Çift Terapisti Ann Marlene’e göre ilişkiyi canlı tutan şeyler nelerdir?

Çift Terapisti Ann Marlene’e göre ilişkiyi canlı tutan şeyler nelerdir?

 “Çoğu kişi cinsel problemler için bir çift terapistine danışıyor, ancak asıl sorun başka sebeplerden çıkabiliyor.”

Çift terapisti ve cinsel terapi uzmanı Ann-Marlene Henning, ilişkiyi ayakta tutan şeyin ne olduğunu FOCUS Online’ da açıklıyor.

FOCUS Online Redaktörü Jasmin Larmache

Çift terapisti ve seksolog olan Ann-Marlene Henning, Hamburg’daki muayenesinde ilişkisi hem kişisel hem de cinsel konularda sallantıda olan çiftlere danışmanlık yapmaktadır. FOCUS Online aracılığıyla bir ilişkiyi neyin canlı tuttuğunu ve ilişkide en iyinin nasıl ortaya çıkarılacağını bizlere anlatıyor.

Birçok çift; ilişkide kriz çıktığında, sorunlar aşılmaz göründüğünde ya da ayrılık ihtimali doğduğunda profesyonel yardıma ihtiyaç duyar. Hamburg’da çift terapisti ve cinsel terapist olarak çalışan Ann-Marlene Henning FOCUS Online ile yaptığı röportajda; Almanya’da gitgide daha fazla çiftin acı çektiğini, insanların neden sorunlar karşısında hızlıca kafasını kuma gömdüğünü ve ilişkinin hem kişisel hem de cinsel anlamda çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında neler yapılabileceğini açıklıyor.

FOCUS Online: Ann-Marlene Hanım, bir psikolog olarak çift terapisi ve cinsel terapi alanlarında uzmanlaştınız. Danışanlarınız genelde hangi şikayetlerle size başvuruyor?

Ann-Marlene Henning: En yaygın şikâyet nedeni cinsellik. Hâlbuki çiftlerin her açıdan yaşadığı en büyük sorun iletişimdir.

Çiftler birbirleriyle daha mı çok konuşmalı?

Henning: Hayır! Öncelikle daha çok “doğru” şeyler hakkında konuşmalılar. Birçok çift bir tür simbiyotik ilişki içerisinde yaşar. Yani, birbirlerine ve beraberliğe o kadar alışırlar ki kendileri olmayı bırakırlar. Bu da ilişkiyi sıkıcı ve durağan hale getirirken, aynı zamanda iletişimi engeller. Çünkü çiftler artık önemli şeyler hakkında konuşmazlar; hoş olmayan duyguları “dışarıda bırakır”, yani bir tür “kaçınma davranışı” sergilerler. Bu tutum uzun vadede mutsuzluğa neden olur.

Simbiyotik ilişki tam olarak nedir?

Henning: Yakın bir simbiyotik ilişki içerisinde yaşayan kişi sadece kendini değil, partnerini de bağımsız biri olarak algılamaz. Çiftler birbirine o kadar alışırlar ki, biri diğerinin varlığını sıradan, olağan olarak algılamaya başlar.

Simbiyotik ilişkide çiftler, birbirleriyle aynı duygu ve düşüncelere sahip olmaları gerektiğine inanırlar. Böyle çiftlerin aynı konu hakkında farklı düşünebileceklerini ya da hissedebileceklerini hayal etmek oldukça zordur. Diğer kişi kendi duyguları ve düşünceleri olan bağımsız bir birey olarak değil, kendisinin bir parçası olarak algılanır.

Bu tarz bir ilişki “öylece” bitirilebilir mi?

Henning: İlk adım kendinizi tanımaktır. ‘’Kötü hissin’’ ne zaman başladığını fark edebilmeli, onu kavramalı ve nereden geldiğini sorgulayabilmelisiniz. Bunu yapabildiğiniz zaman genellikle gerçekten ilginç sonuçlara varırsınız ve bir şeyleri değiştirmeye başlayabilirsiniz. Kendi içinizi görmeye başlarsanız çift olarak bir şansınız olur.

Değişim kişinin kendinde mi başlar?

Henning: Kesinlikle. İçinizde bir huzursuzluk varsa onu dikkate almalı ve her şeyden önce o huzursuzluğu gidermenin yollarını aramalısınız. Sonuç olarak partnerler en yakın ilişkide bile (son derece simbiyotik bir çiftin dileyeceği şey bu olsa da) müneccim değillerdir.

Uzun süredir birlikte olan çiftler kendilerini ve birbirlerini nasıl daha iyi tanıyabilirler?

Henning: Çiftlerin zihinlerinin en azından günde bir kere “buluşması” önemlidir. Bu da bir anlığına gerçek bir iletişim kurulması anlamına gelir. Birbirinize ilgi gösterin. Örneğin uyku öncesi küçük bir ritüelin bu konuda yardımı olabilir: Birbirinize gün içindeki en iyi ve en kötü deneyiminizin ne olduğunu sorun. Birdenbire tamamen kulak kesildiğinizi fark edeceksiniz ve birbirinizi ‘’daha iyi’’ göreceksiniz.

İletişimin de bu şekilde meydana geldiğini söylüyorsunuz. Hoş olmayan şeyler hakkında konuşmak her zaman kolay değildir. Bunu yapmanın en iyi yolu nedir?

Henning: Burada zamanlamanın önemi büyüktür. Örneğin yataktaki sorunları cinsel ilişkiden hemen önce ya da sonra dile getirmeyin. Konuşarak partnerinize baskı yapmaktan özellikle kaçınmalısınız. Çok fazla baskı oluşturursanız ve bunu sürekli tekrar ederseniz ilişkinizde kalıcı hasara neden olabilirsiniz. Sorunları ‘’nasıl’’ dile getirdiğiniz de aynı derecede önem taşır. Suçlamaların hiçbir faydası yoktur.

Kulağa hiç kolay gibi gelmiyor.

Henning: Kolay da değil zaten. Birçok çift tam da bu noktada başarısız olur ya hayat boyu beraber yaşarlar ya da tamamen ayrılırlar.

Ayrılmak daha kolay olduğu için mi ayrılırlar?

Henning: Kesinlikle. Çünkü bir ilişkiyi ayakta tutmak için çok çabalamak gerekir. Çoğu çift çabucak pes eder. “Burada yanlış giden bir şeyler var, bu gerçek aşk olsaydı çok daha kolay olmalıydı” diye düşünürler.

İçinde bulunulan ilişkinin gerçek aşk olup olmadığı nasıl anlaşılır?

 Henning: Öncelikle aşk ile âşık olma takıntısını (hastalığını) ayırabilmemiz ayırt etmemiz gerekir. Çünkü bir araya gelmek kolaydır, bir arada kalmak ilerlemedir. Ancak ilişki üzerinde çalışmak bir başarıdır. Sorunları birlikte ele almak, bir ilişkiden vazgeçmemek ve zor zamanları beraber atlatmak derin bir bağı ve güveni ortaya çıkarır.

Bununla birlikte, rahatsız hissettiğim noktaya gelmeye devam edersem, ilişkide aynı şeyleri doğru şekilde ele almaya devam ederim. Gerçekten istediğim her şey her zaman reddediliyorsa belki de sonuçlarını düşünmenin zamanı gelmiştir.

Cinsel yaşam aynı zamanda bir ilişkinin yürüyüp yürümediğinin bir göstergesi midir?

Henning: Cinsellik gerçekten bir ilişki katili olabilir. Ancak şehvet eksikliğinin aynı zamanda sevgi eksikliği anlamına geldiği, çiftler arasında büyük bir yanılgıdır. Bu doğru değildir. İnsanların farklı ihtiyaçları vardır. Bazıları için cinsel ilişkinin hiç önemi yoktur ve çoğu kafasını meşgul eden şeyler hakkında konuşmaya cesaret edemez.

Mesela?

Henning: Ağız kokusu, yatak odasındaki ışık ve duş almak genellikle önemli bir rol oynayan üç anahtar kelimedir. Bazı çiftler sevişmeye başlamak için ikisinin de yeni duş almış olmasını isterler. Diğerlerini ise partnerinin ağız kokusu rahatsız eder ya da ışığı kapatmak isterler. Ancak bu sorunları dile getirmeye cesaret edemezler ve kendilerini ilişki içinde neredeyse hiç yakınlığın olmadığı bir noktaya sürüklerler.

Yani burada da ‘’konuşmanın’’ önemi büyük.

Henning: Aynen öyle! Kendinizi dinleyin, “kötü hissi” sorgulayın, nereden geldiğini öğrenin ve doğru zamanda doğru şekilde ele alın. İletişim kurun! Rahatsız edici duygulara tahammül edin. Sadece aşk değil, her anlamda ilişki dahil olan her iki taraf için bir öğrenme sürecidir.

Cinsellik konusunda hassasiyet olmazsa olmazdır. Birdenbire her şey cinsellik etrafında dönerse; örneğin bir partner daha az şehvete sahip olduğu ve bir noktada tüm teması reddettiği için, bu reddedilme sürekli bir konu haline gelir. Herkesin farklı tarzda bir cinsel ilişkiye ihtiyacı vardır ve bu konuda çok az şey değiştirilebilir. Cinselliğin bir ilişkide ‘’zorunluluk’’ olması tamamen saçmadır.

Nasıl?

Henning: Her insanın dokunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikten itibaren hepimiz sevdiklerimiz tarafından dokunulmak, okşanmak ya da kucaklanmak isteriz. Seks bu anlamda sadece bir ‘’dışa aktarım’’dır. Bazı insanların buna hiç ihtiyacı yoktur. Ama bir ilişki içerisinde bu konu hakkında açıkça konuşulursa buna da bir çözüm bulunabilir.

Kaynak: focus

Çeviren: Gözde Alkaya

Düzenleyen: Hasan Kalkan

Leave a comment