“Oxford’lu Ev Hanımı Nobel Kazandı”, “İngiliz Ev Hanımına Nobel Ödülü”… İngiltere’deki magazin dergileri 1964’te İsveç Akademisi’nden Dorothy Hodgkin’e bu prestijli ödülün verildiğini bu şekilde açıkladı. Ülkesinde bilim dalında Nobel Ödülü kazanan tek kadındı ve bunu biyomolekülleri görselleştirmek için X-ışınlarını kullandığı öncü teknikleri sayesinde başardı. Onun teknikleri sayesinde yeni ve daha verimli ilaç türevleri üretmemizi sağlayan ilk antibiyotik olan penisilinin 3 boyutlu yapısını anlayabildik. Ödül onun sıradışı bilimsel becerilerini ortaya çıkardı, ancak gariptir ki gazeteciler ona sıklıkla çalışmalarını “yoğun bir ev hayatı” ile birlikte nasıl yürütebildiğini sordular.

Bu cinsiyet klişelerinin tam aksine, o çocukluğundan beri tüm hayatın entelektüel ve kişisel gelişimi etrafında döndüğüne inanacak şekilde eğitilmişti. Babasının Milli Eğitim Bakanlığı için çalıştığı Kahire’de doğdu ve Birinci Dünya Savaşı süresince geçen çocukluğunda Mısır, İngiltere ve Sudan arasında seyahat ederek büyüdü. Genç bir kızken bile minerallerin ve kristal yapıların geometrik şekillerinden etkilenmişti. Onu Nobel Ödülüne götüren araştırma alanına çok erken ilgi gösterdi: ”Kimya ve kristaller beni hayat boyu esir aldı” Dorothy Hodgkin’e göre yaşamı böyleydi.

Daha 12 yaşında ebeveynlerini ziyaret etmek ve babasının arkeolojik çalışmaları hakkında bilgi edinmek için Sudan’a seyahat ederken, çok siyah ve parlak bir mineralle ilgilendi ve aile dostu bir bilim adamı olan A.F. Joseph’e bunu sordu. Karşılaştığı şey bir cevap değil bir mineral analiz setiydi.16 yaşına geldiğinde annesi, bilimsel kariyerini etkileyen bir başka hediye daha verdi: Henry Bragg’in mineral kristallerin yapılarını analiz etmek için X ışınlarının nasıl kullanılacağını açıkladığı kitabı. 

X-Işınları kristalografisi olarak adlandırılan bu yöntem temel olarak bir mineralin X-ışını görüntüsünü oluşturmaktan oluşur: elektromanyetik dalgalar maddeden geçtiğinde atomların elektronları, X-ışınlarını kristallerin iç yapısına bağlı bir şekilde saptırır. Her görüntüde her mineralin bir karakteristik modeli ortaya çıkar ve bu modellerin detaylı bir matematiksel analizini yaparak kristalin yapısı çıkarılabilir. Atomları görmenin bu dolaylı yolu, Hodgkin’in biyolojik olarak çok önemli moleküllere uygulayıp başka bir seviyeye çıkararak mükemmelleştirdiği yoldu.

Hayati Moleküllerin ‘Röntgeni’

İlk önce Oxford’da bir kimya diploması aldı ve ardından doktorasını Cambridge’de yaptı, burada akıl hocası ve sevgilisi olan ve politik düşüncesini çok etkileyen John Desmond Bernal’den ilham alarak biyomolekülleri araştırmaya başladı. Dorothy Hodgkin 1934’te tüm bilimsel kariyerini geçirdiği Oxford’a geri döndü. 1945’te çalışmaları ilk meyvelerini verdi.  Araştırma ekibi, (zamanın bilimsel inancına aykırı olarak) molekülü, birkaç fantomotik ailesinin temel bir bileşeni olan bir p-laktam halkası içerdiğini göstererek penisilin yapısını belirleyebildi.

Böylece Hodgkin, 1928 yılında Alexander Fleming’in kazara penisilini keşfetmesiyle başlattığı bilimsel maceraya son verdi. Sonuç olarak, üç boyutlu moleküler yapısını bilmek, araştırmacıların ilk antibiyotiğin üretimini optimize etmesine ve onu geliştirmesine olanak sağladı, ayrıca yeni ilaçların geliştirilmesini teşvik etti. Hodgkin ayrıca biyomolekülleri B-12 vitamini (1956) ve insülin (1969) kadar önemli gören ilk kişiydi.

Anti-Nükleer Aktivist

Penisilinin yapısı ve buna dair on yıllar süren tüm araştırmalar, 1964 yılında Nobel Kimya Ödülüne layık görüldü. Daha önce bu ödülü alan sadece iki kadın vardı; Marie Curie ve kızı Irene Joliot-Curie. Dorothy Hodgkin, o zamanlar Margaret Thatcher’ın hocası olduğu Oxford Üniversitesi’nde bir rol modeldi. Muhafazakar politikacı üzerindeki etkisi çok güçlüydü, öyle ki Birleşik Krallık Başbakanı olunca Hodgkin’in bir resmini Downing Sokağı 10 numaradaki ofisine astı. 

Kimya, siyasal dünyada daha fazla ayrı olamayacak iki hayatı bir araya getirdi. Uluslararası üne sahip bir bilim insanı olan Hodgkin’in, Komünist Partiye olan yakınlığı ve Çinli bilim insanlarıyla olan bağları nedeniyle ABD’ye girmesi yasaklandı. Nükleer savaş tehdidinden çok endişe duyduğu için önde gelen bir pasifistti ve Bertrand Russell ve Albert Einstein’ın manifestosundan çıkan Bilimsel Silahsızlanma Örgütü’nün başına geldi. Bu çalışma için Hodgkin, 1987 yılında Mikhail Gorbachev tarafından verilen Lenin Nişanı’nı (Nobel Barış Ödülü’nün Sovyet eşdeğeri) aldı.

 

Yazar: Francisco Doménech

Çevirmen: Sevgi Topal

Kaynak: Open Mind