Hayırsever Holosen dönemini, sera dünyasının öngörülemeyen geleceği ile değiştiriyor muyuz? Görsel: REUTERS/Nacho Doce

Dünyanın şu an ne kadar kötü durumda olduğuyla ilgili pek çok şey duyuyoruz.

Sera gazı salınımı artıyor, bilim insanlarının anormal hava tahminlerinin gerçekleştiği görülüyor, şehirlerimizdeki hava tehlikeli hale geliyor, yeraltı suları azalıyor. Okyanus temizliği ve balık rezervleri düşüyor, ormanlar ve doğal yaşam alanları yok ediliyor, okyanuslarımızdaki plastik kontrolden çıkmış durumda ve araştırmacılar vahşi tabiatın insan kaynaklı biyolojik imhasıyla ilgili uyarıda bulunuyor. Bu da altıncı kitlesel yok oluşun yolda olduğu anlamına geliyor.

Daha da kötüsü, dünya sistem bilimcileri gezegene etkilerimizden dolayı bizim varoluşumuzun da gerçek anlamda tehlikede olduğunu söylüyorlar. Geçtiğimiz 12.000 yıl boyunca insanların gelişmesine olanak sağlayan, tahmin edilebilir sıcaklıktaki ılıman “Holosen” çağından; kontrol edilemeyen, daha hızlı ısınan ve daha fazla kuraklığın ve fırtınaların beklediği “sera sıcaklığındaki dünya” senaryosuna doğru yol alıyoruz.

Bu ekolojik sorunların ekonomimiz, toplumumuz ve politikalarımız üzerinde devasa etkileri var.

Bu gerçekler, önünde yaşayacak uzun yılları olan gençler için umut verici bir tablo çizmiyor. Gezegen dokuz milyar nüfusa yaklaştıkça, şu an içinde yaşadığımızdan daha adaletsiz bir dünyanın içine sürükleniyoruz. Üstelik bu insanların üçte ikisinden fazlası omuz silkip bu gerçeği umursamıyor.

Fakirliğin içine doğan çocuklar, nispeten refah seviyesi daha yüksek ülkelerde yaşıyor olsalar bile yaklaşmakta olan krizi atlatacak imkana ya da bu krizden korunma şansına muhtemelen sahip olamayacaklar.

“Sera sıcaklığındaki dünya”, benzer yakıcılıkta bir hiddete neden olabilir. 

Bu durum, günümüzün en büyük sorunudur.

Felaket, bizler öylece izlerken yaklaşıyor; peki onu durdurmak için ne yapıyoruz?

Yıllar boyunca, önemli çevresel sorunlara devletlerin ve uluslararası organizasyonların çare bulması gerekiyordu ve biz de alınacak önlemleri onların ellerine bıraktık. Ne yazık ki bütün çabalara, protokollere ve yatırımlara rağmen küresel çevre ortaklıklarının durumu daha da kötüleşmektedir. 1972’de Stockholm’de gerçekleştirilen ilk küresel çevre konferansından beri ekonomik ivme daha da hız kazandı. Ekonomik gelişmelerin 1946-1980 arasındaki yeni jenerasyonlar için çevreyi koruma kavramını gölgede bıraktığını söylemek yerinde olur.

Fakat bundan sonra böyle olmayacak. Geçtiğimiz birkaç yılda çevresel gündemde her başarılı ayaklanma gibi başlarda yavaş da olsa, bir devrim şekillenmeye başladı ve zamanla durdurulamayacak gibi görünen bir harekete dönüştü.

Bu, harekete geçilebilmesi için işbirliği içinde gerçekleştirilen bir devrim: STK ve CEO liderlerinin; işletmeleri, toplulukları ve sivil toplum örgütlerini ortak bir amaç için bir araya getirmelerine yardımcı olan yeni bir çevresel işbirliği gayreti; çevre bakanlarının “ekonomik” hedeflerle “çevre” hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olan kamu-özel yeniden konumlandırılması ve şirketlerin çevresel başarısızlıktan kaynaklanan riskleri yeni iş modeli fırsatlarına ve akıllı, temiz endüstriyel üretim için ortaklıklara dönüştürmesine yardımcı olan bir yeniden düzenlemedir.

Bugüne kadar ne değişti?

Öncelikle küresel hedefler üzerinde anlaşmaya varmak hayati önem taşımaktadır. Paris İklim Antlaşması ve Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri bunun için harika bir örnektir. Ne var ki, hükümetlerin ve uluslararası örgütlerin bunları tek başına gerçekleştirmelerinin beklenemeyeceğini gördük. Ne kadar para harcanırsa harcansın, çevresel hedefler yalnızca çevre bakanları tarafından yürütülemez. Isınmayı 2℃’nin altında tutmak gibi iddialı hedefleri gerçekleştirmek için gereken; büyük ve sistematik değişiklikleri tetikleyecek kamu dışındaki sektörlerden de pek çok kişiyi dahil eden, eşi benzeri görülmemiş düzeyde bir iş birliği ve yenilik anlayışıdır. Bu durum, hükümetler ve uluslararası kuruluşlarda çalışanlar da dahil olmak üzere çevre gündeminde yer alan herkes için artık açıktır.

İkinci olarak; uluslararası çevre diplomatlarının yıllardır kapılarını açma konusundaki isteksizliklerinin ardından, en ivedi çevre sorunlarımızı keşfetmeye ve çözmeye yardımcı olacak devlet dışı gelişmelerde köklü bir değişim görüyoruz. Bir zamanlar büyük hükümet zirvelerinde devlet dışı aktör olan ikincil derecedeki olaylar, şimdi çevresel faaliyetlerin esas aşaması olarak görülüyor. Akıllı ittifaklar, zeki şebekeler ve yeni ortaklıklar dört bir yandan yükseliyor. Bu ortaklıklar sivil toplum gruplarını, şirketleri ve yatırımcıları; zorluğun üstesinden gelmek, çevresel görevleri yerine getirmek ve belirlenmiş hedefleri gerçekleştirmek amacıyla en son teknolojiden ve sektörler arası iş birliğinden yararlanan “sistem tabanlı” yenilikçi eylem girişimlerinde bir araya getiriyorlar.

Son olarak, Dünya Ekonomik Forumu’nun Dördüncü Sanayi Devrimi olarak adlandırdığı teknolojik ve bilimsel kapasitemizdeki ani artış, çok aktörlü iş birliği için işlem maliyetlerini aşağı çekmekte ve çevre topluluğu genelinde şeffaflık ve bilgi erişimi için patlama potansiyeli yaratmaktadır.

Bu farkındalık ormancılık, okyanus, su, şehir ve gıda sistemlerinde meydana geliyor ve eyaletlerin, şehirlerin, illerin, sivil toplum gruplarının, iş dünyasının, yatırımcıların, yenilikçilerin ve teknoloji uzmanlarının seferber olmalarını gerektiriyor. Bu farkındalık aynı zamanda tarımsal ürünler, plastikler ve elektronikler gibi küresel tedarik zincirlerinde de şirketler beraber çalışmayı öğrenirken ve uzun vadeli çevresel iyileştirmeler sağlamak amacıyla yeni iş birlikçi sistemler oluşturulurken gerçekleşmektedir.

Her geçen gün iş birliklerine yenileri ekleniyor ve bunların çoğu hızla büyüyor. Daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyen ve çevre topluluklarının arasından doğan, eylem odaklı ve çok paydaşlı güçlü bir “başlangıç (start-up)” kültürü ortaya çıktı. Belki de bunun sebebi, kaçınılmazlığın kabul edilmesinin yeniliğin gereksinimini tetiklemesidir. Tropikal Ormanlar İttifakı, RE100, Kentsel Dönüşüm için WRI-40 Koalisyonu, Gıda ve Arazi Kullanımı Birliği, Dairesel Ekonomiyi Hızlandırma Platformu, Okyanus Dostları Hareketi, Küresel Akü Birliği, Büyüyen Asya, İklimci CEO Liderleri İttifakı ve yeni Küresel Plastik Eylem Ortaklığı gibi kuruluşlar küresel ve çok paydaşlı çabaların güzel örneklerindendir. Bu kuruluşlar, gündemleri kitlesel olarak şekillendirmek ve en ivedi çevresel sorunlarımızdan bazılarını yavaşlatmaya veya tersine çevirmeye yardımcı olmak için; kolektif ağlarının kaynaklarından, yeniliklerinden ve uzmanlıklarından faydalanmaktadır.

Projeler birbirlerinden öğrenir ve genellikle güçlerini birleştirirler. Artık birçok proje son derece etkili küresel platformlara dönüşüyor. Bu çabaların çoğunda net bir hedefe ulaşma süresi belirlendi ve ABD, Çin gibi kilit ekonomideki ve diğer büyük G20 ülkelerindeki insanların ve endüstrilerin de dahil olduğu bu çabaların her birinden gerçekçi sonuçlar elde ediliyor. Kaliforniya Valisinin ve Belediye Başkanı Bloomberg’in ev sahipliğinde düzenlenen Küresel İklim Eylem Zirvesi, oluşan bu yeni enerjinin yakın zamanlı bir örneğidir.

Şirketlere göre; bu tarz yenilikçi iş birliklerinin içinde olmak, şirketlerin ana faaliyetlerini anlamlı kılıyor. Önemli tedarik zincirlerinde ve belirli lokasyonlarda çevre meseleleriyle ilgilenen STK’ler, bilim insanları, hükümetler ve şirketler ile bağ kurmak, çevreye zarar verecek uygulamalardan çıkar sağlamaya çalışanları dışlarken; sürdürülebilir çözüm sunan iş modellerinin şekillenmesine yardımcı olabilir. Karbon Fiyatlandırma Liderliği Koalisyonu ve 2030 Su Kaynakları Grubu, kamu-özel iş birlikleri aracılığıyla bu tarz sürdürülebilir ulusal piyasa inşasına örnek teşkil eder. Bu tür ortaklıklar içinde çalışmak, tek başına çalışmaktan daha hızlı başarıya ulaştırır.

Tüm sektörlerden 700’den fazla uzmanın katıldığı bunun gibi 100 koalisyon, dünyanın belki de en büyük yenilik arttırıcı etkinliği olan Dünya Ekonomik Forumu’nun New York’taki Sürdürülebilir Kalkınma ve Etki Zirvesinde bir araya gelecek. Sürdürülebilir Kalkınma ve Etki Zirvesi, ortaya çıkan bu devrim eyleminin desteklenmesine ve büyümesine yardımcı olacak bir platform sunuyor. Böyle çeşitli çabalara ev sahipliği yaparak bağlantılar kurulabilir, sinerji yaratılabilir; böylelikle en etkili girişimler başarıya ulaşır. Çünkü net sonuçlar büyümelerine ve başarılarına yol gösterecektir. Yine de uluslararası toplumun hedefleri doğrultusunda Etki Zirvesi’nde toplanan bu türden çabaların çeşitliliği, çevre hedeflerine yönelik iş birliğinin ve verimin güçlendirilmesine de hizmet eder.

Sürdürülebilir Kalkınma ve Etki Zirvesi’ndeki iş birliklerinin her birinin, benzersiz bir Etki Dönüşüm Haritası aracılığıyla küresel hedeflere yönelik daha geniş ve sistematik hizmet sunmak için nasıl bir araya geldiğini görebilirsiniz. Küresel anlamda kamu yararına girişimcilik yaklaşımı, Dünya Ekonomik Forumu’nun temelini oluşturmaktadır.

Çevresel konularda yer almak için heyecan verici bir zamandayız. Eski iş kısıtlamaları ortadan kalkıyor ve sivil toplum grupları, iş dünyası, yatırımcılar, şehir yönetimleri, üniversiteler, teknoloji merkezleri ve inovasyon hızlandırıcıları arasında yeni iş birlikleri oluşuyor. Her biri, çevre koruma ekonomisini yeniden şekillendirmek ve sürdürülebilir kazançlar elde etmek amacıyla iş modellerini yeniden icat etmenin yollarını arıyor. İçinde bulunduğumuz zaman, yaratıcı yıkımın ve yüksek yaratıcılığın zamanıdır. Eylem devrimi başlıyor, fakat daha gidecek çok yolumuz var. Buna rağmen, küresel hedeflere ulaşmaya ve önümüzdeki yeni ve sürdürülebilir ekonomik değer biçimlerinin kilidini açmaya yönelik bu tarz yeni inovasyon biçimlerinin önünü açarak 2030 yılına kadar dünyayı kurtarabiliriz.

Bu amaçla; kamu-özel sektör iş birliğinin uluslararası örgütü olarak Dünya Ekonomik Forumu, bu dönüşümde rol almak için Sürdürülebilir Kalkınma ve Etki Zirvesi platformunu sunmaktan gurur duyar.

Yazar: Dominic Kailash Nath Waughray

Kaynak: World Economic Forum

Çevirmen: Eda Nur Ayaklı

Düzenleyen: Hasan Kalkan