Çeviri tarihi ve uygulaması

Çeviri tarihi ve uygulaması

  1. Çeviri tarihi

Dil, yazılı, sözlü veya sözsüz olsun, insanların hayatındaki en önemli süreçtir. Dil olmadan, insanlar sosyalleşemezdi veya iletişim kuramazlardı.

Yüzyıllar boyunca, insanlar tıpkı şehirleri birbirine bağlamak için köprüler inşa ettikleri gibi, diğer kültürler arasında köprüler kurmak için de tercümanlardan ve çevirmenlerden faydalandılar.

Çeviri tam olarak nedir?

Sonia Colina, çevirinin bir faaliyete veya bir ürüne hatta hem faaliyeti hem de ürünü inceleyen bir alana atıfta bulunabileceğini belirtmektedir.

Çeviri, bir dilin yazılı metinlerinin anlamını başka bir dile aktarma işlemidir. “Çevirmenler” ve “tercümanlar” hakkında çok fazla kafa karışıklığı vardır ancak bu iki terimin birçok açıdan farkları vardır.

Çevirmenler bir dildeki e-posta, makale, gazete, kitap veya akademik makale gibi yazılı metni alır, kâğıda yazarak başka bir dile çevirir. Tercümanlar ise ya sanal olarak ya da doğrudan veya telefon, internet, halka açık toplantılar üzerinden diğer insanlarla birlikte çalışır ve tercüme edilecek ifadelerin metni üzerinde yoğunlaşır.

Çevirmenler ve tercümanlar arasındaki en büyük fark, çevirinin metnin uzunluğuna bağlı olarak günler, haftalar hatta aylar sürebilmesi, tercümenin ise eş zamanlı olarak gerçekleştirilen bir işlem olmasıdır. Tercümanların çok zor bir işi vardır; çünkü her iki dilde de çok hızlı ve hatasız olmaları gerekir. Sözlüğe bakmaya veya meslektaşlarına danışmaya vakitleri yoktur. Özellikle siyasal bağlamda tercüme yaparken tercümanların sorumlulukları fazladır, yanlış tercüme edilmiş bir kelime siyasi tartışmalara neden olabilir.

Çevirmenler ise kendi ortamlarında kalarak, ara vererek, sözlüklerden veya dil bilgisi kitaplarından faydalanarak daha rahat olurlar.

Çeviri ile tercüme arasındaki farkı açıkladım. Fakat merak ediyorum, çeviri bu yüzyılda ortaya çıkan bir süreç mi yoksa geçmişte de var mıydı?

Çeviri veya çözümleme işlemi yüzyıllar önce başlamıştır.

Tarih boyunca, bir dilin yanında başka bir dili de konuşabilen insanlar aracılığıyla ticaretin yapıldığını görmekteyiz. 8. yüzyılda çok önemli olan İncil, en tanınmış kişilerden bazıları tarafından çevrildi: Martin Luther, St.Jerome, William Tyndale vb. Eğitime erişimi olmayanlar Latince sunulan dini hizmetleri kavrayamamışlardır. Bu nedenle, halkın kutsal hizmeti anlamaları ve Tanrı’ya dair bilgi ve bir yaklaşım edinmeleri adına çeviri gerekmiştir.

Hristiyanlığın yaygınlaşmasıyla, çeviri sayesinde Tanrı’nın sözünün yayılması farklı bir boyut kazanmıştır.

“Seçilmiş insanlar” (Yahudiler)ın İncil’i orijinal olarak İbranice yazılmıştır. Pers imparatorluğu Doğu Akdeniz havzasına hâkim olduğunda Aramice, bölgenin resmi dili haline geldi. Dini sebeplerden dolayı, Yahudilerin geleneksel İbranice’den ortak dile çevrilmiş Tevrat’a veya Pentateuch’ (Tevrat’ın ilk 5 kitabı)’a sahip olması gerekliydi. Neticede ise orijinal İbranice parşömenler kaybolduktan sonra geriye Targum’lar (Tanah’ın Aramice kısımları) kalmıştır.

Milattan sonra 3. yüzyılın ortalarında Yunanca baskın dil olmuştur ve Yahudi bilginler İbranice dini metni bu dile çevirmeye başlamışlardır. Septuagint, Yahudi İncili (Tanah)’nin Yunanca versiyonu olmuştur. Hristiyanlar hem Eski hem de Yeni Ahit’in Kıpti (Antik Mısır dili), Etiyopya, Gotik ve Latince dillerine daha fazla çevrilmesini istemiştir.

İlk çevirmenler

St. (Aziz) Jerome

382’de Papa Damasus, Jerome’u İncil’i Latince’ye eksiksiz olarak çevirmekle görevlendirmiştir. Betlehem’deki aristokrat kadınlar tarafından yönetilen manastırında, St. Jerome Vulgata (İncil’in 4.yüzyıla ait Latince versiyonu)’yı hazırladı. Bu, Reform’a kadar tüm Batı Avrupa kilisesinin İncil’i olarak kabul edilmiştir.

Vulgata tamamlandığı zaman (405 yılı civarında), uygarlaşmamış Gotlar, Ulfilas’ın şaşırtıcı misyoner çabaları sayesinde, İncil’in bölümlerinin kendi dillerindeki versiyonlarını da edinmişlerdir.

William Tyndale

William Tyndale, İngiltere’nin havarisi ve gelmiş geçmiş en iyi insanlardan biri olarak anılmaktadır. Tanrı’yı sevenler tarafından sevilen ancak Romalılar tarafından hoş görülmeyen bir adamdı çünkü İncil’i Yunanca’dan İngilizce’ye çeviren ilk kişidir.

Tyndale, güvendiği bir arkadaşı tarafından ihanete uğramıştır ve Vilvoorde adlı bir yerde boğularak ve yakılarak öldürülmeden önce bir süre hapsedilmiştir. Eski Papa (Papa Innocent) zamanından itibaren, Roma tarafından: “Eski yasaya göre kutsal dağa dokunan kimse ölümle cezalandırılır, sıradan ve eğitimsiz bir adam İncil’e dokunmamalıdır ya da onun öğretileri üzerine vaaz vermeye cesaret etmemelidir.” şeklinde bildirilmiştir (Schaff,Hristiyan Kilisesi Tarihi VI,s723).

Tyndale zamanında İngiltere hala Katolik bir ülkeydi ve rahipler sıradan ve eğitimsiz insanların anlayamayacağı bir dil olan Latince ile halkla iletişim kuruyorlardı. Bu yüzden Latince bilen Tyndale Yunanca öğrenmek istemiştir, bu nedenle Yeni Ahit’in bir çevirisini sunan ünlü çevirmen Erasmus’un gözetiminde Yunanca öğrenmiştir.

Tyndale, insanlara karşı cahil ve bencil bir tavrı olduğunu düşündüğü için kardinale (Katolik Baş Papazı’na) karşı çıkmaya cüret etmiştir. İnsanlar yoksuldu ve akılları karışıktı çünkü kardinal gururunu ve egosunu okşayan altın yüzükleri takarken, onlar kendilerine söyleneni anlayamıyorlardı.

William Tyndale, “Kutsal yazılar ana dillerinde önlerine açıkça konulmadıkça, halkı herhangi bir gerçeğe inandırmak imkansızdı.” diyerek mahkûm edilmiştir.

Ulfilas ve alfabesi: MS 360

Ulfilas, tamamen sözlü olan bir dili sıfırdan yazmak gibi düşünsel bir görevi üstlendiği bilinen ilk kişidir. Hatta Yunan ve Roma alfabelerindeki örneklerden uyarlanmış toplam yirmi yedi harfi kullanarak, konuşulan Gotik dilinin seslerini doğru bir şekilde işitmek için yeni bir alfabe bile tasarlamıştır.

Ulfilas’ın amacı Tanrı’nın hizmetinde olmaktır. İncil’i Yunanca’dan Gotların diline çevirmek için bir alfabeye ihtiyacı olmuştur. Ne kadarını tamamladığı bilinmemektedir, ancak Jerome Latince metni üzerinde çalışmaya başlamadan birkaç yol öncesine ait olan İnciller’in ve Mektuplar’ın büyük bölümleri Ulfilas’ın yazdığı versiyonlarla varlığını sürdürmektedir.

Sınırlandırılmış bir İncil: MS 8.- 14. yüzyıl

Eski Ahit’in İbranicesini ve Yeni Ahit’in Yunancasını Latince’ye çeviren Aziz Jerome’un niyeti, Roma imparatorluğunun Hristiyan halkının Tanrı’nın kelamını okuyabilmeleriydi. “Kutsal kitabı bilmemek, İsa’yı bilmemektir.” diye yazmıştır.

Bu algı gitgide değişmiştir. Batı imparatorluğunun çöküşünden sonra, Hristiyan Avrupa halkı Almanca, Fransızca, Anglo-Sakson, İtalyanca veya İspanyolca gibi çeşitli dilleri konuşmaya başlamıştır. Jerome’un Vulgata adlı eseri yalnızca çoğu rahip olan bilginler tarafından anlaşılır. Hristiyan hakikatinin kaynağını bir köşede tutmayı tercih ederler ve onu halk için yorumlama ayrıcalığını kendilerine saklarlar. Yerel dillere çeviri önerilmez.

İstisnalar vardır. 8. yüzyılın sonlarında Charlemagne (Şarlman- Eski Frank Kralı), pagan Almanların inancını değiştirmek adına misyonerlerinin kullanması için İncil’in bazı bölümlerinin çevirisini yaptırmıştır. 9. yüzyılda, kraliyet isteği üzerine Konstantinopolis’ten Moravya’ya gönderilen Yunan kardeşler Cyril ve Methodius (Kiril ve Metodius), İncilleri ve Eski Ahit’in bazı bölümlerini Slav diline çevirmiştir.

Bunlar, putperestlik Avrupa Hristiyan topluluğuyla birleştirildiğinde, hükümdarlar tarafından bir hükümet eylemi olarak ilerletilen misyoner çabalarıdır. Hristiyanlığın tamamen hüküm sürdüğü daha sonraki yüzyıllarda, kutsal metinleri yerel dillere çevirmek gerekmemiştir. Günümüzde, Hristiyan halkının bu tarz bir isteği, kilise hiyerarşisine karşı büyük bir taleptir.

Orta çağda, yerel metinler için en fazla talep Fransa’da sapkın bir mezhep olan Katharlar’dan gelmiştir. Katharların bastırılması 13. yüzyılın ortalarında tamamlanmıştır. Fakat sonraki yüzyılda, Batı Hristiyanlığında da aynı isteğe ortak görüş olarak rastlanmıştır.

John Wycliffe ve destekçileri, 14. yüzyılın sonlarında Eski ve Yeni Ahit’in tam İngilizce versiyonlarını hazırlamışlardır. Aynı dönemde Çeklerin kendi yerel dillerinde yazılmış İncilleri vardır ve bunlar daha sonra John Huss tarafından epey geliştirilmişlerdir.

Bu çeviriler, kilisede köklü bir yenilik talebinin parçasıdır. Gerçekten de yerel İnciller Reform’un tartışmalı konularından biri haline gelmiştir.

Wycliffe’in çağdaşı İngiliz tarihçi Henry Knighton, Jerome’un “kutsal metinlerin bilinmemesine” karşı olan çabasından bu yana Roma kilisesinin bu konuda kaydettiği ilerlemenin ölçüsünden yakınır. Bu sebeple, Knighton İncil’in çevirisini “kilisenin mücevherinin halkın ortak sporuna dönüştürüldüğü” gerekçesiyle reddeder.

  1. Çeviri Türleri

Roman Jakobson’ın tanımladığı üç türlü çeviri vardır, bunlar: Dil içi (bir ifadenin aynı dilde başka sözcükler ile aktarılması), diller arası (bir dildeki ifadenin başka bir dile çevrilmesi) ve dönüştürme / göstergeler arası (sözel göstergelerin sözel olmayan işaret sistemleriyle yorumlanması) çeviridir.

Jakobson, ilgili kodların karmaşıklığı nedeniyle tam bir eşdeğerliğe ulaşmanın ne kadar zor olduğuna dikkat çekmektedir. Dil içi çeviride bile anlamı yorumlamak için kod birimlerinin birleşimini kullanmak zorundayız. Bu yüzden eş anlamlı sözcüklerin bile tam karşılığının bulunacağının bir garantisi yoktur. Kaynak dil ve hedef dil farklı olduğunda bu, karmaşık hale gelmektedir. İki dil sistemi arasındaki ayrıma ek olarak, kültürel farklılıklar da çeviri faaliyetinin önünde büyük engeller oluşturmaktadır. Eugene Nida şöyle der: “Hiçbir dil, ne karşılık gelen sembollere verilen anlamlarda, ne de bu sembollerin tümcelerde ve cümlelerde düzenleniş biçimleri bakımından özdeş olmadığından, diller arasında mutlak bir uyuşma olamayacağı mantıklı görünmektedir.”

Yazar: L. Saunders

Çeviren: Erva Aksoy

Düzenleyen: Ruhan Çoban

Kaynak: UK Essays

Leave a comment