Evden çalışmak işçi sınıfını zayıflatır mı? – Bluebirdbeta

Evden çalışmak işçi sınıfını zayıflatır mı? – Bluebirdbeta

İlk olarak New Syndicalist tarafından yayınlanan, evden çalışırken iş yeri örgütlenmesinin zorlukları hakkında bir makale olan bu yazının çıkış noktası IWW Cymru bünyesinde yapılmış sohbetlerdir ve umuyoruz ki işçi hareketi konusunda daha geniş kapsamda tartışmalara önayak olacaktır.

Hızlı bir not; işsizlik ve ücretsiz bakım gibi çeşitli işlerin ev ortamından yapılmasına karşın, bu yazıda “evden çalışma”, bilgisayar tabanlı iş yapan ve “serbest meslek sahibi” işçileri veya öncesinde büroda yapılmakta olan işleri ifade etmek için kullanılmıştır.

Uzun yıllardır işçilere esnek mesai saatlerinin ve evden çalışmanın imkânsız olduğunu anlatılmaktaydı. Ancak şirketler karantinaların meydana getirdiği koşullara uyum sağladıkça, bu algı adeta yerle bir olmuştur. Bu durum, nasıl ve nerede çalışacakları konusunda daha fazla özerklik arayan çalışanlar için bir dizi olasılık ve fırsat sunmaktadır.

Ancak sendikalar, insanların evden çalışmaya geçmesi ile ortaya çıkan muazzam zorlukları henüz incelememiştir. İlk bakışta öyle görünmese de evden çalışmak düşündüğümüz kadar büyük bir özgürlük değildir. İşçiler tarafından ve onlar için organize edilmediği takdirde, evden çalışmak koşullarımızı daha da kötüleştirebilir.  Bu çalışma yöntemi, genel iş yeri örgütleme yöntemlerimiz ile ters düşmekte olup, işçi sınıfını bazı temel yönlerden zayıflatabilir.

Veri Giriş Uzmanının Hayatından Bir Gün

Üç yıl boyunca evden uzaktan çalışma veri giriş uzmanı olarak çevrim içi bir uygulamaya sahip olan genç bir şirket için çalıştım. Sözleşmeli serbest çalışan olarak işe alındım. Kendi dizüstü bilgisayarıma sahip olmak ve gün içerisindeki kendi çalışma saatlerimi seçebilmek, bu şirkete göre beni “serbest meslek sahibi” yapmaya yetiyordu. Sözleşmeli serbest çalışana patronunun tatil ücreti, hastalık ödemesi veya yıllık izin verme yükümlülüğü yok ve bu internet tabanlı şirketlerin çekinmeden sonuna kadar faydalandığı bir düzen.’’

Görevlerimden biri, çocuklarıyla yapacak bir şeyler arayan ebeveynler ve veliler tarafından kullanılan uygulamada reklamı yapılacak aile dostu etkinlikler aramaktı. Şirket, veri tabanını kendi sunucularında barındırırdı ve Toggl adlı bir programla birlikte saat giriş ve çıkışına bağlı olarak, şirket her çalışanın bir etkinlik eklemek için harcadığı ortalama süreyi hesaplayabiliyordu.  Her hafta, her işçi için çeşitli görevleri tamamlamaları amacıyla geçen ortalama süreyi ve hedef sürelerinin altında olup olmadığını belirten bir rapor hazırladılar. Amaç, işçinin ideal bir Goldilocks standart hızında yani ne verimsizlik derecesinde yavaş ne de aceleden ötürü hataya sebep olabilecek biçimde aşırı hızlı çalışıp çalışmadığını görmekti.

Orada çalışmaya başlamadan bir yıl sonra şirket işleri değiştirmeye karar verdi. Altmış uzaktan çalışanın tamamının ve haftalık ortalama sürelerinin, en hızlıdan en yavaşa doğru bir fikstür şeklinde listesini oluşturdular. Liste, yalnızca kendinizin nerede olduğunuzu anlayabileceğiniz biçimde anonim olarak hazırlanmıştı ve tam da sayfanın en üstüne yerleştirilmişti. Yani her oturum açmanızda veya veritabanının farklı bir bölümüne geçiş yaptığınızda liste hemen gözünüzün önüne geliyordu. Ayrıca haftalık, aylık vb. görüntülenebilecek şekilde ortalama sürelerinizi gösteren grafikler de içeriyordu liste. İyi performans gösterenler ve sık sık listelerin başında yer alanlar, her hafta ek çalışma ücreti garanti eden ekstra projelerde yer alma teklifleri alacaklardı.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu değişiklikler nedeniyle kendimi listenin neresindeyim diye endişelenirken buldum. Saflardan aşağı kayanları anında ve zahmetsizce kovabileceklerini bildiğimden, “sözleşmeli serbest çalışan” statümün güvence altında olmadığının son derece farkındaydım. Çalışmaya devam edebilecek kadar “üretken” olduğumdan emin olmak için hızımı takip eden verileri sık sık kontrol ettim. İşçilerin anonim halde bir listede sıralanması, çalışma sürecini tamamen insanilikten yoksun hale getirme etkisine sahipti. Patronlar, bu listedeki rakamları meslektaşlarım olarak görmememi sağladı; başarıları ve sıkı çalışmaları beni maddi olarak tehdit eden meçhul, isimsiz rakiplerdi onlar.

Şirket, bir olan bir Slack sunucusuna sahipti. Bilmeyenler için; Slack sunucusu, uzaktan çalışanlara sahip şirketler için özel olarak tasarlanmış bir sohbet odasıdır. İşçiler, gün boyunca birbirlerine sorular sorar ve tavsiyelerde bulunur, hemen hemen tüm iletişim tek bir ana kanaldan geçer. Patronlar ise Slack’i ziyadesi ile sevimli emojilerle dolu bir biçimde şirketten gelen güncellemeleri, veri tabanındaki değişiklikleri ve meslektaşları tarafından yardımcı olarak nitelendirilmiş işçilere “altın yıldız” göndermek için kullanıyordu. Tüm bunlar tek kanalda yapılabileceğinden, işçilerin birbirlerine özel mesajlar göndermemesi bekleniyordu. Yalnızca hata yaptığımda veya başka birinin hatasını fark ettiğimde mesaj gönderiyor veya alıyordum.

Tesadüfe bakın ki Slack kısa süre önce doğrudan mesajlarla ilgili politikasını değiştirerek işverenlerin sizi bilgilendirmek zorunda kalmadan silinmiş mesajlar da dahil olmak üzere bunları indirebilmesine olanak sağladı. Yanlış duymadınız; patronunuz Slack mesajlarınızı okuyabilir.

Dahası, sadece gayriresmi olarak sohbet etmememiz ya da iş yeri sorunlarını tartışmamız beklenmekle kalmıyor, aynı zamanda mali açıdan da bunun aksine yönünde teşvik ediliyorduk. Her şeyden önce belli bir mesai saatimiz vardı ve konuşmak, hızlarımızın düşeceği ve dolayısıyla bizim de listede alt sıralara düşeceğimiz anlamına gelirdi. Bu, en azından benim bildiğim kadarıyla, işçilerden hiçbirinin yakın ilişkiler kuramadığı ve bu bariz sorunları mevcut çalışma süreciyle, tartışama olanağı olmadığı anlamına geliyordu.

Özellikle güvencesiz istihdamla birlikte evden çalışma teknolojisi ve tarzı, doğal olarak çalışanlarda kaygıya sebep olur ve bu kaygı, çalışanları denetlemek için kullanılır ve çalışanlar birbirlerini iş arkadaşından ziyade, rakip olarak görmeye başlar. Bu durumun, çalışanların sahip olduğu güç hususunda olası büyük sonuçları var.

İşyeri düzenlemesinde zorluklar

Evden çalışmanın iş yerinde organize olmayı neden çok zorlaştırdığının nedenlerini, kendi tecrübelerim üzerinden, birbirleri ile ilişkili bir biçimde incelemek uygun düşecektir.

Öncelikle, az önce de belirttiğim gibi, güçlü bir iş yeri sendikasının temelini oluşturan kişisel ilişkileri kurmanın belirli bir yolu yoktu. Meslektaşlarla iletişim kurmaya olanak sağlayan tek platform patronların gözetimi altındaydı ve işin güvencesizliği, sohbet etmek ve arkadaş edinmek için zaman, teşvik veya mazeret olmadığı anlamına geliyordu. Şirket başından beri uzaktan çalışanlara güvendiği için, çalışanların hiçbirinin birbirleri ile daha önceden bir ilişkisi veya iletişim kurabilecekleri yönetimin gözetimi dışında kalan bir kanalı yoktu.

Bu durum, uzaktan çalışmaya yalnızca son dönemlerde başlamış ve iş arkadaşlarını halihazırda tanıyan kişiler için aynı olmayabilir. Ancak, karantinadan sonra evden çalışmanın devam etme olasılığı ile, yeni istihdam edilen çalışanlar da benzer zorluklarla karşılaşacaktır. Aramızda futbol sohbeti dahi yapamayacaksak, işte yeni arkadaşlar edinip bir organizasyon ekibi oluşturmaya nasıl başlayacağız?

İkincisi, şirketler, keyfi bir iş bölümü yaratmak için gözetim teknolojilerinden ve güvencesiz sözleşmelerden yararlanabilmekte. İş süreci, çalışanların iş arkadaşları ile dayanışma içinde olmasının mali açıdan zararlı dahi olduğu ölçüde bireyselleştirildi. Daha önce de söylediğim gibi, çalışanlar ilişki kuramadığı takdirde, bu durum aşılması son derece zor bir sorun haline gelecektir.

Kapitalistler, üretimdeki çelişkilerden birinin farkına varmış bulunmaktalar: çalışanları bir araya getirmek üretimi önemli ölçüde artırır, ancak bu yakınlık aynı zamanda çalışanların bir aradayken elde ettikleri güçlerinin farkına varmalarına ve bundan faydalanmalarına da olanak tanır. Buna karşılık kapitalistler, çalışanları ister aynı iş yerinde ister üretimi dünyanın dört bir yanına yaymak sureti ile çeşitli şekillerde bölmeye başladılar. Serbest meslek denilen sahtekarlığın yaygınlaştırılması da işçilerin keyfi olarak bölünmesi yönünde en güncel yöntemdir.

Bir Veri Giriş Uzmanı olarak benim durumumda, pasif gözetim ve veri toplama sonucunda güvencesiz çalışanların kendimizi denetlediği bir Panoptikon (mahkumların her zaman gözlemlenebileceği merkezi bir kuyu etrafında düzenlenmiş hücrelerin bulunduğu dairesel bir hapishane) etkisi vardı. Patronlar, e-postayla bizi “uzak ekip” olarak öven motivasyon mesajlarını göndermelerine karşın, üretim ilişkilerinin kendisi uzaktaki çalışanlar arasında bölünmüşlüğe sebep oldu. Her birimiz ek saatler için yarışıyor, listenin tepesine yakın kalmak için kendimizi strese sokuyor, diğerlerine kıyasla aslında daha kötü durumda iken kendimizi güvende hissediyoruz.

Üçüncüsü, bu iki zorluk ile birlikte, evden çalışmak kapitalizmin temelinde var olan bu yabancılaşmayı pekiştirebilir. İşçilerin kendi ayrı birimimizde birbirlerinden uzakta bireyler olarak bölünmesi, uygulama hizmetini üretmek için nasıl iş birliği yaptığımız konusunda bizi körleştirdi. Birbiri arasında herhangi bir yakınlık olmaksızın, bireysel çalışanlar hizmeti üretmeye ilişkin farklı görevleri öğrenemezler, bu da çalışma sürecini bir bütün olarak daha az anlayabileceğimiz anlamına gelir.

Bu durum bir organizasyon stratejisi için doğurduğu bazı sonuçlar mevcuttur: Tüm üretim sürecini kavrayabilmek, işçilerin yıkıcı faaliyetin birikmiş bir etkiye sahip olabileceği stratejik noktaları belirlemelerine ve patron için sorunların zincirleme reaksiyon şeklinde meydana gelmesi izin demektir. Çalışanlar birbirlerine karşı yabancılaştığında müşterek gücümüzden en iyi şekilde faydalanamayız. Bunun ötesinde, devrimci ya da isyancı bir dönemde, yabancılaşmanın üstesinden gelememek, işçilerin üretim araçlarının kontrolünü elimize almak için gereken bilgi ve ilişkilerden yoksun kalacağı anlamına gelir.

Bu tartışmanın devamı sağlanmalı

İş yeri organizatörlerinin, evden çalışmanın getirdiği bu kopukluk ve bireyselleşmeye bir çözüm bulması gerekmektedir. Bireysel meslektaşlarımızla konuşmanın yollarını bulmalı ve ardından bir grup olarak bağlantı kurup tartışmamız gerekmektedir. Şirketlerin yazılım altyapısı, gözetimi, güvencesiz sözleşmeleri ve çalışanların birbirleri ile konuşmasını engelleyen unsurlar bu görevi oldukça zorlaştıracak ve üstesinden gelinemediği yerlerde iş yeri düzenlemesi imkansız hale gelecektir.

Bunu nasıl yaptığımıza dair henüz yeterli cevaplara sahip değilim ve bunu ancak mücadele ve derinlemesine düşünme yoluyla öğreneceğiz. Bu makale belirli bir iş koluna adanmış olsa da, amacım evden çalışmanın gittikçe yaygınlaşmasını tüm işçi sınıfı için en önemli sorunu olarak göstermek değildir. Çoğu çalışan tehlikeli koşullarda işe geri dönmeye zorlanmakta ve zorlanmaya devam edecek ve kayıtsız işçiler acınacak derecede yetersiz bir sosyal güvenlik yükünü çekiyorlar. Bazı akademisyenlerin otomasyonu öcü gibi gösterip uzay esprileri ile ilgili kitap yazarak büyük olasılıkla abarttıkları gibi ben de evden çalışma ile ilgili sorunları abartıp evden çalışmayı öcüleştirmek istemiyorum.

Ancak bu, işçi hareketi tarafından yeterince ilgi görmeyen ve endişe verici bir oranda büyümekte olan bir durumdur. Bizimki gibi, üretimin yüksek yüzdesinin hizmet ekonomisi içinde yer aldığı bir ekonomide, bu durum gittikçe daha fazla kendini gösterecektir ve sayıları gittikçe artmakta olan çalışanlar için, mücadelesine şimdiden başlamamız gereken rahatsız edici zorluklar meydana getirecektir.

Evden çalışan organizatörler için son notlar:

– Meslektaşlarınıza çevrim içi olarak gönderdiğiniz her şeyin olarak kopyalanıp patrona gönderilme olasılığı vardır.

– İş arkadaşlarınızı karantina döneminden tanıyorsanız veya onlarla çalışıyorsanız, onlara ulaşın ve patronun gözetimi dışında bir iletişim altyapısı oluşturun. Bu, çalışanların e-postalarının ve telefon numaralarının bir listesi veya güvenilir çalışanlar ve arkadaşlar için bir WhatsApp grubu olabilir.

– Yeni çalışanların işe alındığından ve evden çalıştığından haberdar olursanız, onlarla samimi bir şekilde iletişim kurmaya çalışın; onları tanımaya çalışın.

– Evden çalışacağınız yeni bir işe başladıysanız, meslektaşlarınızla konuşmanın bir yolunu bulmanız gerekir. Birbirinizi önceden tanımadığınız için bu oldukça garip hissettirebilir. Herkes aynı durumda olacağından, çok sayıda yeni çalışan varsa bu aslında daha kolay olabilir.

– Çalıştığınız şirkette iş arkadaşlarınızın e-posta adreslerinin ve telefon numaralarının bir listesinin mevcut olup olmadığını bulmaya çalışın.

– Karantina dönemi eninde sonunda sona erecek, ancak muhtemelen siz ve iş arkadaşlarınız hala evden çalışıyor olacak gibi görünüyor. Bir araya gelmek için sosyal etkinlikler düzenlemeyi deneyebilirsiniz.

– Çalışanlar arası iletişimin engellendiği, yoğun gözetimin olduğu bir durumda, kendinizi güvence altına almak için şirket dışı yollara başvurmanız daha uygun olabilir.

Kaynak: Libcom.com

Çevirmen: Uğur Mete Eren

Düzenleyen: Hasan Özuğurlu

Leave a comment