Don DeLillo – Sessizlik

Don DeLillo – Sessizlik

Amerikalı yazar Don DeLillo’nun son kitabı Le Silence (Sessizlik), Ekim 2020’de ABD’de, geçtiğimiz Nisan ayında ise Sabrina Duncan’ın çevirisiyle Fransa’da yayımlandı. Rahatsız edici ve saplantılı “Zero K” kitabıyla fütürist ve transhümanist dünyayla bir köprü kurduktan sonra yazar, bizi çevreleyen bu uçsuz bucaksız dünyayı bir kenara bırakmadan içselliğine geri dönüyor.

2022 yılının bir pazar akşamı, Amerikan futbolu şampiyonluk maçının oynandığı Super Bowl sırasında, ne olduğu belirsiz ve endişe verici bir olay meydana gelir. Bu olay bütün vatandaşların (en azından Amerikalıların, belki de daha fazlasının) bilgisayar, televizyon ve telefon ekranlarına erişmesine engel olur.  Şampiyonluk maçını izlemek için bir apartman dairesinde toplanan beş arkadaş da bu olağanüstü mahrumiyete maruz kalır. Dış dünyaya ve özellikle de sorunun neden kaynaklandığına bakıldığında bu yoksunluk, sıradan olmaktan çıkıp başka bir şeye dönüşür.

Artık nasıl tepki vermeliler, nasıl düşünmeliler, neyle meşgul olup etkileşim kurmalılar? Bu dört duvar, giderek diyaloğun saçmalığa tutunmak için en iyi araç olduğu küçük bir agoraya dönüşür.

Eski öğretmen Daine ve kocası Max, Diane’nin eski öğrencisi Martin, (Avrupa yolculuğundan dönen ve olay sırasında uçakta bulunan) Jim ve Tessa, Albert Einstein’ın görelilik teorisinden, Şili’ye ve Cérro Pachon’daki teleskoba kadar her konuya uzanan bir laf kalabalığına girişirler.  Herkes susuncaya ve sessizlik çökünceye kadar hesaplaşır, yüzleşir ve vuruşurlar.

Burada, yaşadığımız küresel salgınla bir benzerlik görebiliyoruz. Büyük olasılıkla bu, yazarın yeni romanını yazma konusundaki düşüncelerinin çıkış noktasını oluşturuyor. Hem bu kadar çabuk yazılmış olması hem de krizin başından beri ekranların böylesine hayatın merkezinde yer alması bunu gösteriyor. Fakat bunu söylemek, temelde, sanatını her eserinde durmaksızın geliştiren bir yazarın inceliğini ve zekâsını gizlemek olurdu.  

Bu noktada, temel olarak şundan bahsedebiliriz. Yazar sonuç olarak dikkati esas olana, yani diyaloğa çekmek için alışılmış oyunlardan sıyrılıyor. Artık “post-modern” bir tarafta bile değiliz. Karmaşa, romanın bir parçası ve yazar bunu yalnızca bir bağlam olarak kullanıyor. Bu kitapta belirli bir çerçevenin ötesine geçme, temel bir minimalizme yönelme girişimine tanık oluyoruz. 

“Sessizlik” iki parçalı yapısı içinde yapımbozumla oynuyor. İlk kısım oldukça klasik, Americana’dan bildiğimiz gibi DeLillo’nun sürprizlerden uzak anlatım tarzından oluşuyor.  Ardından bir manevrayla referans noktaları (göreceli olarak) değişiyor. Belli bir anı ve konuyu yeniden merkeze alarak geçişlerden, alıntılardan, zincirlerden oluşan melez bir anlatıma kavuşuyor.  Okur artık her şeyi bilen kişiden ziyade yeniden basit bir seyirci konumundadır; hızlıca, zincirleme akan, zaplanan çağımızın bir seyircisi…  Her şeyin özü iletişimdedir.

Don DeLillo bu iletişimle, dünyayla olan ilişkimizi ve tüketimimizi durmaksızın sorguluyor.  Nihayetinde en eski aracımız diyalog, sosyal ağlarla ördüğümüz, kendimizi biçimlendirdiğimiz sanal konuşma balonlarımızda iletişim kurmak için yetersiz hâle geldiğinde, hangi ifade biçimine sığınacağız?  Her şey böyle gerçekleşir, herkesin söylenecek sözleri, verecek yanıtları vardır ve okur burada kendini yalnızca edilgen bir alıcı olarak bulur. Okur sadece gözlemleyebilir. İletişim bir sessizlik haline gelir ve insanlık başka bir şeye dönüşmüştür. 

Artık modern ya da postmodern insan değiliz; kişiliğimiz, hayatımız, ilişkilerimiz, tüm bunları ekran aracılığıyla aktarıyoruz ve onsuz kendimizi yetersiz, niteliksiz hissediyoruz. Tam bu noktada başımız dönüyor ve DeLillo bizi bir kez daha kandırıyor.

“Max dinlemiyor. Anlamıyor. Televizyonun önünde, elleri boynunun arkasında bağlanmış, dirseklerini uzatmış oturuyor. Sonra ekrana bakıyor.”

Kaynak: Undernierlivre

Yazar: Ted

Çeviren: Fatma Danışmaz

Düzenleyen: Kübra Aslanhan

Leave a comment