“Hastalığım, nöbet dönemlerinde kalbimi aklımdan yoksun bırakıyor.”

 

Bir deneyim olarak sanat üzerine filozof John Dewey, ritmik yükselişlerin ve düşüşlerin, sanatın yaratıcı bütünlüğü için olmazsa olmaz olduğunu öne sürdü. Yaklaşık yüz yıl sonra sanatçı Maira Kalman, mutluluk arayışı üzerine düşüncelerinde şunları söyledi: “Umut ederiz, umudumuzu kaybederiz. Umut ederiz ve onu kaybederiz. Bizi yöneten şey budur. Bipolar [çift kutuplu] bir sisteme sahibiz. “

Bu salınım her ne kadar yaşamımızın değişmez bir parçası olsa da onun klinik boyutta bozulması – psikotik coşku ve hayatı felç eden depresyon arasında gidip gelmeyi anlatmak için ilk olarak manik depresyon olarak adlandırılan bipolar bozukluk – hastayı alt üst eden bir ruhsal bozukluktur. Bu bozukluk ayrıca, klinik depresyonla birlikte, yaratıcılık ve ruhsal bozukluk arasındaki uzun soluklu ilişkinin parçası olan sanatçıların başına bela olan en yaygın görülen durumlardan birisidir.

Bu sanatçılardan birisi de, 1947 yılında Pulitzer Ödülü’nü alarak herkes tarafından arzulanan bu ödülü en genç yaşta kazananlardan birisi olan Robert Lowell’dir (1 Mart 1917 – 12 Eylül 1977). Bu başarıyı, Bipolar Bozukluk henüz Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’na girmemişken ve hatta onun 1950’lerin başlarında tanımlanan öncülü, manik-depresif reaksiyon terimi bile henüz ortaya çıkmamışken genç Lowell’a musallat olan, en şiddetli bipolar vakalardan birisiyle geçen bir hayat izledi.

Eşine az rastlanır şiirsel yeteneği ve dile olan hakimiyetiyle, Lowell bu inanılmayacak kadar yaygın ve ruhsal durumu acınacak biçimde bozan bu hastalıkla yaşamanın nasıl olduğunun belki de en çarpıcı anlatımını bizlere sundu.

Ağustos 1957’de yazılan bir mektupta*, Lowell manik dönemin acı veren zehrini anlatıyor:

“Şimdi daha net olarak görüyorum ki son birkaç gündür neredeyse kontrolden çıkan, yükselen bir manik durumda yaşıyorum. Sanki dipsiz bir kuyudaymış ve hiçbir şey düşünmüyormuş gibi davranmadan seninle zaman geçiremezmişim gibi hissediyorum. Hastalığım, nöbet dönemlerinde kalbimi aklımdan yoksun bırakıyor.”

Farmakolojinin, zihnimize dair bilgilerimizin eksikliğinden kaynaklanan tehlikelerini yüzümüze çarpan bir yazıda Lowell, o zamanlardan sonra genel kullanımı yasaklanan ve artık yalnızca veterinerler tarafından kullanılan bir antipsikotik ilaç deneyimini şöyle betimliyor:

“Anti-manik haplarımı kullanıyorum – 75 mg, doktorumun yazdığından daha fazla değil ama araba sürmek ya da insanlarla görüşmek için çok fazla. İlacın etkisi, orta halli bir hummanın uyuşukluğu ve ağrısına benziyor. Kullanan kişinin düşünceleri doğrudan değişmiyor ve iyileşmiyor ama metabolizmasının korkunç ve aşırı hareketliliği duruyor ve böylece zihin hayatı yeniden olduğu gibi görebiliyor.”

Ertesi sabah, manik yükseliş sona ermişti:

“Dün, çoğunlukla yorgun biçimde ve sakalımın uzamasına izin vererek yataktaydım. Bugün eminim ki durumum daha da kötüleşmiyor. Nahoş bir duyguyla, oturmaya çalışan bir çocuk ya da ağaçtan inen bir kedi veya rakun gibi, aya uzanan merdivenimden aşağı iniyorum. Ailemin yeniden bir parçasıyım, ailemi yeniden seviyorum.”

Hastalık, ilaç tedavisine rağmen Lowell’i etkilemeye devam etti; defalarca hastanelik olmasına neden oldu ve sıklıkla kişilerarası ilişkilerini de etkiledi. Bishop’la olan samimi, derin, ömür boyu arkadaşlığı da buna dahildi. Ruhsal bozuklukların en acı verici yanlarından biri sinirsel kimyamız ile kişiliğimizi, nasıl olduğumuz ile kim olduğumuzu karıştırıp klinik durumumuzdan kaynaklanan ruh hallerimizden ötürü derin bir utanç duymamıza neden olmasıdır. Lowell da bu şekilde sıklıkla kendisini cezalandırıp bozukluğundan dolayı özür dilerken buldu. 1958 tarihli bir mektubunda Bishop’a “Canavarlığa çöküşlerimin sevgimize gölge düşürmesine müsaade etmeyelim” diye yalvarıyordu.

Ertesi yıl, ilaç tedavisine terapiyi ekleyerek ruhsal hastalığa karşı daha modern bir tavır takındı. 1959’da Bishop’a yazdığı alışılmadık ölçüde iyimser bir mektupta, Lowell sanatı ve hastalığını işleyen bir bütünde bir araya getirmenin yolunu arıyor:

“Terapi (haftada üç gün) gerçekten muhteşem şeyler yapıyor; gelecek yıl bu zamanlarda içimdeki düğümün çözüleceğini umut etmeye başladım. Hala uzayan gri ve beyaz saçlara sahip olacağım zamanı görmeyi çok istiyorum. Son on yılın yarattığı tüm hasar şimdi uzaklaşıyor gibi gözüküyor.

“Benim sorunum (sadece bir açıdan) katı Püriten kısıtlamalar ile coşkun taşkınlıkları içimde bir araya getirmek gibi duruyor. Bir kimse bunların ikisi birden olmadan ne yaşayabilir ne de yazabilir ama bir uzlaşı gerekli. İnce bir çizgide yürüyorum, her zaman halüsinasyon bulutuna girebilir ya da ağrılı ve depresif şekilde aylarca yatabilirim.”

Farmakoloji geliştikçe Lowell, o zamandan beri yerlerini daha yenilerine bırakan türlü ilaçlar denedi. (On yıl sonra, yeni bir meprobamat tedavisi sürecinde Bishop’a şöyle yazacaktı: “Evet, coşkumu kontrol altına aldım ve herkes buna hayret etti. Bunu yapan, panik ilk geldiğinde onu ağırlık ve depresyon yaratmadan sakinleştiren bir ilaç olan Miltown.”) İlaç tedavisi ve terapinin yardımıyla, “gri ve beyaz saçlara sahip olacağı zamanı” gördü, ikinci bir Pulitzer ve 10,000 dolar ile Ulusal Edebiyat Madalyası aldı. Bu hastalıkla hayat boyu boğuşmasını, kendisinin geçmişe dönük referanslara en çok sahip olan şiirlerinden birinde kâğıda döktü:

 

KENDİMİ OKUYORUM

Binlercesi gibi ben de fazlasıyla gurur duydum,

kanımı kaynatan kibritler yaktım;

Nehirleri ateşe verecek numaralar öğrendim –

Ama oraya dönmek için hiçbir şey yazmadım.

Mum çiçekleriyle işimin bittiğini umabilir miyim

Ve Parnassus’un eteklerinde bir çayırı hak ettiğimi…

Arı kovanını inşa eden arıdır

çemberi çembere, hücreyi hücreye ekleyen,

bir anıtın mumunu ve balını –

bu yuvarlak kubbe ispatlar ki mimarı hayatta;

böceğin cesedi bal ile mumyalanmış yaşıyor

dua ediyor ki fani eserinin ömrü yetsin

tatlı düşkününün onun kutsallığını bozmasına –

bu açık kitap … tabutum.

 

*Words in Air, bir bütün olarak zevkli ve samimi bir okuma deneyimi sunuyor. Bir vakanın bir kısmı gözlenebilen bu kitabı William Styron’un depresyonla yaşamanın neye benzediği, Tchaikovsky’nin ruhsal enkazın içinde güzelliği bulmak ve astofizikçi Janna Levin’in deha ve delilik arasındaki ilişki üzerine yazılarıyla tamamlayın.

 

Yazar: Maria Popova

Çevirmen: Metehan Akman

Kaynak: Brainpickings