Disleksi tanısı konan çocuklar daha güçlü duygusal tepkiler veriyor

Disleksi tanısı konan çocuklar daha güçlü duygusal tepkiler veriyor

UC San Francisco sinirbilimcilerin UCSF Disleksi Merkezi ve UCSF Hafıza ve Yaşlanma Merkezi ile yürüttüğü ortak bir çalışmaya göre disleksi tanısı konan çocuklar disleksi tanısı konmayan çocuklara kıyasla daha fazla duygusal tepkisellik gösteriyor.

Cortex dergisinde çevrimiçi bir şekilde 20 Kasım 2020’de yayımlanan bu çalışma, duygusal çağrışım yapan videolar izletilen disleksi teşhisi konan çocukların, disleksisi olmayanlardan çok daha fazla fizyolojik ve davranışsal tepki gösterdiğini ortaya koydu. Bu daha yüksek orandaki duygusal tepkisellik; duygu üretimi ve öz farkındalığı destekleyen beynin dikkat çekerlik ağında daha kuvvetli bir bağlantı olmasıyla ilişkilendirildi.

Sonuçlar, tipik disleksinin mevcut kavramlaştırılmalarını genişletti ve disleksinin okuma kabiliyetindeki güçlükten çok daha fazlası olduğunu belirterek disleksinin kişilerarası güçlü yönlerle ilişkili olduğu konusundaki giderek artan farkındalığı destekledi.

UCSF Hafıza ve Yaşlanma Merkezi’nde John Douglas, Fransız Alzheimer Vakfı Profesörü ve UCSF Weill Enstitüsünün bir üyesi olan Virginia Sturm, “Disleksisi olan bazı çocukların olmayanlara nazaran çok daha fazla sosyal ve duygusal zekası olduğunu belirten bazı anekdotlar ortaya koysa da tüm çocukların bu kabiliyete sahip olduğunu söylemek yanlış olur, disleksiyi ancak tüm artıları ve eksileriyle bir bütün halinde düşünebiliriz” ifadelerini kullandı.

Araştırmacılar disleksi hastası olmayan 22 çocuğun yanı sıra klasik fonolojik disleksi formuna sahip yaşları 8 ila 12 arasında değişen 32 çocuğu bir araya getirdi. Araştırmacılar tüm disleksiye sahip çocukların okumada güçlük çekip çekmediklerini anlamak, duygusal terimleri anlama kabiliyetlerini ölçmek ve birtakım diğer bilişsel testlerdeki performanslarını görmek için çocukları test etti. Hem çocuklar hem de aileleri duygusal ve zihinsel sağlıklarını ölçen anketleri yanıtladılar.

UCSF Disleksi Merkezi’nde çocukların nefes alışverişlerini, deri iletkenliklerini ve kalp hızlarını izlemek için çocuklara bazı sensörler takıldı. Eğlence ve tiksinme gibi belli olumlu ve olumsuz duygular uyandırmak için özel olarak seçilmiş -örneğin gülen bir bebek ya da kusmak üzere olan bir kadın- film kesitleri izletilirken tepkileri ölçülmek üzere yüz ifadeleri videoya alındı.

Araştırmacılar disleksi teşhisi konan çocukların film kesitlerini izlerken disleksi teşhisi konmayan çocuklara göre daha fazla duygusal yüz ifadesi sergilediklerini ve fizyolojik olarak daha duyarlı olduklarını tespit ettiler. Dahası, çocukların beyin aktivitesinin işlevsel MRI taramaları yüz ifadelerini en çok belli edenlerin sağ ön insula ve sağ ön singulat korteks -duygu üretimi ve öz farkındalığı sağlayan dikkat çekerlik ağındaki temel yapılar- arasında daha güçlü bir bağlantı olduğunu saptadılar. Disleksi teşhisi konan çocuklar arasında daha belirgin duygusal yüz ifadesi olanların aile tarafından bildirilenden daha fazla sosyal beceriye sahip olsalar da anksiyete ve depresyon semptomlarına sahip oldukları anlaşıldı.

Bu bulgular birçok disleksi hastası çocuğun sosyal zekâ bakımından güçlü duygulara sahip olabileceğini çünkü duygusal tepkilerin başarılı bir sosyal ilişkinin yapı taşı olabilme ihtimalini gösterir. Disleksi hastası bazı yetişkinler “öğretmenlerini büyüleyerek” güç bela okulu bitirdiklerini söylediler. Genellikle tamamıyla telafici edici bir yöntem olarak yorumlanan bu sosyal ilişkiler kurma kabiliyeti özellikle sinirbilim düzeyinde gelişmiş duygusal yeteneklerin habercisi olabilir.

Disleksi tanısı bugün hala sosyal başarının garantisini verebilmiş değil. Ebeveyn raporlarının da anlaşılacağı üzere, daha yüksek duygusal tepkisellik ve duyarlılık bu çocuklar muhtemelen duygusal ipuçlarını nörotipik bireylerden daha farklı belirleyebildikleri için anksiyete ve depresyon gelişiminde pekâlâ bir risk etkeni olabilir. Disleksi tanısı konmuş çocukların okullarda, üniversitelerde, hatta yetişkinler olarak iş yerlerinde korunduğundan ve onlara uygun bir şekilde hizmet edildiğinden emin olmamız için bir neden daha vermektedir.

Disleksi ve nörogelişim alanında saygıdeğer Profesör Charles Schwab ve UCSF Disleksi Merkezi ve UCSF-UCB Schawb Disleksi ve Bilişsel Çeşitlilik Merkezinin eş yöneticisi Maria Luisa Gorno-Tempini, “Aileler tarafından alınması gereken mesaj şudur ki, bu durum okumadaki güçlükler olarak tanımlansa da de ilgili güçlü yönleri daha iyi anlamak ve etkili iyileştirme yöntemlerini belirleyebilmek için disleksi hastalığındaki tüm beyin işlevlerine daha derin ve geniş bir açıdan bakmamız gerekir.” dedi.

Çalışmaları daha önce de duygu işlemeye odaklanmış olan UCSF Weill Sinir Bilimleri Enstitüsü’nün UCSF Nöroloji ve Psikiyatri ve Davranış Bilimleri bölümlerinde doçentlik yapan Sturm, “Bulgularımızın disleksisi olan çocuklar için eğitim açısından etkileri var, öğretimi güçlü yönlerine olduğu kadar zayıf yönlerine de dayandırmalıyız. Örneğin, disleksisi olan çocuklar, öğretmenlerle veya yaşıtlarıyla duygusal olarak nasıl bağlandıklarına bağlı olarak birebir veya grup öğretim senaryolarında daha başarılı olabilir. Ancak anksiyete ve depresyona karşı savunmasızlıklarını ve potansiyel olarak güçlü duygularını işlemek için yeterli desteğe sahip olduklarından emin olmamız gerekiyor” dedi.

Araştırmacıların cevaplamayı umdukları başka sorular da var. Gelecekte duygusal tepkiselliğin empatinin artmasına yol açıp açmadığını belirlemeye çalışacaklar. Araştırmacılar disleksideki sosyal ve duygusal işlemeyi ve diğer güçlü yanları daha iyi anlayıp hedef odaklı bir müdahale geliştirebileceklerini ve bu şekilde kötü şekilde damgalanmayı azaltabileceklerini umuyorlar.

Araştırmacılar, cevaplanmamış bazı sorular olmasına rağmen çalışmanın disleksiyi daha iyi anlamamızda büyük bir rol oynadığını belirtiyor. Ayrıca, UCSF’nin klinik ve temel sinirbilim topluluğunun, UCSF Weill Nörobilim Enstitüsü çatısı altındaki diğer bölümler ve UCSF-UCB Schwab Disleksi ve Bilişsel Çeşitlilik Merkezi vasıtasıyla UC kampüsleri genelinde artan entegrasyonunun etkinliğini de göstermektedir.

UCSF Hafıza ve Yaşlanma Merkezi’nde nöroloji ve psikiyatri profesörü ve davranışçı ve Dil Nörobiyoloji Laboratuvarı yöneticisi olan Gorno-Tempini, “Genelde disleksi eğitimsel ve akademik bir sorun olarak değerlendirildiği için bir tıp kuruluşunun Disleksi konusunu masaya yatırması tıp camiası için oldukça yenilikçi bir yaklaşımdır. Ancak disleksi aslında beyinde başlar ve bu çocuklara, ailelerine daha çok fayda sağlayabilmek için nöroloji, psikiyatri, psikoloji ve eğitim alanlarının hep beraber çalışmasına ihtiyacımız var. Ne zaman bu sonuçları ailelerle paylaşsam hayrete düşüyorlar çünkü disleksinin akademik zorluklardan çok -hemen hepimiz gibi güçlü ve zayıf yönleri olan bir beyine sahip olmamız gibi- daha fazlası olduğunu anlamalarını sağlıyor.” diyerek sözlerini noktaladı.

Yazar: Nicholas Weiler

Çeviren: Sıla Yıldırım

Düzenleyen: Ayça Gürdal

Kaynak: Sciencedaily

Leave a comment