Cuma makalesi: İştar efsanesi, ilk aşk ve savaş tanrıçası

Cuma makalesi: İştar efsanesi, ilk aşk ve savaş tanrıçası

Şarkıcı Pat Benatar’ın da belirttiği gibi, aşk bir savaş alanıdır. Samimi ve sevecen duyguları ifade etmek için askeri kelimelerin bu şekilde kullanılması, muhtemelen sevginin yara bırakma ve kafa karışıklığı yaratma kapasitesiyle ilgilidir.

Bu yüzden dünyada aşk, ilk olarak aşk ve savaş tanrıçası olan İştar’da ve sevgilisi Tammuz’da görüldü. (Kabaca İran, Suriye, Kuveyt ve Türkiye’nin bazı bölgelerine karşılık gelen) eski Mezopotamya’da aşk, dünyevi düzeni altüst edebilen ve kişisel açıdan keskin değişiklikler yaratabilen kuvvetli bir güçtü.

Afrodit’ten Wonder Woman’a kadar, en eski yazılı kayıtlarımıza kadar izlenebilecek bir ilgi odağı olan güçlü kadın ana kahramanlar tarafından büyülenmeye devam ediyoruz. İştar (kelime Akad dilinden geliyor, Sümerce’de İnanna olarak biliniyordu), hakkında yazılı kanıt bulunan ilk ilahtı. Romantik aşk, aile sevgisi, topluluklar arasındaki sevgi bağları ve cinsel aşkla da yakından ilişkiliydi.

İştar, ayrıca sevgilisinin de sonradan öğreneceği gibi güçlü intikam kapasitesine sahip savaşçı bir tanrıçaydı. Görünüşte karşıt olan bu kişilikler hem antik hem de modern dönem akademisyenlerini şaşkına döndürmüştü. İştar, savaş alanındaki korkutucu bir aşk tanrıçasıdır. Güzelliği, aşk şiirinin konusudur ve öfkesi ise yıkıcı bir fırtınaya benzetilir, ama kaderleri ve talihleri şekillendirme kapasitesine bağlı olarak bunlar aynı madalyonun iki yüzüdür.

Kader ile oynamak

İştar’a ilk şiirler, dünyanın bireysel olarak tanımlanan ilk yazarı Enheduanna tarafından yazılmıştır. Enheduanna (yaklaşık MÖ 2300), dünyanın en eski şehir merkezlerinden biri olan Ur’da yaşayan tarihi bir figür olarak kabul edilir. Enheduanna, ay tanrısı rahibesiydi ve kuzey ile güney Mezopotamya’yı birleştirip güçlü Akad imparatorluğunu kuran ilk hükümdar Akkadlı Sargon’un (“Büyük Sargon”) kızıydı.

Enheduanna’nın yaşamı ve kariyerinin kaynakları tarihsel, edebi ve arkeolojiktir: kendini adamışlığının kazındığı ‘Enheduanna Diski’ adlı bir kaymaktaşı rölyefi yaptırmıştır.

Şiirinde Enheduanna, silahlı çatışma konusundaki üstün kapasitesi ile statü ve servette ani değişiklikler yaratma yeteneği dahil olmak üzere İştar’ın çeşitli yönleri olduğunu ortaya koyuyor. Bu yetenek, bir aşk ve savaş tanrıçası için oldukça uygundu: ani değişikliklerin barındığı her iki taraf, oyunun durumunu tümüyle değiştirebilir.

Savaş alanında tanrıçanın kader belirleyebilme özelliği, zaferi kesinleştiriyordu. Aşk büyüsü konusunda ise İştar’ın gücü, romantik rastlantıları değiştirebilirdi. Antik aşk tılsımlarında, arzulanan bir sevgilinin kalbini (ve diğer vücut parçalarını) kazanmak ya da gerçekten de ele geçirmek için onun etkisine başvurulurdu.

Başarıyla kuşanmış

İştar, (kendisi ve başkaları tarafından aşk şiirlerinde) genç ve güzel bir kadın olarak tarif edilmiştir. Sevgilisi Tammuz, MÖ 2100’lere kadar uzanan bir edebiyat tarihiyle, görünüşe bakılırsa zamansız bir övme biçimi olarak gözlerinin güzelliğine iltifat eder. İştar ve Tammuz, dünyanın ilk aşk hikayelerinden birinin ana karakterleridir. Birbirlerine kur yapmalarını anlatan aşk şiirlerinde bu ikilinin ilişkisi oldukça şefkatlidir, ancak çoğu büyük aşk hikayesi gibi İştar ve Tammuz’un birlikteliği de trajik bir sona kavuşacaktır.

Bu efsanenin en ünlü anlatımı, bilinmeyen bir yazar tarafından yazılan İştar’ın Yeraltı Dünyasına İnişi efsanesidir. (Her ikisinin de çivi yazısıyla yazıldığı) Sümerce ve Akad dili versiyonlarından günümüze ulaşan bu eski anlatı, ancak 19. yüzyılda deşifre edilebildi. Bu eser, İştar’ın Yeraltı Dünyası Kraliçesi olan kız kardeşi Ereshkigal’i ziyaret etme kararıyla başlar.

Görünüşe göre İştar, muhtemelen Gılgamış Destanı’nda görünen Cennetin Boğası olarak bilinen eniştesinin yasını tutmak için kız kardeşini ziyaret eder. Ancak hikayedeki diğer tanrılar, bu hareketi düşmanca bir ele geçirme girişimi olarak görüyor. İştar’ın son derece hırslı olduğu zaten biliniyordu: kendisi, başka bir efsanede göklere fırlayıp ilahi bir darbe gerçekleştirmişti. 

İştar’ı yönlendiren güdülerle ilgili her türlü soru, yolculuğuna hazırlığının tanımıyla çözülür. Makyajını özenle yapar, takılarını takar ve güzel giysilere bürünür. İştar’ın sık sık kozmetik kullandığı ve savaşa girmeden veya bir sevgiliyle tanışmadan önce görünüşünü iyileştirdiği anlatılır. Bir erkek savaşçının dövüşten önce göğüs zırhını giymesi gibi, İştar da gözlerine sürme sürer. İştar, dış görünüş ile güçlenmenin anasıdır: güzelliğini ve kıyafet seçimini zenginleştirmesi onun gücünü vurgular.

Daha sonra, ironi ile dolu mizahi bir sahnede tanrıçamız İştar cehennemde sıkışıp kalırsa sadık yardımcısı Ninshubur’a nasıl davranması gerektiği konusunda talimat verir. İlk olarak Ninshubur, doğru yas kıyafetleri giymeli ve darmadağınık bir görünüm yaratmalıdır. Daha sonra, büyük tanrıların tapınaklarına gidip efendisini kurtarmaları için onlardan yardım istemelidir. İştar’ın, yardımcısının uygun şekilde kasvetli yas kıyafeti giymesi gerektiği yönündeki talimatları kendi gösterişli kıyafetiyle tam bir tezat oluşturuyor.

“Kimse yeraltı dünyasından tek bir çizik almadan geri dönemez”

Ancak Ereshkigal, İştar’ın çok iyi giyindiğini öğrenince yeraltı dünyasını fethetmeye geldiğini fark eder. Bu yüzden, tam anlamıyla İştar’ın gücünü yok etmek için bir plan yapar.

Ereshkigal’in evine vardığında İştar, yeraltı dünyasının yedi kapısından aşağı iner. Her kapıda bir kıyafetini çıkarması talimatı verilir. Kız kardeşinin önüne geldiğinde İştar, çıplaktır ve Ereshkigal onu tek seferde öldürür.

İştar’ın ölümü, tüm dünyevi cinsel yakınlık ve doğurganlığın sona ermesini de içeren korkunç sonuçlar doğuracaktır. Bu yüzden, İştar’ın yardımcısının tavsiyesi üzerine bilgelik tanrısı Ea, İştar’ı canlandırmak ve onu yeryüzü dünyasına döndürmek için bir komplo kurar. Planı başarılı da olur, ancak eski Mezopotamya’da şöyle bir deyiş vardır: Kimse yer altı dünyasından tek bir çizik almadan geri dönemez.

Yeraltı dünyasında bir alan yaratıldığında boş bırakılamayacağı düşünülüyordu. İştar’a, bir grup iblisle birlikte yeryüzü dünyasına çıkması ve kendi yerini alması talimatı verilir.

Yeryüzü dünyasında İştar, Tammuz’u resmi bir şekilde giyinmiş halde bir tahtta keyif çatarken ve görünüşe göre ölümünden etkilenmemiş olarak görür. Öfkeli bir şekilde iblislere, onu kendileriyle birlikte götürmeleri talimatını verir.

Küçümsenmiş bir tanrıça

İştar’ın kocasının ölümündeki rolü, kendisine vefasız olduğuna dair bir ün kazandırmıştı. Ancak bu değerlendirme, tanrıçanın rolünün karmaşıklığını asla yakalayamaz. İştar, İniş efsanesinde ve başka yerlerde yoğun bir sadakate sahip olarak tasvir edilir: kocasının ölümündeki rolü, vefasız olmaktan ziyade, onun intikamcı doğasını gösterir.

Electra, Clytemnestra ve Medea gibi güçlü kadınların kendilerine haksızlık ettiğini düşündükleri kişiler üzerinde korkunç sonuçlara sebep olduğu antik Yunan ve Roma mitlerinde kadınlar ve intikamın popüler bir kombinasyon olduğu kanıtlamıştır. Bu tema günümüze kadar izleyicileri büyülemeye devam etti.

Bu konsept, William Congreve’nin The Mourning Bride kitabından çoğunlukla yanlış bir şekilde Shakespeare’e atfedilen şu satırla özetleniyor: Cennette, sevginin nefrete dönüşmesi, cehennemde ise küçümsenmiş bir kadının öfkesi kadar büyük bir hiddet yoktur.

Kocasının, kendisinin ölümünden sonra rahatladığını görmeden önce İştar, ilk olarak yardımcısı Ninshubur ve onun iki oğluyla karşılaşır. Oğullardan biri tanrıçanın manikürcüsü ve kuaförü olarak, diğeri ise bir savaşçı olarak tanımlanır. Üçü de sadık hizmetlerinden ve İştar’ın ölümüyle ilgili aleni yasları sebebiyle tanrıça tarafından bağışlanır: her birinin toz ve paçavralar içinde yattığı anlatılır.

İştar’ın yardımcılarının gayretli davranışı, uygun yas tutma davranışının olmadığını gösterip lanetlenesi bir tezat oluşturan Tammuz’un eylemleri ile yan yana gelir. Sadakat, İştar’ın yeraltı dünyasında onun yerine kimin geçeceğini seçmek için kullandığı ana kriterdir. Bu durum kendisini pek de sadakatsiz kılmaz.

İştar’ın antik mitlerdeki intikam arayışı, adalet dağıtımı ve evrensel düzenin sürdürülmesine olan yakın bağının bir uzantısıdır. Aşk ve savaş, hem kaos ve kafa karışıklığı yaratma potansiyeline sahip güçlerdir hem de onlarla ilişkili olan tanrının düzeni yeniden tesis edip bozabilmesi gerekir.

Yine de Mezopotamya’da aşk, ölümü yenebilirdi. Tammuz için bile aşk, kurtuluş ve koruma demekti: kız kardeşi Geshtinanna’nın sadık aşkı, Tammuz’un yeraltı dünyasından nihai dönüşüne izin vermişti. Aşk, asla ölmez derler, ama geçici olarak sona erebileceği nadir durumlarda yapılacak olan en iyi şey uygun şekilde yas tutmaktır.

İştar’ın mirası

İştar, Mezopotamya tanrılarının en popülerlerinden biriydi, ancak günümüzde neredeyse tamamen anonimliğe kaydı. İştar’ın mirası, en ünlü aşk tanrıçası olan Afrodit’in gelişimine katkıda bulunması imajıyla sonraki kültürel arketipler üzerindeki etkisinde görülüyor.

İştar, Neil Gaiman’ın The Sandman: Brief Lives adlı çizgi romanında güzel ama kendine zarar veren bir striptizci olarak bilim kurguda ortaya çıkıyor. Gaiman’ın Mezopotamya efsanelerine olan olağanüstü hakimiyeti, İştar’ın “soyulmasının” İniş efsanesinin kadim anlatı geleneğine göz atmayı mümkün kıldığını öne sürüyor.

Baş kadın karakter Shirra, tanrıçayla bazı benzerlikler gösterse de (zamanında kötü karşılansa da şimdi kısmen bir kült klasik olan) aynı ismi taşıyan 1987 yapımı filmde doğrudan referans olarak alınmamıştı.

Grafik roman geleneğinde Afrodit, Wonder Woman’ın imajını şekillendirmekle tanınır ve Afrodit’in kendi imajı İştar’dan etkilenmiştir. Bu bağlantı, İştar ve modern süper kahraman arasındaki ilginç benzerlikleri kısmen açıklayabilir: Her iki figür de savaş alanında bilezik ve taç takan, halattan bir silah sallayan ve sevgi, sadakat ve adalete şiddetli bir bağlılık gösteren savaşçılar olarak temsil ediliyor.

İştar, diğer aşk tanrıçaları gibi eski cinsellik ve doğurganlık ritüelleriyle bağlantılıdır, ancak bunun kanıtı tartışmaya açıktır ve tanrıçanın diğer birçok büyüleyici özelliğini sıklıkla gölgede bırakır.

Dünyanın ilk tanrıçasının imajını keşfetmek, Mezopotamya kültürüne ve sevginin çağlar boyunca süregelen gücüne dair bir iç görü sağlar. Günümüzde aşkın her şeyi fethettiği söylenir ve eski dünyada İştar da tam olarak bunu yapmıştır.

Yazar: Louise Pryke

Kaynak: The Conversation

Çeviren: Sude Serra Özmen

Düzenleyen: Kübra Kavasçinay

Leave a comment