Clarice Beckett: Adına düzenlenen sergiyle çağdaş sanat tarihindeki yerini sağlamlaştıran Avustralyalı bir ressam

Clarice Beckett: Adına düzenlenen sergiyle çağdaş sanat tarihindeki yerini sağlamlaştıran Avustralyalı bir ressam

Mark Rothko’nun ölümünden hemen sonra kendilerini bilir kişi addedenlerin, ressamın özgün resimlerini yok etmeye karar verdiğini düşünün.

Avustralyalı ressam Clarice Beckett 1935 yılında, 48 yaşındayken öldüğünde babası bazı resimlerini yakmış; bu çalışmalar ki Güney Avustralya Sanat Galerisi küratörü Tracey Lock tarafından “Rothko-benzeri” olarak tanımlanıyor.

Lock bu kayıp hakkında şöyle söylüyor: “Bana göre, babası onun ne çalışmalarını ne de çizgilerinin yönünü gerçekten anlayabildi.”

“Bir erkeğin mükemmel manzara resminin neye benzediğine dair genel beklentisi onun tabiatına büsbütün aykırıydı.”

Beklenmedik ölümünün ardından, Beckett’ın mirası yalnızca ailesi tarafından değil aynı zamanda Avustralyalı sanat kurumları tarafından da yok edildi.

 2000’e yakın eseri, yanları açık bir barakada uzun yıllar çürümeye bırakıldı. Eserler bulunduğunda ise yalnızca 369 tanesi kurtarılabilir durumdaydı. 

Fakat 70’li yıllardan beri, Beckett -seneler sürmüş uğraşlar sonucunda- Avustralya modernizminin vizyoner ressamı olarak görülüyor.

Eserlerine dair en geniş çaplı sergi olan Clarice Beckett: The Present Moment, Güney Avustralya Sanat Galerisinde düzenlenmekte. Bu retrospektif sergi Beckett’ı, yalnızca Avustralyalı bir ressam olarak değil, uluslararası değerde önemli bir ressam olarak tanımlıyor.

“Resme radikal bir yaklaşım”

Beckett, 1887 yılında, güneybatı Victoria eyaletinin Casterton şehrinde doğdu. Büyüme çağındayken kardeşleriyle birlikte evde resim çizmeye teşvik edildi.

“Başarılı olmanın ve bir hobiye sahip olmanın yeri başkadır; fakat bir kadın için ressam unvanıyla kariyere sahip olmanın yeri bambaşkadır.” diyor Lock.

“Ailesi, özellikle de babası bu düşünceye karşıydı.”

Sonunda baskıya dayanamayan babası, 1914’te, Frederick McCubbin rehberliğinde çizim eğitimi alacak kızlarının Melbourne Ulusal Sanat Okuluna kaydolmasına izin verdi.

Beckett, daha sonra ailesini Max Meldrum ile çalışmasına izin vermeleri konusunda da ikna etmeyi başardı. İkili Meldrum’ın yeni kurulan rakip okulunda birlikte çalışacaklardı.

Meldrum, Tonalizme ve Avustralya’nın pek rağbet görmeyen sanat akımlarına hayrandı.

Lock onun hakkında şöyle söylüyor: “Öğrencilerine bir natürmortta, geniş izlenimleri kavramaları için nasıl yüzeysel bakacaklarını öğretirdi.”

Öğrencileri, herhangi bir ön hazırlık çalışması yapmadan bu formları yansıtmak için direkt tuvallerinde çizime başlardı.

“Dolayısıyla, herhangi bir detayı gözden kaçırırsanız  resmin birebir kendisi yalınlaşmış bir halde tezahür eder. İşte bu resme gerçekten radikal bir yaklaşımdı.” diye de ekliyor küratör.

Mutfak masası

Beckett 1917 yılında Meldrum ile tam dokuz ay çalıştı. Ailesi 1919’da Melbourne’ın körfez kıyısındaki Beaumaris’e taşındığında, Beckett Meldrum’un yaklaşımını benimsedi ve bunu manzara resimlerine uyguladı. 

Şafağı yakalamak için sabah dörtte uyanır sonrasında sokak ve kıyı manzaraları çizmek için uzaklara doğru yürürdü, yol boyunca da el arabasıyla resmini sürüklerdi.

Yağmurlu günlerin, tramvayların, gölge ve dalgaların konu edindiği küçük tabloları belli belirsiz çizgilerle silik ifadelere sahiptir ve yumuşak tonlarla resmedilmiştir.

Lock şöyle açıklıyor bunu: “Gerçekliğin öyle bir formunu resmediyordu ki, bu form başka bir görsel mekanla ilintiliydi… resimlerinde uzaklık hissi ve alan derinliği yaratıyor; farklı bir mekâna ve öteki bir gerçekliğe erişimi işaret ediyordu.”

“Dehası, devinimi resmetmeye yönelik bu inanılmaz kabiliyetiydi, buna rağmen resimleri dinginliğin getirisiyle sessizdi.”

Evde bir stüdyo alanına sahip olmadığı için eserlerinin çoğunu evin mutfak masasında tamamladı.

Beckett, Bathing Boxes adlı resmiyle tanınmış olsa da Lock, October Morning (1927) eserinin incelenmeye değer olduğunu söylüyor.

Çoğu Beckett eserinin aksine, October Morning ressamın yaşamından tanıdık bir figürü betimliyor: Jim Byrne adlı platonik bir aşığı.

“Bir gölgeyle çevreler onu, çerçevenin dışından ona ulaşan kendi kollarıymışçasına sazlıkların uzanışı görünür.”

“Duygusal olarak ulaşılmaz erkeklere âşık olma eğilimi vardı.” diyor Lock.

“Kendi sisinde kayboldu”

Beckett’ın eserleri yaşamı boyunca bazı kişisel sergiler dahil olmak üzere birçok sergide insanlara sunuldu.

“Ancak dönemin gazetelerinde yer alan sanat eleştirmenlerinin çoğu fazlasıyla kırıcıydı ve karşılarında durabilmek onun için çok zordu.” diyerek başlıyor söze küratör. 

“Eserlerini yanlış yorumladılar; söylemleri ‘Resimlerinde çok fazla pus var öyle ki ressam kendi sisinde kayboluyor.’ şeklindeydi.”

Meldrum’la olan ilişkisi, ressamla paylaştığı kısa süreli çalışmadan yıllar sonra alay konusu oldu. 

Lock şansın kendisinden yana olmadığı bir ressamı düşleyerek şöyle der: “Sessizdi, kadındı, akımların önünde eğilmeyen eserler üretti.” 

“İlhamı gündelik şeylerdi… geleneksel açıdan daha önce hiç yüceltilmemiş manzaralara yönelirdi. Ziftli bir yol gibi misal, modern bir araba yahut telgraf direği gibi.”

Yaşadığı dönemde hiçbir kamusal sanat müzesi eserlerini kabul etmezken, onun kendine has küçük bir hayran kitlesi vardı.

1931’de New York Roerich Müzesinde yapılan ‘Birinci Çağdaş Avustralya Sanatı Sergisi’nde Beckett’ın küratörlüğü yapıldı ve ressam New York Times gazetesinin sanat eleştirmeni Edward A. Jewel tarafından övgü aldı. Bu serginin akabinde, Beckett hasta annesine bakmak için resmi bir kenara bıraktı.                   

Annesini 1935 yılında kaybettikten kısa süre sonra kendisi de akciğer iltihabı nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

“Zihnimdeki ayak izleri”

60’lı yılların sonlarında, sanat tarihçisi ve galerici Rosalind Hollinrake eserlerini yeniden keşfedene değin Beckett büyük ölçüde unutulmuştu.

Hollinrake, 1970 yılında kardeşi Hilda’nın Beckett’a ait çalışmaların 2000 tanesini depoladığı Benalla barakasını ziyaret etti.

Sanat tarihçisi o zamanları şöyle anımsıyor: “Barakaya gidene değin planımın neşelendirici bir yönü vardı; fakat neşenin gözyaşlarına dönüşmesi uzun sürmedi.” 

Hollinrake, eserleri barakadan kurtardıktan sonraki elli yılını Beckett’ı araştırmak, belgelemek ve desteklemekle geçirdi.

Beckett’ın eserlerine bakmak konusunda şunları söylüyor: “Ne hissettiğinizden tam emin değilsinizdir; fakat hissettiğiniz bir şey olduğu kesindir.”

“Eserlerini ilk gördüğüm andan şimdiye değin, onlara her baktığımda zihnimde ayak izlerini bıraktığını fark ediyorum.”

Güney Avustralyalı figür ressamı Anna Platten, Beckett’ın, “bu kadar zorluğun üstesinden gelen ve zerre ego emaresi olmadan çalışmalarına gömülen bu tekil varlığın, neredeyse resimlerin bir parçası olduğunu” söylemiştir.

“Çoğu şeyin kaybedildiği, harap edildiği mutlak bir trajedi bu.”

Hollinrake’in 70’li yılların başında Beckett’ın çalışmalarını kendi galerisinde sergilemesiyle başlayan çabaları, ressamın Avustralya resim sanatındaki yerini hazırlayan eserlerini Güney Avustralya Sanat Galerisi’nin ve diğer kamusal sanat galerilerinin de satın almaya başlamasına neden oldu.

“O bundan daha fazlasıydı”

 Clarice Beckett:The Present Moment, yirmi yılın üstüne yapılan ilk Beckett retrospektif sergisi. Ressamın daha önce görülmemiş birçok eseri sergileniyor ve Güney Avustralya Sanat Galerisi’nin Hollinrake’in koleksiyonundan satın aldığı yirmi bir resim sergiye canlılık katıyor.

“Uluslararası öneme sahip bir ressam olduğunu düşünüyorum.” diyor Lock, Beckett hakkında ve devam ediyor sözüne: “Bu sergiden umutluyum, karanlığı aydınlatan son yıldız olacak bu; öyle ki sonunda hepimiz onun eserlerinin gücünü kavramaya başlayacağız.”

Beckett geniş çapta felsefi, bilimsel ve tasavvufi okumalar yapar; Georgia O’Keeffe, Piet Mondrian, Wassily Kandinsky ve Hilma af Klint gibi modernizmin üstatlarına hayat veren düşüncelere kendisi de maruz kalırdı.

“Umuyorum ki artık onu fakir, evlenmemiş… hayatını sanata adayarak göçüp gitmiş modern bir kadın olarak görmek yerine üstatların dünyasında görebiliriz… o bundan daha fazlasıydı.”

Beckett’ın zamansallığa yönelik düşkünlüğüne saygı gösteren küratör sergiyi, eserlerin betimlediği, şafağın sarısıyla başlayıp gecenin karanlığıyla biten günün vakitlerine göre düzenledi. 

Sanat eleştirmeni John McDonald sergiyi üç gün arka arkaya gezmek mecburiyeti hissetmiş ve Sydney Morning Herald gazetesinde, bu retrospektif serginin “Beckett’ı Margaret Preston ve Grace Cossington Smith gibi daha ünlü ressamların çok ötesine taşıdığını” ifade etmiş.

McDonald yazısında şöyle ekliyor: “Şayet bu sergi Tate Modern’de yahut New York’taki Modern Sanat Müzesi’nde düzenlenseydi, Beckett dünyaca ünlü bir değer olarak takdir edilirdi.”

Lock, insanların Beckett’a bu denli ilgi duyduğunu gördüğü için epey heyecanlı.

“Beckett dünyanın herhangi bir yerinde ilgi çekmeye devam edebilirdi ancak insanlar artık onu fark etmeye başlıyor.”

Yazar: Hannah Reich

Kaynak: ABC News

Çeviren: İrem Afacan

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar

Leave a comment