Eğer estetik manevi ilişkinin (tat ilişkisi) belli cinslerinin karakteristik özelliğiyse; sanatsal da gösterge bilimsel faaliyetin karakteristik bir türüdür. Sanatsal faaliyet, ürünlerinin (yani estetik bütünlüğünün) mükemmelliği elde ettiğini varsayar, Kant’ın deyişiyle: “Ertelenemeyecek bir kilometre taşı gibi…”

Başka bir deyişle sanat (bu faaliyetin alanı) ve özellikle de konuşma sanatı estetik ilişkilerin en yüksek formudur. Bahtin, “Doğanın estetik düşüncesi, mitte, dünya görüşünde estetik anlar <…> karışık, kararsız ve melez. Estetik kendini sadece sanatta tamamen kavrıyor.” diye yazmıştır.

Duygusal düşünce (estetik), sanat yapıtlarının yaratılışının manevi kaynağıdır (sanatsal). Bu nedenle kederin etkisi ahlaki ve tamamen manevi bir deneyimdir ancak birincil ve direkt olarak kederden kendini kontrol edemeyen kişiyi ele geçirir. Kederini aktarmak için birincil işaret sistemine (dile) ihtiyacı vardır. Kaybıyla oluşan ağıtta ifade edilen his ikincil ve aracılık eden bir deneyimdir (özellikle, ağıt yazma geleneğinin aracılığı).

Katarsis’in duygusal tepkisindeki acının arıtma etkisi, yazardan yaratıcı soğukkanlılığının, yani kendi duygusal yaşamının ulvi olarak özümsenmesini talep eder. Sonuç olarak ikinci kanun sistemine yapılan bu çağrı ağıtın sanatsal dilidir.

Sanatsal faaliyet; yeniden biçimlendiren ve yeni, ikincil bir şey veren bir etkinliktir. Her çeşit zanaat, bunların süslendiği ölçüde şeyler yapmaya yönelik faaliyetlerine estetik bir an getirir, yani onlara ikincil ve ek bir önem verirler.

Bununla birlikte, faydacı bir işlevi olmayan sanat alanında, yeniden yazma faaliyeti, metinlerin “yapıldığı” materyali değil, temel tecrübelerin yaşamsal içeriğini ele almaktadır. Bu faaliyetle yaratılan estetik nesne, M. M. Bahtin tarafından “bir esere yönelik estetik faaliyetin (düşünce) içeriği” olarak tanımlandı.

Her deneyim değerlidir, olgunun bir şekilde öyle ya da böyle olduğu görülüyor, yani yaşamın konusu için belirli bir görünüm alır. Sanatçının faaliyeti, bu “görünüşlerin” yeniden kaydettirilmesinden ya da bir başka deyişle, yeni yaşam biçimlerinin yaratılmasından, hayal dünyasındaki algılamanın yeni biçimlerinden oluşur. Hayali dünyanın ruhsal gerçekliğinin yaratılması sanatın bir gerekliliğidir. Bu olmadan, metnin bestelenmesinde gösterge bilimsel bir faaliyet, sanatsal nitelik kazanmaz. Aynı şekilde metinlerde gösterge bilimin izi olmaksızın hayal gücü oyunu da henüz sanat alanının bir parçası değildir.

Sanatsal görüntü, bu da bir görünüştür <<var olmayan varlıklar>> (Hegel), birincil gerçeklikte var olmayan ancak hayal gücünde, yer değiştiren (ikincil) gerçeklikte mevcut olan varlıklardır. Bununla birlikte, sanatta bir görüntünün ortaya çıkışı, işaretin gösterge bilimsel niteliğiyle (yaşam deneyiminin görünümünden farklı olarak) verilir:

1) Sanatsal bir dil olarak hareket eden bazı görüntü sistemlerine aittir,

2) Başka bir realitenin hayali bir benzerinin işlevini görür,

3) Bir çeşit kavramsallığa (anlama) sahiptir.

Aynı zamanda sanatsal faaliyet, göstergelere indirgenemez. Harici veya dahili (zihinsel) tekrarlanabilirlik, işaretsel davranışın gerekli bir özelliğidir. Eğer metinlerin dilleriyle ilişkili işaretlerin sıralanışı kimseye göre yeniden üretilemezse, göstergebilim işlevini kaybeder. Çünkü sadece tekrarlanabilenler dilin alanına aittir.

Sanatçının doğası gereği estetik aksine çoğaltılabilirlik anlamına gelmez, çünkü basit yaratıma indirgenmez; ancak bu bir yaratılış, yani benzeri görülmemiş bir yaratımdır. Yinelenemezlik, yaratıcı hareketin en önemli özelliğidir; bilişsel işlemlerin veya el işlerinin aksine gerçekten eşsiz bir sanat eseri, gerçekten benzersiz bir şey olarak kabul edilebilir. Felsefe estetiğinin kurucusu Alexander Baumgarten, sanat çalışmalarını “heterokosmos” – başka (yaratılmış) bir dünya olarak adlandırdı.

Edebiyat çalışmalarındaki ya da tarihsel bir kişinin resmedilmesindeki baskılar bile sadece bir üretim değildir, onun analoğunun yaratılması gösterge bilimsel bir anlam ve estetik olarak kavramsal bir anlam içermektedir.

Zanaatkâr taklit çizgisi görünüşüyle ya da yaşam gerçekleriyle değil de gerçek tarihi olaylar adı altında sanatsal faaliyetlerle uğraşırsak (örneğin, “Savaş ve Barış”ta Napolyon) insan kişiliği yazarın hayal ürününde bulunur, görünüşün (resmin) değeri onun tarihsel prototipidir. Kahramanın kişiliği, ikameci, tarihsel kişinin temel gerçeğinin yerini almasıyla, zihinsel olarak yaratılan ve duygusal olarak yansıtılan ikincil bir gerçeklikle ortaya çıkıyor.

 

Çeviren: Kübra Fidan

Kaynak: http://www.textologia.ru/literature/analiz-hudozhestvennogo-texta/nauchnost-hudozhestvennost/esteticheskoe-i-hudozhestvennoe/1725/?q=471&n=1725