Öne çıkanlar:

  • Yeni bir araştırma projesi, ilk kez dünya nüfusunun yüzde 99’unu oluşturan 4.000’den fazla dilin gramatik cinsiyet yapısını belirledi.
  • Dünya nüfusunun yüzde 38’i cinsiyet temelli bir dil konuşuyor. Cinsiyete dayalı diller, nesneleri eril veya dişil veya bazen nötr olarak olarak sınıflandırır.
  • Cinsiyete dayalı diller, kadınların işgücü piyasasına katılım oranları ve gerici cinsiyet normları ile ilişkilidir.

Gelişmekte olan birçok ülkede kadınlar topluma eşit bir şekilde dahil olmalarının önünde önemli engellerle karşılaşmaktadırlar. Bu engellerden bazılarının görülmesi kolay olsa da, yeni bir araştırma hattı şaşırtıcı ve daha az aşikar olan bir olasılığı ortaya çıkarıyor: belirli dillerin yapısı, toplumsal cinsiyet normlarını kadınların fırsatlarını sınırlayacak yönde şekillendirebilir.

Dünya Bankası Araştırma Direktörü Aslı Demirgüç Kunt, “Cinsiyet eşitliği, yalnızca yoksulluğu sona erdirme yolunda ilerlemeyi hızlandırmaya yardımcı olabileceği için değil, aynı zamanda herkese potansiyellerine ulaşma şansı verdiği için de önemlidir” dedi. “Kadınların karşılaştığı engelleri şekillendiren daha derin nedenleri anlamak, ülkelerin herkese eşit imkan tanıma çabalarında daha etkili olmalarına yardımcı olabilir.”

Yakın tarihli bir Politika Araştırma Konuşması’nda, Dünya Bankası ekonomisti Owen Ozier, dilbilimi ve bunun kadınlar için cinsiyet normları ve ekonomik sonuçlarla ilişkisi üzerine yoğun bir kurs verdi. Ozier’e göre mevcut araştırmalar zaten gramer ve cinsiyet arasında bir bağlantı olduğuna işaret ediyor. Örneğin, İspanyolca ve Rusça dahil olmak üzere bazı diller, isimleri ya eril ya da dişil (ya da bazen nötr) olarak sınıflandırır. Siyaset bilimi alanındaki son deneyler, isimleri bu şekilde sınıflandıran cinsiyetlendirilmiş dillerin daha gerici cinsiyet tutumlarıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Ekonomi araştırması aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri’ne yeni gelen göçmenlerin cinsiyetlendirilmiş bir dil konuşuyorlarsa ev işlerini daha cinsiyetli çizgilerle bölme eğiliminde olduklarını da ortaya çıkardı.

Ancak Ozier ve Küresel Gelişim Merkezi’nden meslektaşı Pamela Jakiela daha kesin kanıtlar istedi ve yeni bir makalede, birlikte dünya nüfusunun yüzde 99’unu oluşturan 4,334 dilin gramatik cinsiyet yapısını belirleme yolculuğunun sonuçlarını belgelediler. Bu dilbilimsel başarıya ulaşmak için yalnızca Dünya Dil Yapıları Atlası gibi mevcut bilgi kaynaklarına değil aynı zamanda ders kitaplarına, akademik araştırmalara ve Fiji’ye kadar uzanan ofislerdeki Dünya Bankası personelinin bilgilerine derinlemesine daldılar.

Çalışmaları dil hakkında temel fakat daha önce bilinmeyen gerçeklerle karşılığını verdi. Örneğin, dünya nüfusunun yüzde 38’i ana dili olarak cinsiyet temelli bir dil konuşuyor. Ama daha da önemlisi, Ozier ve Jakiela bu yeni toplanmış verileri alıp dünyanın her yerindeki kadınlar için özellikle kadınların işgücüne katılımı, eğitim başarısı ve cinsiyet normları sonuçlarıyla ilişkilendirebildiler.

Buldukları şey büyüleyici. Dilbilgisel cinsiyet, farklılığı tetikleyebilecek çeşitli coğrafi ve ekonomik faktörler kontrol edildikten sonra bile erkeklere göre kadınların işgücüne katılımında yaklaşık yüzde 15 puanlık bir farkla bağlantılı. Pratikte cinsiyetlendirilmiş diller dünya çapında 125 milyon kadının işgücünün dışında olmasına neden olabilir.

Kadınlara yönelik tutumlar aynı zamanda cinsiyetlendirilmiş dillerden de etkilenir ve cinsiyetlendirilmiş dillerin kadınların işgücüne katılımının azalması gibi sonuçlara nasıl yol açabileceğini açıklamaya yardımcı olur. Ozier ve Jakiela World Values ​​Survey’den alınan verilere dayanarak cinsiyetlendirilmiş bir dil konuşanların “genel olarak erkekler kadınlardan daha iyi yöneticilik yapar” veya “işler kıt olduğunda erkeklerin işe alım hakkı kadınlardan daha fazla olmalı” gibi ifadelere katılma olasılığının daha yüksek olduğunu buldular. Daha da şaşırtıcı olanıysa kadınların da hemen hemen erkekler kadar bu tutuma sahip olma olasılığı. Bu da dilin inançlar üzerindeki etkisinin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor.

Dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin geniş mercekli analizinden memnun olmayan Ozier ve Jakiela, hem cinsiyetli hem de cinsiyetsiz yerli dillerin yaygın olarak konuşulduğu bir avuç ülkeyi (Kenya, Nijer, Nijerya, Uganda ve Hindistan) yakından inceledi. Buldukları şey daha geniş perspektifli bulgularını doğruladı: cinsiyetlendirilmiş diller, kadınların işgücüne katılımının azalmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkiliydi. Ayrıca bu ülkelerde cinsiyetlendirilmiş dillerin ilk ve orta okulu tamamlama oranlarının daha düşük olmasıyla da bağlantılıydı.

Diller yavaşça değişmeleri ve genellikle herhangi bir kurumun kontrolü dışında olmalarından dolayı bulgular pes etmeye neden olabilir. Yine de Ozier iyimserdi.

Ozier, “Dil bilgisel cinsiyet, kullandığımız birçok dilsel yapılardan ve sürekli olarak deneyimlediğimiz birçok psikolojik dürtüden yalnızca biridir” dedi. “Dili değiştirmeden bile politikalar ve sosyal normlardaki değişiklikler işgücüne katılım düzeylerini, eğitim düzeylerini ve kadınların yararlanabileceği fırsatları değiştirebilir.”

“Dil bilgisel cinsiyet, kullandığımız birçok dilsel yapıdan ve sürekli olarak deneyimlediğimiz birçok psikolojik dürtüden yalnızca biridir. Dil değişmese bile politikalar ve sosyal normlardaki değişiklikler sayesinde işgücüne katılım düzeyleri, eğitim düzeyleri ve kadınların yararlanabileceği fırsatlar değişebilir. “

-Owen Ozier

Yeni bir deney dalgası, kadınlara dair olumlu örnekleri vurgulamanın fark yaratabileceğini gösterdi. Oxford’dan Emma Riley tarafından yapılan bir deneyde Ugandalı öğrenciler Ugandalı genç bir kadının rekabetçi satrançtaki başarılarının öyküsünü anlatan Queen of Katwe filmi gösterildikten sonra matematik sınavında daha iyi performans gösterdiler. Profesörler Catherine Porter ve Danila Serra tarafından yürütülen başka bir araştırmaya göre, ekonomiye giriş derslerinde kendilerine rol model edindikleri bir hocaları varsa kadın öğrencilerin ileride daha gelişmiş düzeyde ekonomi dersleri almaları muhtemeldir.

Erkeklerin davranışları ve inançları da değişebilir. Quebec, doğum izni programını “yalnızca baba” etiketi içerecek şekilde yeniden düzenledikten sonra Cornell Üniversitesi’nden Ankita Patnaik, babaların doğum izni kullanımının iki katına çıktığını ve babaların ev ve çocuk yetiştirme sorumluluklarına katkıda bulunma olasılığının daha yüksek olduğunu keşfetti. Chicago Üniversitesi ve Zürih Üniversitesi’nden deneyciler, Suudi Arabistan’daki hanelerde erkeklerin dışarıda çalışan kadınlara verdikleri tipik destek düzeyi hakkındaki yanılgıları ele aldılar ve dolayısıyla bu hanelerdeki kadınların iş görüşmesine katılma olasılıkları daha da yükseldi.

Dünya Bankası Kıdemli Cinsiyet Direktörü Caren Grown, “Dilin belirginliğini gölgede bırakabilecek müdahalelerin olduğunu görmek cesaret verici fakat etkilerinin uzun süreli olup olmadığı hala bir muamma” dedi. “Potansiyel olarak kökleşmiş toplumsal cinsiyet tutumlarını değiştirebilecek politikaları ve dürtüleri belirleyecek daha fazla sosyolojik araştırmaya ihtiyacımız var.”

Yazar: Anonim

Kaynak: The World Bank

Çeviren: Zeynep Nur Kuş

Düzenleyen: Dilara Güzel