Christopher Nolan’ın Memento filmi, niçin kendini aldatma konusunda tüm zamanların en iyi filmi olmaya devam ediyor?

Christopher Nolan’ın Memento filmi, niçin kendini aldatma konusunda tüm zamanların en iyi filmi olmaya devam ediyor?

“Eylemlerimi hatırlamasam bile bir anlam ifade ettiklerine inanmak zorundayım.”

Sinemadaki zafiyetlerimden birisi, insanların Christopher Nolan’ın Memento’sundan bir “gimmick” filmi olarak söz etmesidir. Gimmick, hiçbir amaca hizmet etmeyen bir hooktur. Dikkatinizi çekebilir fakat doğası gereği bir karşılığı yoktur. Eğer Nolan, Guy Pearce’i tüm film boyunca tavuk kostümüne sokup açıklamada bulunmazsa, bu bir gimmick olur. Memento’nun ters kronolojik yapısı, onun dinamiği için zorunlu bir unsurdur çünkü bu, izleyici kitlesini beyni hasarlı dedektif Leonard Shelby’nin (Pearce, tavuk kostümü giymiyor.) zihnine dahil etmenin tek yoludur. Bart (Mark Boone Junior), filmin meta anlarından birisinde “hepsi geriye dönük” demektedir, fakat filmin ters kronolojik yapısı izleyiciyi nedenlerini tesirlerinden bağımsız olarak gördüğümüz ve zamanda ilerlediğimiz ölçüde nedenselliğin gücünü gözlemlediğimiz Leonard’ın dünyasının içine çekiyor. Bu özgün kurgu, Nolan zaman, kimlik ve hafıza etmenlerini ustaca kesiştirebildiği için Memento filmine bir hook özelliği veriyor.

Hikâye, evine zorla girilmesinin ve karısının tecavüze uğrayıp öldürülmesinin ardından kısa süreli hafıza kaybı yaşayan Shelby’i anlatıyor. Leonard, bunu yapan kişinin peşine düşüyor fakat kazadan itibaren yaşadığı hafıza kaybı neticesinde arama çabaları içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Leonard, şartlanmış bir şekilde intikam alabilecek kadar disiplin edinebileceğine kendisini ikna ediyor. Fakat hikâye geliştikçe, hikâyenin sarsıcı tarafı, gerçek suçluyu açığa çıkarmaktan ziyade Leonard’ın kendi gölgesini kovaladığını ortaya koyuyor. Kasıtlı bir şekilde hiçbir zaman çözemeyeceği çünkü hali hazırda çözdüğü bir gizemi yaratmaktadır, fakat intikamını çoktan aldığını unutmuştur. Buna karşın, rüşvetçi polis Teddy (Joe Pantoliano), kindar barmen Natalie (Carrie Anne Moss) ve hatta hotel reseptiyonisti Bart da dahil olmak üzere tanıştığı herkes onu kullanmaktadır. Leonard sahip olduğuna inandığı idare gücüne tutunmaya çabalasa da bu illüzyondan ibarettir. Polaroidlerinin ve dövmelerinin kayda değer kanıtlar olduklarını düşünse de onlar tıpkı hafızası kadar aldatıcıdır. Sonunda, karısının saldırıdan kurtulmakla birlikte Leonard’ın fazla sayıda insülin ilacı vermesi sonucu intihar ettiğini öğrenir. (Yeniden unutmadan önce). 

Kontrolünün bir illüzyondan ibaret olduğunu anladığında kontrol gücüne sahip olduğuna inanan Leonard Shelby figürü, Nolan’ın film dünyasında yeniden hayat bulur, fakat Nolan kara mizah film türünün beklentilerini tersyüz edebildiği içindir ki bu durum özellikle Memento filminde oldukça etkilidir. Dedektifimiz Leonard, sakatlığına sebep olan hastalıkla boğuşurken olayı aydınlatabilmelidir. Öte yandan filmin yavaşça açığa çıkardığı üzere Leonard’ın uğraşısı bir adalet ya da intikam arayışından çok bir kişiliğin artıklarına ulaşmaktır. Olayı aydınlatmaktan ziyade, bir sigorta araştırmacısı olarak eski hayatının bir simülasyonunu yaratmak için kendisini şartlandırır (Sammy Jankis (Stephen Tobolowsky) hakkında konuşmayı bırakamamasının bir başka nedeni). Leonard, aynı fanteziyi yaşamasına ve bir gizemi çözebileceğine imkân veren kapsamlı bir yalan inşa eder. Herkes Leonard’a yalan söyler, en çok da kendisi.

Hikâyeye gücünü veren şey, Memento’nun hepimizin kendimize karşı yalan söylediğimizi dile getirmesidir. Nolan, yalanı filmin ana etmenlerinden birisi yapan bir aracı keşfetmiştir.  Leonard, başarısı ya da egosu hakkında kendisine yalan söylememektedir. Bunun yerine, kendi kişiliği hakkında yalan söyler ve kafasının içindeki hasar da bu fantazyayı sonsuza kadar sürdürmesini sağlar. Yalnızca ilk sahneyi gözümüzün önüne getirdiğimizde, Leonard’ın bu döngüyü kırmak için yeni bir fırsatı olduğunu hatırlarız. Teddy’nin Leonard’ı bir koz olarak kullanması ve Teddy’nin ölümünü gösteren yeni bir fotoğrafı olmaksızın belki de Leonard kendisine gerçeği söyleyip bu döngüyü kırabilecektir, ancak bu sonuca ulaşana kadar (bu, filmin en başlarında aktarılır) filmin tematik gerçeğine ulaşmamız gereklidir, ki bu Leonard’ın Teddy’i niçin öldürdüğünü anlayana dek açığa çıkmaz.

Hepimiz gibi, Leonard da eylemlerinin bir anlam ifade ettiğini öğrenmek ister. Leonard, “Gözlerinizi kapattığınızda dünya birden ortadan kaybolmaz” der, fakat zihnindeki nedensellik örüntüsü bozulduğu vakit, hayattan soyutlanmış bir hale gelmeye başlar. Memento, kişiliğin üzerimizdeki tesirinin kısa süreli hafıza kaybının bile nasıl üstesinden gelebildiğinin güçlü bir ifadesidir. Leonard kim olduğunu bildiğinden emindir, ancak Teddy’nin ona “bir zamanlar böyleydin” demesine kadar işler rayından çıkmaz. Leonard, intikam dürtüsü ve çözülmesi gereken bir gizemi olmadan sadece beyin hasarlı ve muhtemelen dünyada bir yere ait olmayan sıradan bir adam olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istemez. Karısı kendisine ne olduğunu hatırlamak yerine intihar etmeyi tercih etmiştir, Sammy Jankis hakkında rahatlatıcı bir hikâye uydurmuştur. 

Bütün bunları neo-noir çerçeve içerisinde kurgulamak muhteşemdir ve Memento’yu izlemek her an devrilebileceğinden emin olduğunuz bir iskambil evine bakmak gibidir. Fakat Nolan ve editör Dody Dorn aksiyonun nerede kesileceğini ve izleyicinin bağlamdan kopmaması adına anlatıyı yalın bir şekilde nasıl kurgulayacağını bilmektedir. Takip, Inception, Dunkirk ya da zaman ile alakalı herhangi bir Nolan filminde olduğu gibi, Nolan izleyiciyi kaybetmeye çalışmaz. Bu, ellerinizi havaya kaldırdığınız ve sadece gezintiye çıkmanız gereken Primer filmi değildir. Nolan jeneriğinin siyah-beyaz olduğundan emin olma noktasına geliyor, böylece Leonard’a ters anlatımdan farklı bir anlatı içinde baktığınızın farkına varırsınız ki bu, her iki anlatı da filmin doruk noktasında buluşana kadar devam eder.

Nolan filmleri, kontrol etme fikriyle takıntılıdır ve zaman üzerindeki kontrol zarif bir şekilde Leonard’ın kendi hikayesini kontrol etme illüzyonu ile çelişir. Nolan ve eksen karakterlerinin birleştiği nokta, anlatının gücü üzerinde ne kadar kontrol uyguladıklarıdır. Nolan anlatıların gücü ve yaratma gücünün ayrılmaz bir şekilde ölüm ile olan ilişkisinden hayranlık duyar. Leonard bir yalan üzerine inşa edilmiş tamamen yeni bir kimlik yaratmıştır çünkü varlığı yalan üzerine kuruludur. Ve sonunda onu Teddy’nin hitmaninden daha fazla bir şey haline gelmeyeceği yıkıcı bir sonuca götürür.  Takip filmindeki Young Man ya da Prestige filmindeki Robert Angier ya da Inception filmindeki Mal gibi, Leonard da kendisine rahatlatıcı bir yalan söyler ve sonunda doğru olan bir şeyin peşine düşmeye karar verene kadar bu yalan onun çöküşü olduğunu kanıtlar. Teddy onu kullanır ve durdurulmak zorundadır. 

Memento filmindeki hikâyenin sarsıcı tarafı, Leonard Shelby’nin istisnai durumuna karşın, kendisine karşı nasıl yalan söylediğinin evrenselliğidir. Nolan yalan fikrine karşı değildir, o sonuçta bir hikâye anlatıcısıdır. Fakat yalanların nasıl hayata geçirildiğinden etkilenir. Nolan için yalanlar birer araçtır ve bazen tıpkı Prestige filmindeki sahne gösterisi ya da Inception filmindeki zihin soygununda olduğu üzere faydalı amaçlar için kullanılabilirler. Memento’da Leonard yeni bir yalan buluyor -karısının tecavüz edilip öldürülmesinden Teddy’nin sorumlu olduğu yalanı- fakat tüm iyi sanatlar gibi bu, hakikati ifade eden bir yalandır. Teddy, Leonard’ın içinde bulunduğu durumdan sorumlu olmayabilir fakat Leonard’ı bir koz olarak kullanma arzusu onu kısmen Leonard’ın içinde bulunduğu açmazdan sorumlu hale getiriyor. Teddy, Leonard’a “gerçeği bilmek istemiyorsun” demektedir; “kendi gerçeğini yaratıyorsun”. Leonard’ın izini sürmek için karar verdiği gerçek ise Leonard’ın bertaraf edilmesi gerektiğidir ve bunun önemsiz olmasının nedeni Leonard’ın gerekçeleri her halükârda hatırlamayacak olmasıdır. Leonard’ın iyi niyetlerin arkasına saklanarak kendisine katil olmadığı yalanını söyler. Lakin hatırlayamasa bile bir anlam ifade eden yine onun eylemleridir. 

Ustalıkla hazırlanmış olay örgüsü ve karakterleri sayesinde Christopher Nolan yalanın ana etmen haline geldiği bir film yaratmıştır. Leonard Shelby’nin asıl ironisi, eylemlerinin gerçeği arama zeminine dayanması fakat yalanlardan başka hiçbir şey üretememesidir. Kendisini daha fazla yalana inanmak konusunda şartlandırır çünkü gerçek acı verici olabilir. Teddy “mutlu olmak için kendine yalan söylüyorsun… Hepimiz bunu yaparız” diye haykırır. Fakat Nolan’ın sonraki bir filminden alıntı yapmak gerekirse, “Bazen gerçek yeterince iyi değildir. Bazen insanlar daha fazlasını isterler. Bazen inançlarının ödüllendirilmesine ihtiyaç duyarlar”. Leonard Shelby sonunda eylemlerinin bir anlam ifade ettiklerine inanmak ihtiyacı hissettiğini öğrenir. İntikama susamış bir dedektif olarak şartlanma onun aradığı gerçek değildir. Yalanının daha iyi bir gerçeğe götürüp götürmeyeceği jenerik başlamadan önceki bir sorundur.

Yazar: Matt Goldberg

Kaynak: Collider

Çeviren: Yavuz Kestane

Düzenleyen: Zehra Yalaza

Leave a comment