Sinema salonları karanlık; Netflix üyelikleri ise çoğalıyor. Belki siz de benim gibi hem tüm bunların sona ermesi için can atıyor hem de geleceğe dair kaygı duyuyorsunuz. Öyleyse, bir parça iyimserlik ve özgürlük tefekkürünün yanında iyi bir film deneyimi için Crip Camp: Engelli Devrimi filmini izleyin. Salt Lake City’de gerçekleşen 2020 Sundance Film Festivali’nde seyirci ödülü alan bu filmi son derece coşkulu bir kalabalık ile izleme şansım oldu.

Yönetmenliğini Nicole Newnham ve Jim LeBrecht’in yaptığı film, 1970’lerin başında engelli gençler için bir karşı kültür cennetine dönüşen Jened kampına ve 1977 yılında eski kampçıların da dahil olduğu engelli aktivistler tarafından gerçekleştirilen, yirmi altı gün süren San Francisco Federal Binası’nın işgaline dair kapsamlı arşiv görüntüleri sunuyor. Film, işgali organize eden ve yaşamı boyunca engelli hakları aktivisti olarak anılan Judy Heumann ve kendisi de bir Jened kampçısı olan yönetmen LeBrecht gibi bazı kampçıların röportajları ile arşiv görüntülerini harmanlıyor.

Crip Camp, Catskill Dağları’ndaki Woodstock yolunun aşağısında yer alan Jened’in görüntüleri ile başlıyor. Kampçılar batik tişörtler giyiyor, yemek yapıyor, sevişiyor, müzik yapıyor, yüzüyor, dans ediyor ve yapabildiklerinde birbirlerini taşıyorlar. Kampta hiyerarşik bir düzen de var: “polio” en tepede; “serebral palsi” en altta yer alıyor. Film, kampçıların erişilebilir olmayan okullar, işsizlik ve dostça olmayan topluluklarla dolu sıradan yaşamlarına döndüklerinde yaşadıkları hayal kırıklığını da gösteriyor.

Film aynı zamanda Berkeley’deki Bağımsız Yaşam Hareketi’ne katılan bir grup Jened kampçısına dair görüntülere de yer veriyor. Kampçılar orada da hem birbirlerine hem yeni tanıştıkları insanlara destek vermeye devam ediyor. Dayanışmalarının gücü, Başkan Jimmy Carter döneminin Sağlık, Eğitim ve Refah Bakanı Joseph Califano’nun 1973 Rehabilitasyon Yasası’nın uygulanması için gerekli düzenlemeleri yapmayı geciktirmesiyle daha da belirgin hale geliyor. Rehabilitasyon Yasası, federal fonlar tarafından fonlanan tüm programlarda engelli kişilere ayrımcılık yapılmasını yasaklayarak Amerikalı Engelliler Yasası için bir prototip haline geliyor. Ancak uygulamaya yönelik düzenlemeler olmadığı için Rehabilitasyon Yasası’nın bir etkisi olmuyor. 1977 yılında San Francisco Federal Binası’nın işgali, en nihayetinde, bu düzenlemelerin yasalaştırılmasıyla başarıya ulaşıyor.  

Crip Camp pek çok şekilde engelli hakları hareketinin temel dayanağını resmediyor: “biz olmadan bizim için hiçbir şey.” Filmde birbirinden farklı engeli olan kişiler iş birliği yaparak problemlere doğaçlama bir şekilde çözüm buluyor. Kamçılar duygularını her zaman diğer gençler gibi ifade etmeseler de oldukça etkileyici bir şekilde ifade ediyorlar. Başkalarının öğütlerine göre hareket etmeden de işlerini hallediyorlar. Kampçılar meslek ediniyor, evleniyor ve çocuk sahibi oluyor. Yaşamları, kişinin yeteneğinin toplum tarafından belirlenen beklentilere uymasını gerektirmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Ancak Jened Kampı, başkalarını incitmeden istediğini yapabileceğin bir özgürlük anlayışına sahip değil. Libertarian görüşte olduğu gibi; başkalarına yalan söylemedikçe, onları aldatmadıkça ya da (Anarşi, Devlet ve Ütopya kitabındaki Robert Nozick’in meşhur tasvirindeki gibi) sırtından bıçaklamadıkça kendi seçimin olmayan kısıtlamaların ve görevlerin tümünden muaf olabileceğini de savunmuyor. Buradaki özgürlük, dayanışma üzerine kurulu bir özgürlük: herkesin yalnız başına yapabileceğinden fazlasını yapmasını sağlayan dayanışmaya olan bağlılık. koronavirüsün bu zorlu günlerinde ihtiyaç duyduğumuz türden bir özgürlük.

Yazar: Leslie Francis

Kaynak: Philosophy Talk

Çeviren: Oytun Khattab Shahleh

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar