uzanarak güneşin keyfini çıkaran yaşlı nineleriyle bu mahalle, Yunanistan’ın en kötücül ittifaklarından birinin doğmasını bekleyeceğiniz son yer. Ancak burada, Mart 2000’de aşırı sağ Altın Şafak partisi bir futbol silahlanma yarışına girişerek Yunanistan’ın siyasi partilerinin teker teker futbol taraftar gruplarına sızıp bunları radikalleştirme sürecini başlattı.

O ay, Altın Şafak’ın Pangrati’de Barnabas Meydanı’ndaki genel merkezinde, parti genel başkan yardımcısı Ilias Panagiotaros Yunan milli takımı için yeni bir taraftar grubu kurdu. Mavi Ordu olarak bilinen kulüp, Altın Şafak üyelerinin Yugoslavya savaşına katılmasından esinlenmişti. Tahmini 35 Altın Şafak yetkilisi Boşnaklara karşı etnik temizlik girişiminde Bosna-Sırp ordusunun bir parçası olarak savaştı.

Burada Altın Şafak üyeleri Arkan olarak bilinen ve kötülüğüyle ün salmış komutan Željko Ražnatović’in seferber ettiği, Kızıl Yıldız Belgrad taraftarları arasında aşırı sağda kalan holiganlardan oluşan Arkan’ın Kaplanları’nın yanında savaştı. Savaş boyunca Altın Şafak’ın Chrysi Avgi gazetesinin tüm sayfalarında parti,Arkan’ın milliyetçi futbol taraftarlarını seferber etme fikrine övgüler yağdı. 1995’te Chrysi Avgi’nin başyazılarında “Yunanistan’da benzer örgütlenmelerin zamanı gelmiştir.” diye yazıyordu.

1999’da zaman geldi. Pangrati gibi Atina’nın ruhsuz Olimpiyat Stadyumu da milliyetçi bir coşku yuvası olacağını düşüneceğiniz bir yer değil. Stadyumla ilgili her şey salt duygusuzluk haykırıyor. Gri, yıkanmamış koltukların bunaltıcısı görüntüsü, bir beton tribünden diğerine yayılarak en ateşli taraftarların bile heyecanını ve tutkusunu öldürüyor. Hayatta kalan herhangi bir ambiyans kısa sürede iki kale ile tribünler arasındaki metrelerce uzanan aralıklardan geceye yayılıyor.

Ancak o yılın Ekim ayında, Arnavut taraftarlardan oluşan küçük bir grup iki ülke arasındaki uluslararası maçta Yunan bayrağını yaktıklarında milliyetçi bir heyecan uyandırdılar. Sonraki 16 gün boyunca Yunanistan’ın dört bir yanında göçmenlere yönelik saldırılar gerçekleşti. Saldırıların en uç noktası, 22 Ekim’de Altın Şafak’ın bir üyesi olan Pantelis Kazakos’un evinden çıkıp gördüğü ilk iki yabancıyı vurarak öldürmesi oldu.

Altın Şafak, bu milliyetçi kin sürecinde bir fırsat gördü. Taraftar grubunun açılış töreni basın demecinde Mavi Ordu’nun “siyasi ilişki dikkate alınmaksızın Yunan bayrağının yanmasından rahatsız” hisseden herkes için olduğu yazdı. Aslında Mavi Ordu, Altın Şafak ile olan bağlantılarını gizlemeye çalışarak kendisini tüm siyasi partilerden bağımsız görüntüsüyle sundu. Hatta PAOK Selanik’in bir taraftarı olan Stefanos Theodoros grubun kurucusu gösterildi.

Bu ilk aylarda hiç kimse herhangi bir soru sormadı. Mavi Ordu, Kasım 2000’de Yunanistan’ın Finlandiya ile olan maçında Nazi selamında durup Swastika (Gamalı Haç) pankartları açtı ancak bu sadece çocukluk etmek gibi görüldü. 2001 Kasım’ında 60 Mavi Ordu üyesi, ülkenin “Moğol sıçanı” dedikleri Türkiye ile birlikte 2008 Avrupa Kupasına ev sahipliği yapma teklifi üzerine Yunan Futbol Federasyonu genel merkezini kuşatana kadar da herhangi bir siyasi endişe dillendirilmedi.

“Evet, bu doğru.” Bu üç küçük kelime, 2002 yılının Ocak ayında Ilias Panagiotaros’un ağzından çıktı ve bir milletin evlerine el bombası gibi yuvarlandı. Altın Şafak’ın genel başkan yardımcısı Mavi Ordu’yu partinin kurduğunu canlı yayında itiraf ediyordu. Daha da kötüsü, tuhaf bir şekilde bundan gurur duyuyordu: “Evet, Altın Şafak’ın birçok üyesi Mavi Ordu’ya üye, grubun üyeleri de bize; biz grubu yeni üye desteği çekmek için yarattık.”

Panagiotaros bir bakıma açıklamayı yapmaya zorlandı. Eleftherotypia gazetesi yakında ilgili grupların bağlarının kanıtlarını yayınlayacaktı. Bu kanıtlar arasında iki grubun da Altın Şafak’ın Pangrati’deki genel merkezinde yönetilip ortak telefon numaraları ve banka hesaplarına sahip oldukları da vardı. Ancak Panagiotaros’un meydan okuması ve gurur gösterisi yapay ya da yanlış görünmüyordu.

Kuvvetli politikacı, bağlantıyı gözler önüne serip acısını çekmeyeceğini biliyor gibiydi. Ortalama Yunan vatandaşını endişelendiren de buydu. Yıllar boyunca, Altın Şafak’ın polis arasında yaygın olarak destek aldığına dair söylentiler vardı. 1998’de Yunanistan İçişleri Bakanı, ülkenin polis güçlerinde “faşizm ve kontrolsüz bir şiddet kültürü” geliştiğini söylemişti. 2002’de haber kaynakları, memurların yüzde 20,6’sının yaklaşmakta olan yerel seçimlerde Altın Şafak’a oy vereceğini bildiriyorlardı. Pek çok kişi, Panagiotaros’un rahatlığının kurumsal desteğe sahip olmasından kaynaklandığını düşünüyordu.

Gelecek olaylar bunun doğruluğunu gösterecekti. Mavi Ordu hiçbir ceza almadı. Kısa bir süre sonra Panagiotaros, Mavi Ordu ve Altın Şafak ortak kampanyası ile Avrupa Parlamentosu Üyesi olarak seçildi. Ayı zamanda şiddet de arttı. 2004 yılında yüzde ellisi Altın Şafak’a destek veren polis kuvveti, 12 Mavi Ordu üyesi taraftarın Atina’nın Omonoia Meydanı’na Arnavutların arabalarını yakmalarını izlemekle yetindi. Bir gün sonra Yunan bir taraftar 20 yaşındaki bir Arnavut öğrenciyi öldürdü. Bu göçmenlerin suçu ne miydi? Milli takımlarının birkaç gün önce Avrupa şampiyonlar liginde Yunan takımına karşı sürpriz galibiyetiydi.

 

Yazar: Alexander Shea

Çevirmen: Özgenur Aydın

Kaynak: These Football Times