Kareler, ışıklandırma ve kamera hareketleri

  1. Se7en filminden sahneler, sahne planlaması ve kompozisyon

Fincher’ın favori tekniklerinden biri, geniş açılı çekimlerdir. Fincher, geniş açılı çekimleri (bu tip çekimler aynı zamanda tam yahut uzun çekim olarak da bilinir) bir karakterin çevresini ve içinde bulunduğu durumu göstermek için kullanır.

Geniş açılı çekimler, kelimenin tam manasıyla özneleri belirli bir uzaklıktan çekmeye yararlar, ancak David Fincher filmlerinde kullanıldığında, bu teknik genelde tam aksi bir etki yaratır ve seyirciye karakterin anlık haletini pek yakından anlayabileceği bir kavrayış sunar.

Zodiac filminden geniş açı ile çekilmiş şu kareye bir göz atın:

Fincher filmlerinde daha az alışılageldik olan şey ise yakın çekimlerin kullanımıdır. Yönetmen, yakın çekimleri tutumlu bir şekilde yalnızca gerçekten önemli olan şeylerin altını çizmek için kullanır. Bu seyrek kullanım şekli, karakterin olaylara müdahil olacağı vakitlerde seyircinin kendisine olan yakın bağlılığını artırır.

Peki, nasıl oluyor da David Fincher filmlerinde yakın çekimleri bu kadar az kullanıyor?

David Fincher’ın tarzı, amaç ile karakterize edilir. Ona göre, yakın çekime saygı duyulması ve yalnızca kesin olarak gerekli olduğu vakitlerde kullanılması gerekir. David Fincher filmleri aynı zamanda içerdikleri titiz çekimler ile de karakterize edilebilir.

House of Cards dizisinde, Fincher o vakte kadar pek az kullanılan 2:1 çerçeve oranını kullanmayı denemiştir. Bu oran Fincher’ın daha uzun çerçeve oranlarının (1.85:1) samimiyeti ve daha geniş çerçeve oranlarının (2.35:1) mesafeliliği arasında bir orta yol yakalamasına zemin hazırlamıştır. Gelin öncelikle 2:1 çerçeve oranına ve Fincher’ın bu tekniği House of Cards dizisinde nasıl kullandığına bir bakalım.

Konuyla ilgili videoya buradan ulaşabilirsiniz.

Başka bir sahneye göz atalım ve Fincher’ın bu amaca dayalı hassasiyetini sahne üzerinde görelim.

Se7en filminin doruk noktası birçok sebepten ötürü ikonik olarak adlandırılabilir. Filmin karanlık bir kıvrıma sahip sonu, sinema tarihinin en büyük şoklarından biridir. John Doe rolünde Kevin Spacey, Dedektif Mills rolünde Brad Pitt ve Dedektif Somerset rolünde Morgan Freeman… Hepsi de filmde ustalık dolu performanslar sergilemişler.

Peki ya sinematografi, sahneleri derinleştirmek adına nasıl kullanılıyor? Işıklandırma ve çerçeve boyutlarındaki değişimler filme nasıl etki ediyor?

Kutuyu açalım ve içinde ne olduğunu görelim ve söylemeye bile gerek yok, ilerideki kısımlarda spoiler var.

Yapacağımız analiz, Dedektif Somerset durumun ciddiyetini anlayıp Dedektif Mills ve John’a geri döndüğü an başlıyor.

Bu sahne tamamıyla John Doe’nun, onların mahkûmu olmasına rağmen, bu adamlar üzerindeki etkisi üzerine. Güçlü bir karakteri ön plana çıkarmak için kullanılabilecek en belirgin tekniklerden biri, bu karakterleri alçak açıdan çekmektir.

İlk sahnemiz, John Doe’nun inanılmaz derecede alçak açıdan çekilmiş bir sahnesi. Karakter, çerçevenin tam ortasında duruyor, arkasından vuran güneş ışığı ise ona bir nevi hale veriyor. Bu, John Doe’nun sinsi planının serpildiği an ve karakterimiz en muzaffer görünümünde.

John Doe’nun kalan sahnelerinin birçoğu göz seviyesinde yapılan yakın çekimler. Dedektif Mills neler olduğunu kavramaya çalışırken karakterimizin yüzü, sahnede beliriyor. Bu yakın çekimler bize, tıpkı Dedektif Somerset’in de dediği gibi, “Kontrolün John Doe’nun elinde” olduğunu gösteriyor.

Dedektif Somerset kutuyu açıyor ve tuzağı anlıyor. Somerset’in tek başına olduğu sahneler de aynı zamanda yakın çekim ile çekilmiş. Kavrayışı, onu görsel manada John Doe ile eşdeğer hale getiriyor.

Ancak Dedektif Mills’in hâlâ bir şeyden haberi yok.

Sahne ilerledikçe, Dedektif Mills ya orta ya da orta-geniş çekim teknikleri ile kameraya alınıyor. Bu durum, karısı öldüğünde hamile olduğunu öğrenene kadar bu şekilde devam ediyor.

Son olarak Dedektif Mills’in çökmüş ve işkenceye uğramış suratının büyükçe bir yakın çekimine geçiş yapıyoruz.

Bu yakın çekim, Dedektif Mills’in sahnede herhangi bir gücü bulunduğunu göstermek için yapılmamış. Bu çekimler ile, karakterin duygusal hengamesini fazlasıyla detaylı bir şekilde izliyoruz.

Bu noktadan sonra, üç karakter de yakın çekim ile kameraya alınıyor.

Ancak aynı zamanda bu sahnenin ışıklandırılmasıyla da alakalı birçok şey var.  Işıklandırma da sahneyi soyut ancak etkili şekillerde etkiliyor.

Kısaca söylemek gerekirse, Dedektif Mills ve Dedektif Somerset’in sahnelerinin ışıklandırılması %100 oranında tutarlı ve mantıklı. Güneş her daim Dedektif Mills’in arkasında yahut sol tarafında. Dedektif Somerset için ise bu durum ön yahut sağ taraf olarak değişiyor.

Ancak John Doe’nun sahnelerinin ışıklandırması sahneden sahneye değişiklik gösteriyor.

Bazı yakın çekim sahnelerde John güneş arkasında olacak şekilde konumlanmış ve ışık arkasından vuruyor. Başka sahnelerde ışık solunda, daha başkalarında ise sağında. Güneşi karşıdan aldığı sahneleri dahi var.

Ancak farklılıklar güneş ışığının yönü ile bitmiyor. Işığın kalitesi de farklılık gösteriyor. Bazı sahnelerde güneş ışığı John Doe’ya son derece keskin bir parlaklıkla çarpıyor. Daha başka sahnelerde ise, özellikle idamından hemen önceki son yakın çekim sahnesinde, ışık daha yayınık ve karakterin çevresinde parlar halde bulunuyor.

Peki neden? Bu, özellikle Fincher gibi mükemmeliyetçi biri için oldukça garip bir karar. Bunlar gerçekten yalnızca hata mı?

Bu kararın bilerek verildiğini varsayalım.

Işık geçişleri anlatımsaldır, bir şeyi temsil etmekten çok bir şeyleri ima etmek için yapılır. John Doe, mahkûmdan bir üst akla dönüşüyor. Tatlı dilli ancak ölümcül. Sonunda, kurbanlarının her birinin adil yargısıyla kendinin de bir günahkâr olduğunu kabul ediyor.

John Doe’nun karakterinin birçok katmanı var. Dedektif Mills ve Dedektif Somerset’in ahlâkî yapıları ise çok daha az karmaşık.

Fincher, bu karşıt ışıklandırma düzenlerini, karakterler arasındaki ayrımı görselleştirmek için kullanıyor ve ayrıca bunu yaparak bizlere John Doe’yu hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağımızı hatırlatıyor.

İşte bunlar, sinematografi ve ışıklandırma üzerine verilen yaratıcı kararların neler ortaya çıkarabileceğini bizlere gösteriyor. Her çekim, aynı sahne içerisinde olsalar dahi, ışık ve gölgeleri kendi avantajınıza kullanmak adına bir fırsat.

Yazar: Brent Dunham

Kaynak: studiobinder

Çeviren: Can Güzel

Düzenleyen: Ceren Berk