The Biological Universe (Biyolojik Evren) kitabının yazarı Wallace Arthur, insanlığın en kalıcı sorularından birini açıklığa kavuşturuyor.

Bu sorunun kısa cevabı, “hayır”. Bir bilim insanı olarak bu cevaptan şüphe duyuyorum ve bu garip bir durum, çünkü şu ana dek hiçbir yerde dünya dışı herhangi bir tür yaşama dair bir kanıt bulunamadı. Bu durum günümüz yaşamı için olduğu kadar geçmiş yaşam için de geçerli. 1980’lerde Antarktika’da bulunan bir göktaşının içinde olduğu ifade edilen sözde fosillerin günümüzde biyolojik değil kimyasal süreçler yoluyla meydana gelmiş olduğu biliniyor. 1960’larda SETI’nin (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) ilk günlerinden günümüze kadarki 60 yıllık araştırma süresince dünya dışı yaşama dair elde edilen kanıtların toplamı sıfır, bir hiç. Yankılanan bir sessizlik. Giden mesajlarımıza hiçbir yanıt yok, yaşam formları tarafından üretilen ve bize ulaşan hiçbir sinyal de yok. Cansız yıldız ve gezegenlerle dolu çorak bir boşlukta, canlı bir toz zerresi ya da Carl Sagan’ın Dünya’dan bahsettiği şekliyle ‘soluk mavi nokta’ gibiyiz.

Fakat ‘gezegenler’ ifadesi karşı konulamaz kanıt eksikliğine rağmen tuhaf pozitifliğimin temelini oluşturuyor. Eski Yunanlılar altı gezegeni biliyordu: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter ve Satürn. Sonra, 1700 ve 1800’lerde Uranüs ve Neptün’ün keşfiyle bu rakam sekize çıktı. Plüton’un geçici bir süre gezegen kabul edildiği süreç dışında bu rakam bir asırdan fazla bir süre aynı kaldı. Fakat bu süreç de 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından Plüton’un derecesinin düşürülmesiyle sona erdi, ki bunun nedenlerini görmezden gelebiliriz çünkü uğraşacağımız daha önemli meseleler var.

Hubble Uzay Teleskobu tarafından fotoğraflanan Jüpiter gezegeni. Burada yaşam yok, fakat uydularından birinde olabilir. Yakınlarda keşfedilen birçok ‘sıcak Jüpiter’de de yaşam bulunmuyor. Görüntü NASA’nın izniyle alınmıştır.

90’larda bilinen gezegenlerin sayısı tekrar arttı, fakat bu sefer durum farklıydı. Söz konusu yıllarda keşfedilen gezegenler ilk ‘ötegezegenler’ idi, yani bizim yıldızımız olan Güneş’in değil farklı bir yıldızın yörüngesini izliyorlardı. 2000’li yıllara gelindiğinde, yirmiden fazla ötegezegen keşfedilmişti. 2010’a kadar bu sayı yüzleri buldu, günümüzde ise binlere ulaşmış durumda. Bu rakamların da gösterdiği üzere; insanların gezegen keşfetmelerindeki bu artış kabaca üstel bir modelle örtüşüyor, yani hızlanmaya devam ediyor. Peki bu ne zaman sona erecek? Aslında muhtemelen hiç bitmeyecek, en azından bizim soyumuz tükenene dek.

The Transiting Exoplanets Survey Satellite (Geçiş Yapan Ötegezegen Gözlem Uydusu), ya da kısa adıyla TESS, Dünya benzeri ötegezegenler keşfetti. Görüntü NASA’nın izniyle alınmıştır.

Ötegezegenleri ‘sonsuza dek’ keşfetmeye devam edeceğiz ve bunun bir nedeni var. Hem gerçek hem mecaz anlamdaki astronomik sayılar için şimdiden özür dilerim. İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nde yaklaşık 400 milyar yıldız bulunuyor. Neredeyse hepsinin yörüngesinde dönen gezegenler olduğu tahmin ediliyor. Tam sayı değişiklik gösterse de ortalama tutarlı bir tahmine göre bu sayı üç trilyondur. Galaksideki toplam gezegen sayısı ise bir trilyonun üzerinde. Fakat gözlemlenebilir evrendeki galaksi sayısı da bir trilyonu aşıyor. Yani toplam gezegen sayısı hakkındaki en iyi tahminimiz bir trilyon trilyondan fazla olduğu yönünde, aranızdaki matematikçiler için 10 üssü 24 de diyebiliriz.

Bu çok fazla gezegen demek. Kendi yıldızının yörüngesinde dönen ‘sıcak Jüpiterler’ gibi bazı gezegenler bildiğimiz yaşama elverişsizler ve muhtemelen bilmediğimiz yaşamları da bulundurmuyorlar. Değişken ‘parıltılı yıldızların’ yörüngelerinde dönen diğer gezegenler de aynı ölçüde yaşama elverişsiz olabilir. Fakat gezegenlerin küçük bir kısmı Güneş benzeri durgun yıldızların yaşama elverişli bölgelerinde yörüngeye oturmuş durumda ve bunların hiçbirinde yaşam olmaması akıl almaz görünüyor. Ne de olsa büyük bir sayının küçük bir kısmı bile çok büyük bir sayı ediyor. Muhtemelen bu şekilde en az bir milyar trilyon gezegen var, diğer bir deyişle 10 üssü 20 adet. Bu kadar fazla potansiyel Dünya var ve sadece birinde yaşam mevcut öyle mi? Saçmalık! Ama başta da dediğim gibi, bu yalnızca kısa cevap. Uzun cevap ise burada:

Wallace Arthur’dan Biyolojik Evren

Yazar: Wallace Arthur

Kaynak: Cambridge Blog

Çevirmen: Büşra Derli

Düzenleyen: Dilara Güzel