Daha önce tanışmamış mıydık? Doppelgänger’lar ve algılama üzerine

Daha önce tanışmamış mıydık? Doppelgänger’lar ve algılama üzerine

2015 yılında, 28 yaşındaki İrlandalı Niamh Geaney’e bir televizyon şirketi tarafından ulaşılıp sıra dışı bir yarışmaya katılması istenmişti: Tıpatıp onun gibi görünen bir yabancıyı, yabancı ikizini bulma mücadelesi. İki hafta içinde sosyal ağları ve diğer her mevcut çıkışı tarayıp, Dublin`den Karen Branigan`ı, ölü bir çancıyı buldu. Ardından bir diğer eşleşmeyi, Luisa Guizzardi`yi buldu. Sonra bir diğeri daha, Sligo’dan Irene Adams. Görünüşe göre bir dördüz gibi görünseler de gerçekte hiçbir bağları yoktu.

Tıpatıp benzer bir görüntüyü beklenmedik bir yerde bulan tek kişi Geaney değildi. Doppelgänger’ların, ünlü benzerlerinin ve sanat çalışmalarında bulunan dublörlerin çokluğu aynı rahatsız edici bir sonuca işaret ediyor; Dünyanın herhangi bir yerinde, size birebir benzeyen birisi var. Bunu eşsizliğine yapılan bir hakaret mi, yoksa müşterek insanlığımızın kanıtı olarak mı ele alacağınız size kalmış. İki türlü de bireyselliğin hikayesi burada bitmiyor, bu yüz benzerliği kavramlarının sıkça göz ardı edilmesinin bir nedeni var: İnsanların görsel tanımadaki kapasiteleri değişiklik gösterir ve bu değişiklikler diğer insanların ne kadar benzer algılandıklarını belirliyor.

Bir uçta prosopagnozi hastaları ya da bir diğer adıyla “yüz körlüğü” olan hastalar vardır. Prosopagnozi hastası bir kişiye bir fotoğraf gösterdiğinizde, size fotoğraftaki kişinin saç renginden suratındaki ifadeye birçok soruyu cevaplayabildiğini fark edeceksiniz. Fakat, hastaya fotoğraftaki bu kişinin kim olduğunu sorarsanız zorlanacaktır; fotoğraftaki bir ünlü, hastanın yakın bir arkadaşı, hatta kendisi olsa bile. Bir diğer uçta ise “süper tanıyıcılar” vardır, ki bu yüz tanıma yeteneği o kadar olağanüstüdür ki, o sosyal problemlerin kendi tadıyla gelir; her yerde tanıdık insanlar görmeyi, bu insanların sadece yanından geçip gitmiş ya da yıllar önce metroda görmüş olduğunuz birisi olsa bile. Çoğumuz bu iki durum arasında bir yerlerde bulunuruz; yüzlerce, binlerce kişiyi tanıyabiliriz, fakat yine de her gördüğümüzü değil.

İnsanlar ayrıca özel türlerde yüzleri ya da kişileri tanıma konusunda ayrım gösterirler. Örneğin; psikologlar ırksal ayrımın etkisi üzerine çalışmışlardır, ki bu da bizi çevreleyenlerden daha farklı görünen kişileri ayırt etmeyi daha da zorlaştırır. Ya da tek yumurta ikizlerini düşünün, genellikle birini diğerinden ayırt etmesi herkese zor gelse de deneyimler yoluyla ikisini ayırt etme yetisini elde eden küçük bir grup arkadaşları ve aileleri vardır. Dışarıdan bakan kişilere, kendileri de bir ikiz kardeşliğin parçası olsalar bile, bu ikizler şimdiye kadar iki insanın birbirine en çok benzeyebileceği hali gibi görünürler. Ama onlara bolca maruz kalan ve ikizler arasında güvenilir bir şekilde ayrım yapmak için dünyadaki tüm motivasyona sahip olan ebeveynler için, ikizler eşsizdir.

Suratların birbirine benzerliği hakkında akıl yürütüldüğünde, yüz algılama araştırmacıları “yüz boşluğu” konseptine başvurmuşlardır. Kıyaslandığında; bir objenin konumunun üç boyutlu fiziksel boşlukta nasıl kesin bir nokta olarak betimlenebileceğini düşünün. Algılanan nitelikler ve özelliklerin soyut çok boyutlu bir boşlukta onun konumunu tanımlayarak, surat gibi mental bir objeyle aynısını yapabilirsiniz. Boşluktaki her bir nokta suratın haritasını oluşturur. Yakınlardaki noktalar benzer görünen suratların karşılığını oluştururken uzak noktalar da farklı görünen suratları temsil eder.

İnsanların görünüşleri üzerine bu “yüz boşluğundaki noktalar” ile yapılan tanım hikâyenin tamamı değildir. Şair Walt Whitman’a göre, bizler çoklukları barındırıyor, ayrıca onları iletiyoruz. Yaşlanmak, kızarmak, ölmek, zayıflamak, kelleşmek, güneşlenmek, gülmek, terlemek, yaralanmak, tıraş olmak, delinmek, keselenmek, botoks yaptırmak, fotoşop yapmak derken kişinin görüntüsü zamanla epeyce değişiyor. O halde görsel kimlik tek bir görüntü ile değil, birçok görüntünün yüz boşluğunda puslu bir yörünge çizmesi ile tanımlanabilir. Bizi tanımak isteyen birileri bu değişimlere rağmen tanımaya çalışmalı. Ve genellikle tanıyorlar da.

Bu bağlamda, görsel öğrenim yüz boşluğunun kişinin görsel çevresindeki talepler sonucu aktif olarak yolundan sapması olarak düşünülebilir. Bu çevre kişinin dar bir yüz boşluğu alanı içinde ince ayrımlar yapmasını gerektirdiğinde, kişinin görsel sistemi buna uyum sağlar ve sonucunda yüz boşluğu yolundan sapar. Örneğin; ikiz çocuklar yetiştiren bir ebeveynle karşılaşan çevre, ebeveynin görsel sisteminin bu ikizlerin yüzlerini ayrı ayrı temsil eden bir yöntemle, tıpkı ikisini bir kavgadan ayırır gibi çözer.

İki kişinin “birbirine benzediğini” söylemek kişinin sadece diğerleri hakkında değil, kendi hakkında da bir beyanda bulunur. Yüz boşluğu psikolojik bir durum olduğu için, her bireyin kendine özel bir yüz boşluğu anlayışı olur, bu da kişinin yüz tanıma becerileri yanı sıra edinilmiş görsel becerilerini de yansıtır. Ortam ve tercihler çeşitlendikçe, yüz boşlukları birbirinden uzaklaşır. Bu nedenle de görünümdeki algılanan benzerlik her zaman hem gözleyiciyi hem gözlemleneni yansıtır. Bu genişlemiş benzerlik kavramı Doppelgänger, kayıp ikiz ya da tıpkısının aynısı kavramlarını zorlaştırır. Prosopagnozik ya da acemi biri için benzer kişiler bolluktadır. Süper-tanıyıcılar ya da uzmanlar için ise hiçbir iki insan aynı görünmez.

Öyleyse, dışarıda bir yerlerde gerçekten size tıpatıp benzeyen birisi var mı? Bu tam olarak ne demek istediğinize bağlı. Gözden geçirilmiş benzerlik tanımımız ne olursa olsun, gözlemleyen ve gözlemlenen arasındaki karşılıklı dayanışmaya uyması gerekmektedir. Bir olağan revizyon ise, buna “benzer₀” diyelim, iki kişinin görünüşte birbirine benzediği hiç ama hiçbir insanın, hayat boyu bu kişileri görmüş olsalar bile, onları ayırt edemediği durumda söylenebilir. Çünkü bu tanım, birbirine olabilecek en çok oranda benzeyen tek yumurta ikizlerini bile dışında bırakacak kadar katıdır, bu nedenle de benzer₀ kayıp ikiziniz olması ihtimali oldukça düşüktür.

Önceki tanımı birazcık genişletip, iki insanın eğer hiçbir eğitimsiz gözlemci onları ayırt edemezse “benzer₁” olduklarını söyleyebiliriz. En iyi yüz-tanıyıcıların olağanüstü özellikleri onları alt etmek için size yeterince benzer birini bulmanızın pek mümkün olmadığını gösteriyor. Tanımı daha da genişletirsek, iki kişi ancak ortalama eğitimsiz birisi onları güvenilir bir biçimde ayırt edemezse, görüntüde “benzer₂” sayıldığını söyleyebiliriz. Bu, Doppelgänger düşüncesinin en makul olduğu durumdur.

Dünya’da yaşamış insan sayısı tahmini 100 milyar ya da fazlası olarak tahmin ediliyor. Bu demektir ki, kısaca bir arkadaşınızla karıştırdığınız her yabancı için, ya da her bir ünlü için, onlarca, yüzlerce, belki de binlerce, tanısanız benzer olduğunu düşüneceğiniz kişi yaşamıştır. Dışarılarda bir yerde, belki de başka bir zaman ve mekânda, görünüşü size o kadar benzeyen birisi var ki ortalama eğitimsiz bir kişi sizi birbirinizden ayırt edemez, bu sizin kayıp ikizinizdir.

Yazar: Jordan Suchow

Çeviren: Zeynep Aslı Özgürbüz

Düzenleyen: Ayşegül Ünal

Kaynak: All About Psychology

p

Leave a comment