Ne anlam çıkarırsak çıkaralım Franz Kafka’nın kabusvari fablı Dönüşüm, okuyuculara sıkıntılı uyku üzerine kederli bir alegori sunmaktadır. Uyku, rüyalar ve yataklara dair birçok atıfla dolu olan hikaye, Gregor Samsa’nın kendini (David Wylie’nin çevirisine göre) “yatağında korkunç bir haşarata dönüşmüş” olarak bulmasıyla başlar. Sırtının üzerinden ters dönmek için bir çok başarısız denemeden sonra Gregor, her şeyden önce stresli çalışma saatleri üzerine  dertlenmeye başlar. “Her zaman erken kalkmak” diye düşündü, “seni aptallaştırıyor. Yeterince uyku almalısın.” Uyuyakaldığı ve saat 5’teki trenini kaçırdığını farkeden Gregor, onu bekleyen çılgın iş günü nedeniyle yeniden dertlenir ve biz de onun düşüncelerinde yazarın şikayetlerini duyabiliriz. Independent’tan Chriptopher Hooten’ının yazdığına göre, “Uyku ve yoksunluk, elbette Kafka’nın en iyi bilinen eserinin ana fikri.İşin içinde güçlü dozda bir otobiyografi varmış gibi görünüyor.”

Kronik uykusuzluk çeken Kafka geceleri yazar, sabahları da sigorta ofisindeki nefret ettiği işine gitmek için erken kalkıyordu. Huzursuzluğu iyi kullansa da, Kafka uykusuzluğunu külfetli bir fiziksel rahatsızlık nitelemiş, metafiziksel anlamda, bir tür ruhsal-hastalık olarak düşünmüştür. “Uyku, var olan en masum ve uykusuz insan var olan en suçlu yaratıktır.” yazmıştır günlüğünde.

Uykusuzluk Kafka’yı ölüm korkusundan titreyen, kirli bir varlığa çevirdi. “Belki de, uyuduğumda beni terk eden ruhun geri dönemeyeceğinden korkuyorum.” diye itiraf ediyordu Alman yazar Milena Jesenská’ya yazdığı bir mektupta. Bunun gibi endişeli betimlemeler, Theresa Fisher’ın yazdığına göre, araştırmacıları Kafka’nın patolojik özelliklerinin borderline kişilik bozukluğuna işaret ettiğine dair spekülasyon yapmaya itmişti. Ölümünden sonra konulan bu tanı ileri giden bir atılım olabilir. Uykusuzluğunu ve bunun hayatı ve işi üzerindeki etkilerini göz önüne sermek isedaha az spekülasyon gerektiriyor.

Kafka’nın endişeli uykusuzluk yazı alışkanlıklarının tanımlamaları İtalyan doktor Antonio Perciaccante ve eşi yazar Alesia Coralli’yi yakın zamanda The Lancet’de basılan bir yazıda yazarın çoğu kurgu eserini bilinçli bir rüya anında yazdığını tartışmaya itmiştir. Bir günlük yazısında, Kafka, “Beni uyutmayan, ben uyumadan önce uyanıklığın içine parlayan, rüyaların gücüydü.” yazmaktadır. Perciaccante ve Coralli, “bunun hipnagojik halüsinasyonun uyku başlamadan yaşanan  canlı bir görsel halüsinasyonun açık bir tanımlaması gibi göründüğünü” belirtiyorlar. Bu hepimizin deneyimlediği bir şey. Kafka, uyumaktan korkup, orada kalabildiği kadar kalmıştır. Biz yazmasının bir açıdan iyileştirici olduğunu düşünürken, o böyle olduğuna dair bir belirti vermiyor. Aslında, yazmak ona daha acı veriyor gibi: “Yazmadığımda” diyor Jesenská’ya, “sadece yorgun, üzgün ve ağırım; yazdığımda korku ve endişeyle parçalanıyorum.”

Kafka uyku eksikliğinin onu “normal durumlarda girilemeyecek bir derinliğe” soktuğuna dair pek çok benzer açıklama yapmıştır. Karşılaştığı görüntüler, yazdığına göreedebi bir hale gelmektelerdi. Perciaccante ve Coralli , literatürü, biyografiler, yorumlamalar ve yazarın günlükleri ile Jesenská ve Felice Bauer’e mektuplarını inceleyerek Perciaccante ve Coralli, Kafka’nın uyku mantığının psikofizyolojik bir tanımını bir araya getirdiler. Perciaccante’nin ResearchGate ropörtajında söylediği üzere, çalışması Kafka’nın uykusuzluğunun sebepleriyle pek ilgilenmezken Kafka’nın uykusuzluğunu sınıflandırmanın zor olduğunu kabul ediyor. Onun yerine yazarlar Kafka’nın uykusuzluğunun sihirli ve zayıflatıcı gücünün farkındalığı ile hipnagojik (Drake Baer’in belirttiği üzere etimolojik olarak “uykuya kaçırılmak” anlamına gelen bir kelime) durumda kalmanın etkileriyle ilgilenmişlerdir.

Dönüşüm, Perciaccante’ye göre, sosyal ve ailevi yabancılaştırmayla ilgili bir çalışma olmaya ek olarak, ayrıca kalitesiz uyku, kısa uyku süresi ve uykusuzluğun zihinsel ve fiziksel sağlık üzerindeki etkilerinin temsil eden bir metafor olabilir. Kafka hastalığının üstesinden gelmiş olsaydı, en çok tanınan eserlerini yazmamış olabilirdi. Aslında hiç yazmamış bile olabilirdi. “Muhtemelen başka yazım biçimleri vardır.” demişti 1922’de  Max Brod’a, “Ancak ben sadece böylesini biliyorum, korku beni uyumaktan alıkoyduğunda, sadece böyle yazmayı biliyorum.” Perciaccante ve Coralli Kafka’nın uykusuzluk işkencesini eserlerindeki birincil tema olarak görürken, iki muhalif ses, yazar Saudamini Deo ve adli tıp doktoru ve antropolojist Philippe Charlier buna katılmamakta. The Lancet’e görüşlerini yazan Deo ve Charlier, Kafka’nın ısrarlı ağıtlarına ve otobiyografik Gregor Samsa’nın korkunç kaderine rağmen, yazarın, “Uykusuzluğu onu insanlıktan çıkarmamıştı. Hatta tam tersi uyanık yaşamımızdaki çoğu davranışımıza rehberlik eden bilinç dışı öğeleri yüzeye çıkararak özbenliği insanlaştırmıştır.”

 

Yazar: John Jones

Çevirmen: Işıl Kalan

Kaynak: http://www.openculture.com/2017/07/how-insomnia-shaped-franz-kafkas-creative-process.html