Zamansız ölümünden bir buçuk asırdan fazla bir süre sonra ürkütücü efendinin sonunu nasıl karşıladığına dair hala söylentiler ve efsaneler var. Yalnızca adı bile ürkütücü bir ürperti uyandıran ölüm ve gizem kurgusunun ustası ilk büyük Amerikan yazarlardan biridir Edgar Allan Poe. Trajik ama ona yakışır bir şekilde ölümü de gizem içinde her efsane ve söylentiyle bir öncekinden daha korkunç bile hale gelmektedir.

Poe çocukluğundan itibaren trajediyle büyüdü.

Poe, 1860’ta Boston’da doğdu ve hayatının sonuna kadar onu bırakmayacak olan trajediyle yaşamaya böylelikle başlamış oldu.

Ebeveynleri oyuncuydu, babası David Poe Jr., Poe doğduktan sonra ailesini terk eden bir alkolikti. Annesi Eliza Poe da Poe 3 yaşındayken öldü. Yani Poe, ebeveynlerini pek tanıyamadı.

Küçük Poe, ona resmi olarak “Edgar Allan Poe” ismini veren, John Allan isimli bir tütün tüccarı ve eşinin yanına Richmond, Virginia’ya gönderildi.

Poe, Allan’la büyük bir kavgaya girişti. İddiaya göre üvey babası, Poe’nun kumar borçlarını ödemeyi reddetti ve maddi sıkıntılarından dolayı onu okulu bırakmaya zorladı. Orduda belli bir süre geçirdikten ve West Point’te ikinci kez okula gitme şansının baltalanmasından sonra, sonunda Amerikan korku ve ölüm kurguları yazabileceği, mükemmel ilhamı tecrübe edeceği, o zamanlarda mezar soyguncularının ve sefaletin merkezi olan Baltimore’un kuzeyine taşındı. Poe’nun bir edebiyat eleştirmeni ve yazar olarak çalışma süresi görece kısaydı ama tamamen zekiceydi. New York, Richmond ve Philadelphia’da duraklayarak doğu kıyısına geçti ve dönemin en büyük dergilerinden bazıları için yazılar yazdı. En büyük şaheseri olan “Kuzgun” şiirini 1845’te yayınladı ve 1841’de kurgusal Fransız dedektif C. Auguste Dupin hakkındaki hikayeleriyle gizem türünde eserler yarattı. Bu süre zarfında üretken kalarak kariyerinin kısalığını telafi etti.

Poe’nun özel hayatı oldukça karışık bir dama oyunu gibiydi. Büyük kuzeni Virgina Clamm ile 13 yaşında evlenmesine rağmen 12 yıl sonra eşinin ölümünden önce evliliklerinin asla tamamlanmadığını iddia etti. Ayrıca bazı kaynaklara göre Poe, ağır bir alkolikti.

Poe ölümünden bir hafta önce kayboldu.

Çoğumuzun Poe hakkında düşündüğü şey, aslında çok fazla yalan söylediğidir.

Birçok insanın hem kendi çıkarları için hem de yazarın ismini lekelemek için gündeme getirecek şeyleri var. Bunca yıldır Poe’nun ölümünü çevreleyen gizemdeki başrol ve edebi mirasının vasisi, rakibi Rufus Wilmot Griswold, içlerindeki en muzır adamdı.

1849’un ekim ayında işler Poe için iyi gidiyordu. Hikayeleriyle büyük kitlerlere yön veren, büyük bir yazardı. Richmond’dan Philadelphia’ya, oradan da New York’a uzanan kısa bir yolculukta ilk aşkı Elmira Royster Shelton’la evlenmek üzereydi. Aniden ortadan kaybolmadan önce Baltimore’a kadar gitti. Neredeyse bir hafta süren kayboluşundan sonra, 3 Ekim’de Gunner’in konağı olarak bilinen, sarhoş bir halde görüldüğü söylenilen bir barın dışında ortaya çıktı.

Poe ilk olarak, bir başkasının eski püskü kıyafetlerini giymeyen, uyumsuz ve kasılan kıyafetlerden hoşlanmamasını anlayan, ünlü yazarı tanıyan Joseph Walker tarafından bulundu ve Poe’ya yardım teklif edildi. Walker, Poe’ya kendisinin iletişime geçebileceği herhangi biri olup olmadığını sordu ve Poe, Joseph Snodgrass isimli bir editörden bahsetti. Böylece Walker, Snodgrass’a yardımını istediği bir mektup yazdı.

“Bay Snodgrass,

4. Ryan koğuşunda Edgar A. Pole isimli ve çok ızdıraplı görünen oldukça kötü giyimli bir beyefendi var. Sizi tanıdığını söylüyor. Acil desteğe ihtiyacı var.

Aceleyle.

Jos. W. Walker

Dr. J. E. Snoddgrass’a.”

Poe oradan Washington Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Bu noktada işler hem hasta hem de tarih kitapları için bulanıklaşmaya başladı. Poe’nun son günlerinde neler yaşayacağını gözlemleyen Dr. John Moran haricinde penceresiz odasında tek başına kaldı. Kayıp olarak geçirdiği haftanın, bulunduğu histerik ve bitkin durumun ve son dakikalarına şahitlik edenlerin güvenilmezliğinin, bir buçuk yüzyılı aşkın süregelen spekülasyon ve belirsizlikte payı var. Poe 7 Ekim’de hayata gözlerini yumdu. Varsayılan son sözleri ise “Lordum, aciz ruhuma yardım et.” oldu. Poe’nun ölümüyle ilgili teoriler, vefatı ilan edildikten hemen sonra ortaya çıkmaya başladı. Poe’nun son kez hastaneye yatırılmasıyla ilgili hiçbir kayıt olmamasına rağmen, frenite veya o zamanlarda genellikle alkol veya aşırı dozda ilaç kullananlar için kibar bir tabir olan beyin tıkanıklığına yenik düşmüş olduğu yazılmıştı.

Karakter cinayeti, ölümünden sonra Poe’nun itibarını şekillendirdi.

Poe, çoğu söylentiye göre söz konusu içki olunca kendisine hâkim olamıyordu.

Poe, onu alkolik olarak tanıyan hiç kimse tarafından hatırlanmadı. Sanki bir yudum bile almadan uzun süre dayanabilecekmiş gibi görünürdü ancak içtiği zamanlar kendini kaybetmesi fazla zaman almazdı. Eşinin tüberkülozdan ölümü onu uzun bir kedere sürüklemişti ama sonunda iyileşti.

Bazı zor kararlar ve doktordan aldığı tavsiye sonucunda, ölümünden sadece birkaç ay önce ayık kalmaya yemin etti ve alkol karşıtı bir gruba katıldı.

Snodgrass alkol karşıtı hareketin en büyük destekçisiydi. Alkolün zararlarına Poe’yu örnek vererek tüm ülkeyi gezdi. Snodgrass, Poe’yu Baltimore’daki barda bulduğunda “Yazar alkolün etkisiyle tamamen aptallaşmış, düzgünce konuşmak yerine yalnızca saçma mırıldamalar çıkarabiliyor” diye yazdı. Dahası, Poe’yla inişli çıkışlı bir ilişkisi olan Griswold, mirasının vasisi konumunu, efsanevi yazarın afyon bağımlısı, ayyaşın teki olduğunu öne süren, acımasız ve iftira niteliğinde ve maalesef resmi biyografisini yazmak için kullandı.

Moran bu kampanyanın sürecine tanık oldu ve Poe’nun ölümü hakkındaki gizemi açıklığa kavuşturmak için elinden geleni yaptı. Poe’yu barda gördüğünde hiçbir şekilde sarhoş olmadığını söyledi. Yıllar sonra, ölüm döşeğindeyken şiir okuyan, ayık, muntazam bir Poe’yu tanımladığı Edgar Allan Poe: A Defense adlı bir kitap yazdı.

Poe’nun ölümüyle ilgili birçok teori var.

Peki Poe kendini içkiye vermediyse, onu ne öldürdü? Bunu asla öğrenemeyeceğiz. Geçmişe dair ne bir otopsi kaydı ne bir görüş ne de modern kayıtlar var. Poe’nun ölümüyle ilgili, diğerlerinden daha güvenilir bazı teoriler daha var.

Bazıları Poe’nun hezeyan nöbetlerinden ve hastanedeki semptomlarından dolayı kuduzdan öldüğünü iddia ediyor. 1996 yılında, Maryland Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacı profesörü Dr. R. Michael Benitez’in bir tıp konferansı için hazırladığı bu teorisi ulusal bir ilgi topladı.

Bu teori kısmen Moran’ın Poe’nun hastanede bulunduğu zamanla ilgili anlatımlarına dayanıyor. Moran’ın anlatımına göre, Poe’nun deliliğinin dengesiz olduğunu, ateşli cinnetlerinin arasında berraklık dönemleri olduğunu gösteriyordu. Moran, Poe’nun su içmek konusunda isteksiz olduğunu da kaydetti ki bu da Benitez’in kuduz semptomlarıyla eşleşiyordu.

Yine de Moran güvenilmez bir anlatıcıydı çünkü bazı anlatımlarının karşılaştırmaları, yıllar sonra yazdığı için epeyce tutarsızlık ortaya koymaktaydı. Olayların gerçekliği Benitez’in okuduğundan farklıysa diğer bir yanlış teori de kuduz olabilir.

Aslında zatürreye dönüşen bir grip vakası olma ihtimali de var. Kederli, trajediyle kısaltılmış yolculuğundan önce yazar bir hastalıktan şikâyet ederek doktora gitmişti.

Richmond’daki Poe Müzesi’nden Chris Semtner, Smithsonian dergisine verdiği demeçte, “Kasabadaki son gecesi çok hastaydı ve eşi nabzının zayıfladığını, ateşi olduğunu ve Philadelphia’ya gitmemesi gerektiğini düşündüğünü söylediğini. Ayrıca, bir doktora gittiğini ve doktorun ona seyahat etmemesi gerektiğini, çok hasta olduğunu söylediğini” de belirtti.

Diğer teoriler arasında karbon monoksit veya ağır metal zehirlenmesi yer alıyor ancak her iki teori de dikkate alınmamıştır. Bir de onu yavaş bir ölüme sürükleyen dayak teorisi de var ama bu kulağa gerçeklikten çok Poe hikayelerinden çıkmış bir kurgu gibi geliyor.

Yazar: Jordan Zakarin

Kaynak: Biography

Çeviren: Başak Şevval Mete

Düzenleyen: İrem Taşdemir