Tıp ve halk sağlığı kapitalist sistemin büyümesi ve devamı için önemli rol oynasa da 21. yüzyılda koşullar, emperyal bir düzen olmayan bir dünya vizyonunun hayal edilebilir bir geleceğin parçası olmasını sağladı. Dünya çapında, sermaye ve özelleştirme mantığına karşı çeşitli mücadeleler, halk hareketliliğinin muhalefetini göstermektedir. Bu mücadelelere ek olarak, çeşitli ülkelerdeki gruplar alternatif kamu sağlığı ve sağlık hizmetleri modelleri üretmek için harekete geçti. Özellikle Latin Amerika’daki bu çabalar kapitalizm ve emperyalizmin beslediği tarihsel kalıpların ötesine geçti. (Burada, pek çok yönden istisnai olan ve daha önce de üzerine pek çok şey yazılmış Küba hususuna değinmemeyi seçtik.) Bahsedeceğimiz tüm mücadeleler diyalektik değişim sürecinde kalmaya ve daha elverişli ya da daha az elverişli koşullara dönüşmeye devam ediyor. Ancak, örnekler sermaye mantığına karşı ortak bir direnişi ve ortak bir kârlılık yerine dayanışmaya dayalı halk sağlığı hizmetleri hedefini gösteriyor.

Latin Amerika’daki mücadelelerin ana karakterleri, neredeyse iki yüz yılı aşkın bir süredir ABD tarafından dayatılan siyasi ve ekonomik emperyalizmin doğrudan etkilerini yaşamışlardır. Amerika kıtalarında Amerika Birleşik Devletleri egemenliğini güçlendiren politikalar, 1823’de Monroe Doktrini ile resmen başladı. Bunu takiben ABD’nin ekonomik ve politik üst sınıfı, ABD’deki çok uluslu şirketlerin hammadde çıkarabilecekleri ve bütün Batı Yarımküre için yeni pazarlar açacakları bir yeni-sömürgeci ortam yaratmayı başardılar. ABD askeri güçleri, büyüyen ABD imparatorluğunu 19. ve 20. yüzyıllar boyunca bir dizi istila ve başka müdahalelerle korudu.

Latin Amerika ülkeleri son iki asırda bir çok açıdan politik bağımsızlıklarını sağlamayı başardılar ancak ekonomik bağımsızlığın bulması daha zor bir şey olduğu görüldü. 1940’lar ile 70’ler arasında , Latin Amerika ülkeleri kendi ekonomik düşüncelerini oluşturma ve kendi ekonomik yollarından gitme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Bu süre zarfında bölge, sanayileşmeyi teşvik etmek için devlet müdahalesini destekleyen politikalar denedi. Diğer şeylerin yanında, bu politikalar eğitim ve sağlık hizmetleri gibi kamu hizmetlerinin gelişmesini ve büyümesini de destekledi. Bu politikalar, fakirlik ve eşitsizliği azaltmaya yaramış olmasalar da devletin ulusal ekonomik politikadaki rolünü ve bir sosyal güvenlik ağı sağlamadaki sorumluluğunu vurgulamışlardır.

1980’lerde ideolojik bir değişim meydana geldi ve Latin Amerika, daha sonra neoliberalizm olarak adlandırılacak olan katı ekonomik politikaların denenmesi için adeta bir laboratuvar haline geldi. Neoliberalizm, piyasanın devlet üzerindeki üstünlüğünü ileri sürer; devletin ekonomideki rolünü büyük ölçüde azaltmayı ve kemer sıkma, mali disiplin, deregülasyon ve özelleştirmeyi desteklemeyi ve refah devletini ortadan kaldırmayı amaçlar. Neoliberal politikalar ilk olarak Şili’de askeri yönetimle ve daha sonra 1985’te Bolivya başta olmak üzere diğer Latin Amerika ülkelerinde seçilmiş hükümetler tarafından uygulandı. Bu politikalar, Washington Konsensüsü olarak paketlendi ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası’nın gözetimi altında yürütüldü. 1980 ile 2010 yılları arasında; özelleştirme, deregülasyon ve serbestleştirme politikaları kamudan özel sektöre kaynak aktarımına, güvenlik ağının sistematik olarak ortadan kaldırılmasına ve mevcut sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin daha da kötüleşmesine yol açtı.

Emperyalizme karşı mücadele geçmişi uzun olan Latin Amerika, neoliberalizme karşı direniş için özellikle elverişli bir alan haline geldi. Sonuç olarak neoliberal politikaların titizlikle uygulanması nedeniyle ekonomik enkazlara dönüşen Latin Amerika ülkeleri, son on beş yılda mücadeleye öncülük etmiştir. Bölgedeki toplumsal hareketler hükümetler düşürdü, fabrikalara el koydu, şirketleri sınır dışı etti, özerklik ve kendi kaderini kendi belirleme hakkı için uğraştı, seçim mücadelelerine katıldı ve geniş toplumsal adalet taleplerini paylaştı.

Bu makalede son 10 yılda araştırmacılar ve aktivistler olarak katıldığımız bir dizi halk mücadelesini analiz ediyoruz. Bu mücadeleler arasında El Salvador’da sağlık hizmetlerinin ve Bolivya’da suyun özelleştirilmesine karşı direnişler de vardır. Makale ayrıca, Meksika’da kamu sektörü sağlık hizmetlerini arttırma çabalarını da içermektedir. Bu tür vakalar emperyalizm ve sağlık arasındaki tarihsel ilişkiden çok farklı bir resim çiziyor; dünya halklarının emperyalizmin kamu sağlık politikalarına yönelik azalan tahammülünü ve dayanışmaya dayalı halk sağlığı sistemleri için artan bir talebi gösteren bir resim. Bu örnekler ayrıca daha büyük bir olayı; halk mücadelelerinin genellikle siyasi ve ekonomik üst sınıf tarafından tartışılıp kararlaştırılan toplumsal meselelere sıradan yurttaşların katılımını sağlamaktaki başarısını yansıtır. Bu değişim, pratikte, su ve gaz gibi doğal kaynakların yanı sıra sağlık hizmetleri ve ilaçlarla ilgili politikalarda söz sahibi olma istemlerine dönüşmüştür. Bir Bolivyalı katılımcının dediği gibi, insanlar kamu sektörünün meselelerinde karar verme hakkına sahip olmuştur.

 

Yazar: Howard Waitzkin, Rebeca Jasso-Aguilar

Çevirmen: Hüseyin Çelik

Kaynak: Monthly Review