Echo ve Narcissus’un hikayesi

Echo ve Narcissus’un hikayesi

Ne zaman ki Zeus dağlara gelir, Nymphalar tanrıyla oynaşmak için koşarak yanına giderdi. Onunla buz şelalelerinde oynar ve ormanda gülüşürlerdi.

Zeus’un eşi, Hera oldukça kıskançtı. Sık sık kocasını Nymphalarla yakalamak için dağ taraflarını araştırırdı. Ne zaman Hera Zeus’u yakalamak üzere olsa, Echo adında büyüleyici bir nympha gelir ve tanrıçayı lafa tutardı. Zeus’la Nymphalar kaçana kadar tanrıçayı oyalardı.

Sonunda Hera, Echo tarafından kandırıldığını anladı. Sinirden deliye döndü ve Echo’ya: “Sözlerinle beni aptal yerine koydun” diye bağırdı. Ardından ekledi: “Bundan böyle sesin kısılacak, son söz hep sende olacak ama asla konuşmayı başlatamayacaksın”

O günden sonra zavallı Echo yalnızca diğerlerinin söylediği son kelimeleri tekrar edebildi.

Bir gün Echo ormanda geyik avlayan altın saçlı bir genci fark etti. Adı Narcissus olan bu gence her kim baksa âşık oluyordu. Ve Echo da Narcissus’u görür görmez âşık oldu. Ama Narcissus çok kibirliydi, kendi dışında kimseyle işi yoktu.

Echo’nun gözleri Narcissus’a değdiği an, kalbi adeta bir meşale gibi yandı. Ormana doğru yürürken gizlice onu takip etti ve her adımda aşkı daha da alevlendi. O’na adım adım yaklaşmaya devam etti ta ki Narcissus sonunda hışırdayan yaprakları duyup “Kimsin sen, ne işin var burada?” diye bağırana kadar.

Bir ağacın arkasından Echo, son kelimeyi tekrar etti: “Burada!”

Narcissus merakla “Kimsin sen? Buraya gel!” dedi.

Narcissus ağaçlıklara merakla bakındı ama bir şey bulamadı. “Saklanmayı bırak, gel tanışalım” diye bağırdı.

Ağlayarak “gel tanışalım” diye tekrarladı Echo. Sonra ağacın arkasından çıkıp Narcissus’a sarılmak için atıldı.

Ama nympha kollarını gencin boynuna sarınca, Narcissus panikle Echo’yu itip “Beni rahat bırak! Ölmeyi yeğlerim ne gel peşimden ne de sev beni!” diye bağırdı.

Zavallı Echo “Sev beni!” diye tekrarladı. Narcissus ormana doğru kaçarken. “Sev beni” “Sev beni” “Sev beni”

Aşağılanma ve üzüntüyle dolu bir şekilde Echo, yalnız yaşamak için bir mağara bulana kadar tüm ormanı dolaşmaya başladı.

Bu sırada Narcissus ormanda dolanmaya ve kendisiyle ilgilenmeye devam etti. Bir gün ormanın içinde saklı bir göl keşfetti. Bu gölün pürüzsüz bir yüzeyi vardı. O kadar büyüleyici bir ortamdı ki ne rahatsız edecek bir çoban ne gezinen keçiler ne de öten kuşlar vardı. Yalnızca göl yüzeyinde dans eden güneş vardı.

Avlanmaktan yorulup susayan Narcissus, su içmek için göle doğru eğildi ve karşısında ona bakan birini gördü.

 Apollo’nunkini aratmayan altın sarısı saçları ve balköpüğü kadar pürüzsüz yanaklarıyla gölden kendisine bakan gözler adeta bir çift yıldız gibiydi.

Narcissus büyülenmişti. Karşısındaki yüzden o kadar etkilenmişti ki, göle uzanıp o muazzam dudakları öpmeye çalıştı. Ama öptüğü şey yalnızca serin suydu. Ulaşıp o gördüğü güzellik abidesine sarılmaya çalıştı, ama orada kimse yoktu.

“Ne zaman sevgilimi öpmeye kalksam sadece suyu öpebiliyorum, ne zaman sevgilime sarılmaya çalışsam sadece suyu hissedebiliyorum” diye yakındı ve “Bundan daha zalimce bir aşk olabilir mi?” diye ağlamaya başladı.

Narcissus ağlamaya devam etti. Gözyaşlarını silerken karşısındakinin de sildiğini fark etti. “Hayır, olamaz” diye hıçkırdı. “Şimdi anlıyorum gerçeği, kendi yansımam için azap çekiyormuşum”

Narcissus ağlamaya devam ettikçe gözyaşları suya düştü ve yansımasını dağıttı. “Nereye gittin, n’olur geri dön! En azından sana bakmama izin ver!” diye tekrar gözyaşlarına boğuldu.

Günler sonra Narcissus yansımasına her baktığında yeniden âşık oldu. Ve kederden olduğunca uzaklaşmaya çalıştı, ta ki hüzünlü bir sabah öldüğünü hissedene kadar. “Hoşça kal sevgilim!” diye hüzünle bağırdı kendi yansımasına.

Ormanın derinliklerindeki mağarasından “hoşça kal, sevgilim” diye ağlayarak yanıt verdi Echo.

Narcissus son nefesini verdi.

O öldükten sonra orman ve su nymphaları bedenini bulabilmek için her yeri aradı. Ama bulabildikleri tek şey, Narcissus’un kendi yansımasına âşık olduğu saklı gölün yanında açmış muazzam bir çiçekti. Ortası sarı, yaprakları beyaz olan bu çiçeğe o günden sonra Narcissus (Nergis) dendi.

Ve ne yazık ki Narcissus’un ölümünden sonra Echo perişan oldu. Mağarasında yemek yemeden ve uyumadan yaşadı. Tüm güzelliği uçup gitmişti. Giderek zayıfladı ve kendisinden geriye yalnızca sesi kaldı. Bundan sonra ormanın duyduğu tek şey, birinin son söylediğini tekrar eden Echo’nun yalnız sesi oldu.

Kaynak: Acaedu.net

Çeviren: Tuğçe Yıldız

Düzenleyen: Elif Naz Yıldız

Leave a comment