Gökbilimciler [18 Nisan 2013, ed.] Perşembe günü, dış kozmosta bilinen en Dünya benzeri gezegenleri, yani 1,200 ışık-yılı ötedeki Lyra takımyıldızında bulunan bir yıldızın yörüngesinde bulunan ve yaşamaya elverişli olan bir çift gezegeni bulduklarını söylediler.

Bunlar, şimdiye kadar isimsiz olan ve şu andan itibaren onları bulan NASA’nın Kepler uzay aracına ithafen kozmik tarih kitaplarında Kepler 62 olarak bilinecek olan, güneşimizden birazcık daha küçük ve sönük sarımsı bir yıldızı çevreleyen beş gezegenin en dışında kalan ikilidir. Bu gezegenler, neredeyse Dünya’nın yarısı kadar büyüktürler ve tahminen nemli, bulutlu bir gökyüzünün altında kalan, okyanuslar tarafından kaplı kaya toplarıdır, ancak bun sadece bilgiye dayalı bir tahminden ibarettir.

Muhtemelen kimse bu gezegenlerde bir şeyin yaşayıp yaşamadığını bilemeyecek ve olasılıklar insanların o gezegenlere ancak ışıktan daha hızlı olan rüyalarında gidebileceklerini gösteriyor. Ancak bu, gökbilimcilerin haberleri duyup mutluluktan havalara uçmalarına engel olmadı. Kepler projesinin başkanı, NASA’nın Ames Araştırma Merkezinden William Borucki, bu yeni gezegenlerden birini Kepler’in şimdiye kadar araştırdığı gezegenler arasında Dışarıda Yaşam için en iyi konum olarak betimledi. Bu bulguları kutlamak için ekibine kendi cebinden pizza ve bira ısmarladı (Kamulaştırma devri olduğumuzu unutmamak gerek). “Çok önemli bir olay,” dedi.

Aynı gökyüzünde ışıl ışıl parlayan bu iki gezegen, bağlı oldukları yıldızın etrafında sırasıyla 59 milyon ve 104 milyon km uzaklıklar ile (neredeyse güneş sistemimizdeki Merkür ve Venüs kadar) dönüyorlar. En önemlisi de, yörüngeleri onları bildiğimiz kadarıyla hayatın yapı taşı olan sıvı su için yeterince ılık olan “Goldilocks” kuşağına, yaşanabilir bölgeye yerleştiriyor.

Goldilocks duysa kıskançlıktan kudururdu.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden David Charbonneau, güneşten çok daha sönük ve soğuk kırmızı cüce yıldızlara sarılmış “düzgün” yörüngelere sahip Goldilocks gezegenleri hakkındaki önceki iddialarında gezegenlerin büyüklükleri, hacimleri ve hatta bu gezegenlerin varlıkları konusunda belirsizliklerin olduğunu söyledi.

Doktor Charbonneau, en dış gezegen olan Kepler 62f hakkında konuşurken “İki kritere de uyan ilk gezegen bu,” dedi. “Doğru boyut ve sıcaklıkta.” Kepler 62f Dünya’dan %40 daha büyük ve 267 günlük yılı ile yaşanabilir alanın tam ortasında. Bir röportajda, Bay Borucki onu Kepler’in bulduğu en iyi gezegen olarak adlandırdı.

Kepler 62e olarak bilinen eşi, biraz (Dünya’dan %60 kadar) daha büyük, ve onu Goldilocks kuşağının iç kenarına yerleştiren 122 günlük bir yörüngeye sahip. Gökbilimciler, daha sıcak, ama muhtemelen yaşanabilir olduğunu söylediler.

Kepler 62 sistemi, yaşanabilir alanda 2 gezegeni olması ile bizim güneş sistemimizi andırıyor. Dünya ve biraz daha büyük olsa ve ilkel atmosferine sahip çıkabilmiş olsa hala yaşanabilir olabilecek olan, bir zamanlar suya sahip Mars.

Kepler 62 gezegenleri, gökbilimcilerin farklı yıldızları çevreleyen ilk gezegenleri keşfetmelerinden Jüpiter’den katlarca büyük kavurucu gaz kütleleri keşfetmelerine, oradan da daha küçük, neredeyse Neptün büyüklüğündeki buz toplarını, şimdilerde ise yalnızca Dünyamızın birkaç katı büyüklüğündeki gök cisimlerini buldukları son 20 yıldaki bir dizi yeniliğin devamı olarak görülüyorlar. Gezegenlerle ilgili meselelerde boyut önemlidir, çünkü Jüpiter gibi gezegenlerdeki gaz bulutlarının ezici basıncı altında yaşayamayız. Bildiğimiz kadarı ile yaşam, katı zemin ve sıvı su -bir diğer deyişle nazik bir karasal çevre- gerektiriyor.

Kepler 62’nin yeni keşfedilen gezegenleri Dünya’nın birebir kopyaları sayılacak kadar küçük değil ama sonuçlar galakside milyarlarca Dünya boyutunda gezegen, belki de yıldız başına en az bir tane benzer gezegen bulunduğu ve yakında kendi deyişleriyle Dünya 2.0’ı, yabancı bir güneşin ışınlarının altındaki kayıp ikizimizi bulacaklarına inanan astronomlara umut verdi.

Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de uzun zamandır dış gezegen avcılığı yapan Geoffrey Marcy, “Kepler ve başka deneyler, bize evimizi gittikçe daha da andıran gezegenler buluyor,” dedi. “Bu bilim için müthiş bir an. Henüz Dünya 2.0’ı bulamadık ama kokusunu ve tadını teknolojik parmak uçlarımızda alabiliyoruz.”

Borucki önderliğinde 60 yazarın olduğu bir ekip  [18 Nisan 2013, ed.] Perşembe günü Science dergisinde çevrimiçi yayınlanan bir makalede ve Ames’de gerçekleşen bir konferansta Kepler 62 gezegenlerinin keşini aktardı.

Bu yeterli değilmiş gibi, Ames’den Thomas Barclay ve Körfez Bölgesi Çevresel Araştırmalar Enstitüsü de 2,700 ışık yılı uzaklıkta, Güneş ile neredeyse birebir aynı bir yıldızı olan Kepler 60’un yaşanılabilir bölgesinin daha sıcak iç kısmında Dünya’nın 1.7 katı büyüklüğünde bir gezegenin keşfini açıkladı. Basın konferansında Dr. Barclay bu gezegeni neredeyse bir “Süper-Venüs” olarak tanımladı. Grubun makalesi aynı Perşembe The Astrophysical Journal’da yayımlandı.

The Astrophysical Journal’a sunulan bir başka makalede ise Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi ve Heidelberg, Almanya’da bulunan Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden Lisa Kaltenegger, Kepler 62 gezegenlerinin durumlarını modellemeye çalışarak ilk hamleyi yaptı. Bu zor bir iş, zira bu sistem astronomların bu gezegenlerin kütlelerini hesaplayamayacaları kadar uzakta. Kütlelerin hesaplanması, gezegenlerin yoğunluk ve yapılarını belirlemeye ya da teleskoplarla atmosferlerini incelemeye yarıyor.

Dünya’nın özelliklerinden yola çıkan Dr. Kaltenegger ve meslektaşları, iki gezegenin de nemli ve bulutlu gökyüzüne sahip okyanus dünyalar olabileceği sonucuna ulaştı. Üzerlerinde bulunan yaşam türleri büyük ihtimalle sucul olacaklardır dedi, ancak “bu, buradaki yaşamımızdan çok daha havalı olabilir. Okyanuslara baktıkça pek çok ilgi çekici yaşam formu buluyoruz.”

Dr. Kaltenegger, ikiliyi bir çeşit Darwinci deney tüpü olarak tasavvur ettiğini söyledi ve bir e-postasında iki dünyada da hayatın evrimleşip evrimleşemeyeceğini, olursa da “hayatın ‘aynı şekilde’ mi evrimleşeceğini yoksa çok daha farklı mı olacağını” merak ettiğini belirtti.

Çalışmanın parçası olmayan, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden gezegen uzmanı Sara Seager “Bu, farklı yerde yaşam sorunu için önemli bir mesele,” dedi.

Kepler takımının bir üyesi ve Washington Carnegie Kurumu’nda gezegen uzmanı olan Alan Boss, yeni sonuçları Kepler görevinin kapak taşı olarak gördüğünü belirtti. Bir e-postada “Kepler’den öğrendiklerimiz bunlardan ibaret olsaydı, görevin bütçesinin haklı olup olmadığını düşünebilirdim,” dedi.

Mart 2009’da uzaya gönderilen Kepler, Samanyolu semalarının bir kesimindeki 150 bin yıldıza bakarak gezegen avlıyor, parlaklıklarını kaydedip yıldızlarının önünden geçen gezegenlerin yol açtığı sinyalleri arıyor. [18 Nisan 2013]’e kadar uzay aracı 115 gezegen tanımladı ve 2740 adayı daha listeledi. (Dünya astronomları şu an ortalama 1000 kadar dış gezegenden haberdar.)

Ancak, önceki baharda görevi 4 yıl daha uzatılmış olan Kepler en iyi dönemine yeni giriyor. Bir gezegeni kaydetmek için minimum üç sinyal gerekir, o yüzden yörüngesi Dünya gibi bir yıl süren gezegenler Kepler verilerine yeni yeni giriyor. Kepler 62 gezegenlerinin ikisinde de sadece üçer geçiş kaydedildi.

Ancak Dr. Seager ve diğerleri bir aksiliğe işaret ediyor. Kepler yıldızları çok uzakta, yüzlerce ya da binlerce ışık yılı mesafede olduklarından ve bulmak istediğimiz gezegenler çok küçük olduklarından ötürü astronomlar, hangi gezegenin neyden oluştuğundan ya da orada bir şeylerin yaşayıp yaşayamayacağından asla tamamen emin olamayacak.

San Jose Eyalet Üniversitesi’nden Kepler ekibine dahil bir bilim insanı olan Natalie Batalha, Kepler 62’nin durumunda astronomların, yeni gezegenlerin yapılarını önceden keşfedilip kayadan oluştukları ortaya çıkan üç başka objeyle karşılaştırarak belirlediklerini söylüyor.

Bir e-postada Dr. Batalha bunu “Çağrışıma dayalı kütle” olarak tanımladı.

Ancak tek istediğiniz kozmozun istatiktiğiyse bu da gayet iyi. Dr. Seager’in de belirttiği gibi, “Kepler bize hangi gezegenlere gidip de yaşayacağımızı söylemek için değil, yalnızca Dünya benzeri gezegenlerin ne kadar sık görüldüğünü ortaya çıkarmak için tasarlandı.”

 

Yazar: Dennis Overbye

Çevirmen: Atakan Özsoy

Kaynak: The New York Times